|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Kara Kutu
  |  
Dosyalar
  |  
Ekonomi
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
Hayat Bilgisi
  |  
 
DARBE

28 Şubat, düzmece raporlarla kotarıldı

1 Mart 2010 / İDRİS GÜRSOY
Siyasetin alanına müdahale etmek amaçlanmışsa, hep irtica tehdidi öne sürülmüştür. 28 Şubat’ta sahte belge, düzmece rapor, yanıltıcı ihbarlarla olağanüstü bir dönem yaşandı.

‘Ben Muhammed. Müslüman ümmetindenim. Türkiye dinsiz, laik bir memleket hâline gelmiştir. Hayatımı Mustafa Kemal dinsizliğiyle savaşa adayacağıma, Türkiye’yi bir din ve şeriat devleti hâline getirmek için mücadele edeceğime, Kemal Paşa zamanında çıkarılan dinsiz kanunların tatbikini önleyeceğime, kısa zamanda ümmet esasına dayanan şeriat devletinin kurulması için çalışacağıma, dinim, Allah’ım ve bütün mukaddesatım üzerine yemin ve kasem ederim.”

Genelkurmay Başkanlığı İstihbarat Dairesi tarafından MGK görüşmelerine sunulmak üzere Kur’an kursları dosyasında bu ant yer alıyordu. Dosyanın içindeki bir başka raporda ise şu ifadeler dikkat çekiyordu: “Kur’an kursları, Tevhid-i Tedrisat Kanunu’na ve Türk millî eğitiminin temel kanunlarına aykırı bir şekilde ve yaygın olarak yetkisiz ve niteliksiz kimseler tarafından yürütülmektedir. Söz konusu kurslarda, en körpe beyinlere Kur’an öğretilmesi bahanesiyle, laiklik ve Atatürk düşmanlığı aşılanmaktadır. Bu kursların hemen hepsinde, Kur’an kursları andı içilmektedir.”

28 Şubat 1997 tarihli Millî Güvenlik Kurulu’nun üzerinden üç-dört gün geçmişti. Toplantı öncesi oluşturulan gerginlik sürüyor, Necmettin Erbakan hükûmeti üzerindeki baskılar artırılıyordu. Kur’an kursları ve imam-hatipler psikolojik harekâtın hedefiydi. Bazı medya organları ve gazetecilere servis edilen yalan-yanlış bilgilerle Kur’an kursları ‘hücre evi’ gibi gösteriliyordu. MGK’da neler konuşulduğu, hangi raporların masaya konduğu ‘yararlanılacak’ gazetelere en ince ayrıntılarına kadar sızdırılıyordu. Bu küçük bilgiler manşetlerde, köşelerde, ekranlarda kolayca yer buluyordu. Nitekim Kur’an kursu yemin metinleri gazetelere şu manşetlerle yansımıştı: "Kuran kursunda ‘cihat’ andı" (Hürriyet), "Ürperten yemin, işte Kur’an kursu andı" (Sabah), "Yemine bak yemine" (Gözcü), "Kuran kurslarında şeriat yemini" (Radikal)...

28 Şubat’ın gerekçelerinden biri olan bu yemin aslında 40 yıl önce basılan bir kitapta da yer alıyordu. Yemin ilk kez 1960’larda gazeteci İlhami Soysal tarafından gündeme getirilmiş, o zaman bir kanıt ortaya konamamıştı. Yoksa yemin o günkü operasyon planlarından biri miydi?

MÜDAHALEYE ZEMİN HAZIRLANDI

Yemin gazetelere yansıdıktan hemen sonra dönemin Diyanet’ten sorumlu Devlet Bakanı Nevzat Ercan harekete geçti. Yeminle ilgili iddiayı ortaya koyan kurumlardan bilgi istedi. Ancak kendisine ne bilgi ne belge verildi. Ercan, araştırma sonucu raporlara yansıyan olayın soyut bir iddia olduğunu öğrendi. Yıllar sonra olayı Aksiyon’a anlatan Ercan, Kur’an kurslarında böyle bir yemin edildiğine dair Diyanet’e veya resmî kurumların hiçbirine ihbar bile gelmediğini belirtiyor.

Peki, binlerce Kur’an kursunu zan altında bırakan bu dehşet verici raporları kim hazırladı? 28 Şubat 1997’de cuntacılar kimlerle iş birliği yaptı? Medya nasıl kullanıldı? Siyaset kurumu süreci neden engelleyemedi? Muhalefet cuntacılara niçin destek verdi? Dönemin bakanlarından DYP’li Nevzat Ercan sorularımızı cevapladı.

-Kur’an kursunda cihat yemini haberlerinden sonra soruşturma açıldı mı?

Hayır. O iddia olarak geldi, gerçek olmadığını söyledik. Kur’an kursuna ilgilileri davet ettik, gelin hangi Kur’an kursuna istiyorsanız gidin, dedik. Çocuklar hafta başına okullarda olduğu gibi İstiklal Marşı ile kursa başlar, hafta sonu İstiklal Marşı ile tatile girer, söylenenin tam aksine okullarda ne yapıldı ise benzer şeyler yapılıyor kurslarda. Basına yansıdığı şekli ile hiçbir Kur’an kursunda ant okunmuş değil.

-Kapatılan kurs oldu mu?

Hayır, kapatmayı gerektirecek, yaşanmış bir şey yok ki kapatılsın.

-Raporu hazırlayanlara ‘Bu nedir?’ diye sordunuz mu?

Sorduk tabii. Hangi Kur’an kursu olduğu bilinmiyor. Bu maksatlı, belli şeylere zemin hazırlamak için ortaya atıldı. Siyasetin alanına müdahale etmek amaçlanmışsa hep irtica tehdidi öne sürülmüştür. Fadimeler, Kalkancılar, Aczimendiler... Ne oldu onlara? İnsanlar sanıyordu ki Türkiye bu, Müslümanlık bu. Bir atmosfer meydana getirip böyle bir tehdit ve tehlike var diye durumdan vazife çıkarmak, Türkçesi bu.

-Bir senaryo planlandı, oyuncular bulundu diyorsunuz.

Aynen öyle. Böyle muhal birtakım tehlikeler aslında yok ama varmış gibi senaryolar hazırlandı, ardından da postmodern darbe gerçekleştirildi.

-Asker, süreçte kimlerle, nasıl iş birliği yaptı?

TSK’yı bir kurum olarak genelleyerek ele alıyor değilim ama onun içinde darbe heveslisi cuntacılar var, bunları yaşadık; ama bunlarla beraber iş birliği içinde belli bir basın, bir sermaye vardı. Belli sivil toplum örgütleri işin içindeydi. Hatta belli bir siyasi kanat da vardı. Bir kısım siyasetçi de kendi geleceği adına çanak tutmasaydı bu darbeler kolay olmazdı. En büyük işçi sendikası, esnaf temsilcisi, konfederasyon, sermayeyi temsil eden TOBB, TÜSİAD hepsi bir araya gelmişti. Türkiye’de demokrasiye karşı bir harekât olursa evvela direnmesi gereken unsurlar o gün maalesef cuntacılarla iş birliği yaptı. Demokrasinin vazgeçilmez unsuru siyasi partiler o günkü teşebbüsün ta göbeğindeydi.

-Basın nasıl kullanıldı?

Demokrasinin olmazsa olmaz şartı olan basının darbecilerle nasıl iş birliği içinde olduğunu gördük. Her akşam TV ekranlarında Azcimendiler vardı. O Ali Kalkancı ne oldu? 70 milyonluk ülkede yüce dinimizi, kutsal değerleri kendi ticari, şehevi ve siyasi amaçlarına kullananlar yok mudur? Vardır; ama bunları siz genelleştirerek sanki Türkiye buraya doğru gidiyor, bütün Müslümanlar böyle diye bir görüntü veremezsiniz. Suç oluşturuyorsa savcısı var, hâkimi var.

-28 Şubat bütün yönleri ile ortaya kondu mu? Sorumlular hakkında bir soruşturma neden açılmıyor?

28 Şubat tartışılmadı, tartışılması da lazım aslında. O dönemin sorumluları hakkında gereken işlem yapılmalı. Gelecek adına yapılmalı. Darbeye teşebbüs deniyor, bunlar soruşturulsun. Yakın tarihte 27 Nisan e-muhtırası da var. Hükûmete verilmiş bir muhtıradır o bildiri. Kimsenin yaptığı yanına kâr kalmamalı, araştırılmalı bütün bunlar.

-28 Şubat soruşturulur mu?

O döneme ilişkin olaylar var, demokrasi askıya alınmış, müdahale edilmiştir, bunun tarafları vardır, bu suç oluşturuyorsa soruşturulması lazım. Hukuk gereğini yapmalı. Bir dönem yaşanmış olayların üstünü örtelim, o doğru değil. Bilinmeli ki kim görevini aşıyorsa yetkisini yanlış kullanıyorsa hesabı sorulur.

-Ergenekon davası ve 2003’ten sonra yapılan darbe  girişimleri var. Nasıl değerlendiriyorsunuz?

Çok farklı şeyler oldu, Türkiye değişti, dünya değişti. Türkiye bunun dışında kalamaz. Darbe dönemleri falan çok geride kaldı. TSK içinde tabii kişisel olarak farklı düşünen olabilir, darbe heveslisi olabilir, suç işleyen olabilir; ama bunu bütünü ile kuruma mal etmek, TSK’yı darbeci gibi görmek doğru değil. Genelkurmay Başkanı da söylüyor, seçimle gelen seçimle gidecek diyor, iyi niyetle söylenmiş sözler olarak kabul etmek lazım. Ama içinde var mıdır? Vardır. Pek çok defa darbenin içinde bulunmuş olanlar hâlâ orduda olunca endişeler, şüpheler oluşuyor. TSK’ya da görev düşüyor. Bütün kurumların demokrasiye inanması lazım. Bütün sorunlarımızı, bunalım dönemlerini demokrasiyi askıya almadan aşabilmeliyiz. Sıkıntılar yaşanabilir, bunalımı aşmak adına demokrasiye müdahale çare olmadı, olamazdı da zaten. Balyoz, Kafes Sarıkız, ne kadar darbe planı varsa soruşturmalar derinleştirilmeli. Darbe heveslisi oluşumlar varsa bunlar ortaya çıkarılıp cezalandırılmalı.