|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Kara Kutu
  |  
Dosyalar
  |  
Ekonomi
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
Hayat Bilgisi
  |  
 
KİTAP

Osmanlı’nın ‘Evlad-ı Şahane’leri

22 Şubat 2010 / MESUT ÇEVİKALP
Osmanlı Bahriyesi’nin pek dillendirilmeyen dinî merasimlerini, II. Abdülhamid’in donanmaya ne kattığını öğrenmek ister misiniz?

Tarihi yeniden yazmak mümkün mü? Bugünlerde sıklıkla tartışılan bu sorunun tek bir cevabı yok elbette. Hayır yazamayız; çünkü geçmişte yaşanana şahit olmadan yazmak doğru olmaz. Aynı zamanda evet yazabiliriz; o gün eksik–yanlış yazılanları bugün elde edilen yeni belge ve bulgular eşliğinde kaleme almak, doğruyu ortaya koymak pekâlâ mümkün. Bu noktada, eldeki kaynaklar üzerinde ileri teknolojinin kullanılmasıyla elde edilen yeni bilgiler tarihçileri tarihe şerh düşmeye sevk etmekte. Şüphesiz bu durum gelecek nesillerin net doğruya ulaşmasına imkân sağlamakta.

Geçen hafta piyasaya çıkan ‘Bilinmeyen Yönleriyle Osmanlı Bahriyesi’ adlı eser de geçmişi yeni belge ve bulgular eşliğinde irdeliyor. Erciyes Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Şakir Batmaz tarafından kaleme alınan kitap, yakın dönem deniz tarihimizle ilgili bilinmeyenlere cevap veriyor, bazı yanlışları düzeltiyor. Son 10 yılını deniz tarihi üzerine araştırmalara ayıran Doçent Batmaz, neredeyse Başbakanlık Osmanlı Arşivleri ile Beşiktaş Deniz Müzesi Arşivi’ndeki tüm deniz tarihi belgelerini incelemiş. Batmaz, yenilenen ve tasnifi süren arşivlerde her geçen gün yeni bir belgeyle karşılaşıldığını, elde edilen bu yeni belgelerin geçmişteki olayları yeniden yorumlamaya imkân verdiğini anlatıyor: “20 milyon civarında Osmanlıca belge, birçok nadir eser ve dönemin gazetelerini bulunduran Deniz  Müzesi Arşivi araştırmacılar için her geçen gün biraz daha sistematik hâle getiriliyor. Kitapta da ağırlıklı olarak bu arşivden istifade edildi ve konuların çoğu ortaya çıkan yeni belgelerle ele alındı. Bu yeni belgelerin bir kısmı II. Abdülhamid’in Haliç’te çürümeye terk ettiği iddia edilen zırhlılarla, bahriyelilerin unutulan bazı merasim ve âdetleriyle, gerekli bütçe bulunamadığı için bir gemide eğitim veren deniz mektepleriyle ve gayrimüslim bahriyelilerin ibadeti için gösterilen her türlü hoşgörüyle ilgili.”

Doç. Dr. Batmaz kitabın büyük bir kısmını II. Abdülhamid’e ve dönemine ayırmış. Elde ettiği yeni belgeler ışığında, ‘II. Abdülhamid’in zırhlı gemileri Haliç’te çürüttüğü iddiasını çürütüyor. Zırhlıların o dönem Haliç’te bekletildiği doğru, ama bunun sebebi Bahriye’yi bitirmek değil: “Deniz Müzesi Arşivi’ndeki belgeler dikkate alındığında, bugüne kadar bilinenin aksine II. Abdülhamid’in Haliç’teki donanmanın bel kemiği olan zırhlıların bakım ve onarımı için donanma kumandanına, bahriye nazırına ve zaman zaman da gemi kumandanlarına iradeler gönderdiği görülüyor. Bu iradelerde, Haliç’teki gemilerin zırh kalınlıklarının artırılması, toplarının eski sistem Amstrong’dan yeni sistem Krupp toplarına çevrilmesi ve sair ihtiyaçlarının karşılanması için ne kadar masraf edilmesi gerektiği soruluyor. Hatta İtalya’nın Ansaldo Firması ile de bu hususta Tersane-i Amire bir anlaşma imzalanıyor. 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı’nda bu zırhlıların daha İstanbul Boğazı’nı çıkmadan yaşattığı hayal kırıklığı belki de en çok II. Abdülhamid’i üzdü. Çünkü o iradelerinde olası savaşa karşı zırhlıların hazırlanmasını istiyordu.”

Sultan Abdülhamid Osmanlı gemilerini modernize etmekle de yetinmemiş. Donanımlı bahriyeler yetiştirmek için pek bilinmeyen üç bahriye mektebi de açtırmış. Batmaz’ın kitabında Sultan’ın kurdurduğu Tüccar Kaptan Mektebi, Torpido Mektebi ve Elektrik Mektebi hakkında detaylı bilgiler veriliyor: “Üç mektebin varlığı ilk kez bu kitapta ortaya konuldu. Son ikisinin işletilmesinde maddi sıkıntı yaşanınca eğitim bir talim gemisinde sürdürülür. Abdülhamid’in bu okulların ders müfredatından iaşesine kadar her şeyiyle bizzat ilgilenmesi, “evlad-ı şahanem” dediği mektep talebelerine Kâğıthane’de her yıl piknikler, Yıldız’da iftarlar, Moda’da uluslararası kayak yarışları düzenlemesi bahriyeye verdiği değeri gösteriyor âdeta. Sultan’ın bunun yanında yurt dışında bahriye alanındaki gelişmeleri yakinen takip etmeleri için bir kısım öğrenciyi burslu olarak Avrupa’ya göndermesi de çok önemli.”

Bilinmeyen Yönleriyle Osmanlı Bahriyesi’ni önemli kılan bir diğer unsur da bahriyelilerin dinî merasimlerini ortaya çıkarması. Osmanlı, Tersane-i Amire’de istihdam edilen Hıristiyan, Yahudi ve Müslüman personelin ibadetlerini rahatça yerine getirmelerini sağlamış. Dinî günlerde verilen izinlerin yanı sıra, donanma sefer hâlindeyken bile kutsal günlerde karaya yanaşılmış, gayrimüslim personelin en yakın kilise veya sinagoga gitmelerine izin verilmiş. Abdülmecid döneminde de her gemiye birer papaz tayini için donanma kumandanı talepte bulunmuş. Doç. Dr. Batmaz, donanmanın sefere çıkışında önce Eyüp Sultan Camii’nde Buhari-yi Şeriflerin okunduğunu, her bir geminin grandi direğine iki rekât namaz eda edildikten sonra Mushaflar asıldığını, gemilere tayin edilen imamlarla namazların toplu kılındığını, gemilerde sık sık zafer duasının yapıldığını, Bahriye Matbaası’nda bastırılarak Osmanlı’nın en ücra köşelerine dağıtılan Kur’an-ı Kerim’leri de anlatıyor. Osmanlı gemilerinin yüzyıllar boyunca şehitlikler önünden geçerken yaptıkları dinî merasimleri, II. Abdülhamid’in aldırdığı denizaltıların hikâyesini de biz anlatmayalım, siz kitaptan okuyun.