|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Kara Kutu
  |  
Dosyalar
  |  
Ekonomi
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
Hayat Bilgisi
  |  
 
KİTAP

28 Şubat’ın ‘sakıncalı denizci’si

8 Şubat 2010 / ZEYNEP ÇAPANOĞLU
Edebiyatçı kimliğiyle tanınan İskender Pala, 28 Şubat’ta binbaşı iken ordudan atılan bir askerdi aynı zamanda. Atılmasını hızlandıran, dönemin Kuzey Deniz Saha Komutanı İlhami Erdil ile Recep Tayyip Erdoğan arasında geçen bir diyalog olmuş.

İskender Pala, pek bilinmeyen bir kimliğiyle okur karşısında. Bu kitapta, 28 Şubat’ın en hararetli anında, 15 yıllık zorunlu görevinin dolmasına bir ay kala binbaşı rütbesiyle ordudan atılan asker İskender Pala var. Kısa bir süre öncesine kadar kendisini davet eden kapıların, askerden atıldıktan hemen sonra birer birer nasıl yüzüne kapatıldığını anlatan ünlü ama yalnız bir edebiyatçı var. Pala’nın 15 yıllık hikâyesini okuyunca atılma anında yaşadığı psikolojinin ne kadar ağır olduğunu anlamak güç değil.

Elbette çekirdekten Harbiyeli değil Pala. Edebiyat fakültesinden sonra bölüm başkanının kasti tutumu nedeniyle asistan olamayınca, Deniz Kuvvetleri’nin açtığı öğretmenlik sınavı için gönülsüz de olsa Ankara’nın yolunu tutmuş. Sınavı kazanmış kazanmasına ama göreve gitmemiş. Nihayetinde akademik kariyer hayalinin büsbütün suya düştüğü hissiyle tekrar öğretmen subay adayı olduğunda ‘tanınan, iyi bir adaydır’ denilip kabul edilmiş.

Pala kısa bir süre sonra askerlik mesleğine uygun olmadığını anlar, üstelik o güne kadar bir türlü açılmayan üniversitede kariyer yolu sonuna kadar açılır. Heyhat, 15 yıl beklemesi gerekmektedir bunun için. Bekler de. Ama 1 ay kala... Asker, Refah-Yol hükûmetinin atılmalara itiraz edeceği hesabıyla listeyi bir hayli kabarık tutmuştur, ama hükûmetten tek bir itiraz gelmeyince de listedekilerin hepsini atmıştır. Atılanlar arasında o da vardır. 1997’nin ocak ayazında orta yerde kalakalmıştır.

Aslında, çok önceleri ‘sakıncalı piyade’ muamelesi görür, asıl işi olan öğretmenlikten uzaklaştırılır. ‘İlk ve son kez’ dediği, çünkü hep tedbirli olacaktır bunun için, namaz kılarken yakalanır(!), eşi başörtülü olduğu için çocuklarıyla orduevinden de deyim yerindeyse atılır, yaptığı itirazlar üzerine ‘had’di bildirilir, tayinlerin ardı arkası kesilmez…

Bir taraftan aralıksız sürdürdüğü divan edebiyatı çalışmaları, Boğaziçi Üniversitesi’nde ders vermeler, doktora, doçentlik, daha askerken tanınan bir edebiyatçılığa yükseliş, eski yazıyı ve arşivleri iyi bilen bir kişi olarak 28 Şubat’a kadar üç Deniz Kuvvetleri Komutanı ile çalışması, Deniz Kuvvetleri’ne 7-8 kitap kazandırması… Bir taraftan ötekileştirilirken, bir taraftan faydalı bir asker olarak en üst düzeyde karşılanır. Sözgelimi ünlü Kardak krizinde en gizli arşivler ona açılır ve konunun tarihî arka planı ona emanet edilir. Hayatında ilk ve tek disiplin cezasını bir şehidin cenaze namazına katıldığında cemaatle birlikte saf tuttuğu anda bütün apoletli bakışların kendisine döndüğünü iliklerine kadar hissettiği bir günün ertesinde ‘kısa kollu gömlek giyme’den alır.

28 Şubat’ta atılmasını hızlandıran şey ise İlhami Erdil’le o zamanın İstanbul Belediye Başkanı Tayyip Erdoğan’ın arasında geçen diyalog olur. Barbaros Hayrettin Paşa Türbesi’nin restorasyonu ile ilgili çalışmalar söz konusudur; İlhami Erdil bir tören sırasında Erdoğan’a konunun belediye ile ilgili taraflarının olduğundan, maddi desteğe de ihtiyaç duyulduğundan söz eder, konuyla İskender Pala diye bir askerin ilgilendiğini söyler laf arasında. O günlerde Pala muhafazakâr çevrelerde de tanınmaktadır, Erdoğan, “Ha!.. Siz bizim İskender’den bahsediyorsunuz!..” der, gayr-i ihtiyari. Anlaşılan o ki atılmasına o dakika karar verilmiştir.

Kitabın bir başka yerinde, Kuzey Deniz Saha Komutanı İlhami Erdil’in, Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya’nın her konuşmasını (direktiflerini) teybe kaydettiğini, özellikle de yürürken uzun boylu Erkaya’nın yanında elinde teybiyle Erdil’in ilginç bir manzara oluşturduğunu kaydediyor Pala.   

Bazı komutanlar Pala’nın çalışmalarına değer verir, hatta çalışması için alan açar; ancak bu hem istisnai bir durumdur hem o komutanın görev süresiyle sınırlıdır. Hoş, en son çalıştığı, pek çok çalışmasından istifade ettiği anlaşılan Güven Erkaya atılmasına imza koyan komutan olur. İşler düzelsin diye Erbakan’a oy verir, İsmail Hakkı Karadayı’nın da genelkurmay başkanı olmasını ister, yine her ikisinin imzasıyla ordudan atılır.

İskender Pala’nın bütün satırlarında asker ocağına olan saygısı sonuna kadar hissediliyor. Ancak anlattıkları askeri ve adını andığı pek çok kişiyi rahatsız edecek cinsten. Sağ eleştirisi de kendini belli ediyor kitapta. Solun kamuoyu oluşturmadaki gücü ve araçları karşısında pasif tutum sergileyen, ‘sakıncalı piyade’ ile yakın temas kurmaktan imtina eden bir sağ da Pala’nın hedefinde aynı zamanda. Kritik anlarda özellikle 28 Şubat’ta yalnız bırakıldığında bunu hissetmiş sonuna kadar. YAŞ kararlarıyla ordudan ilişiği kesilen ve neredeyse hiçbir yerde işe yerleşmemesi için çaba gösterilen 3 bin kişi var. Empati kurabilmek için aslında 2003’te yazılan İki Darbe Arasında mutlaka okunmalı.