|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Kara Kutu
  |  
Dosyalar
  |  
Ekonomi
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
Hayat Bilgisi
  |  
 
DARBE

Balyoz, Türk tipi Baas’ı ortaya çıkardı

1 Şubat 2010 / İDRİS GÜRSOY
Türkiye, iki haftadır Balyoz isimli darbe planı ile çalkalanıyor. Sosyoloji profesörü Mücahit Bilici’ye göre, planın asıl amacı Saddam’ın bir zamanlar Irak’ta uyguladığı Baas tipi bir rejimdi.

 

‘Türkiye’deki örneği Irak ve Suriye vakalarından ayıran şey askerî boyutun tam olarak görünür olmamasıdır. Balyoz darbe planı işte bu boyutu görünür hâle getirmekle bir ‘Türk Baas Partisi’nin nasıl bir şey olacağını görme imkânı sunmuştur.’ diyor Mücahit Bilici. ABD New York Üniversitesi’nde sosyoloji profesörü olan ve Türkiye’deki gelişmeleri yakından takip eden Bilici, Ergenekon iddianamesi ortaya çıktığında ‘Türkiye için yakın tehlike Baasçılık’ başlıklı makalesi ile dikkat çekmişti.

Balyoz darbe planı hayata geçirilseydi Türkiye bugün rejimi değişmiş bambaşka bir ülke olacaktı. 12 Eylül Bayrak Harekâtı’nı model alarak yönetime el koyacak cunta, her şeye nüfuz edecek güçte görüyordu kendini. 2003’te planlanan ancak sonuçlanmayan darbe, 12 Eylül’den farklıydı. Balyoz’la Türkiye’nin rejimi tamamen değişiyordu. 12 Eylül darbe yönetimi, Turgut Özal ile birlikte başlayan liberal denilebilecek politikalara ses çıkarmadı. Ancak Balyoz planına göre Türkiye tamamen dışa kapatılıyor, âdeta Baas tipi bir rejime doğru sürüklenmek isteniyordu. Bu çerçevenin dışında kalan asker ve bürokrat kadroları darbe sonrası görevden almayı planlayan cunta, ülkeyi demir yumrukla yönetecek bir kadroyu iş başına getirecekti. Peki, Balyoz planındaki Baasçı izler neler? Türkiye’yi nasıl bir rejim bekliyordu?

BAASÇILIK ÜÇÜNCÜ DÜNYALIDIR

New York Üniversitesi (City University of New York) sosyoloji profesörü Mücahit Bilici, Türkiye’de uygulanmak istenen Baasçılık’ın nasıl doğduğunu, nasıl bir sistem olduğunu, Balyozcularla Baasçılık’ın ilişkisini, Balyoz’un Baas rejimini nasıl görünür hâle getirdiğini anlattı.

-Baasçılık nasıl bir ideolojidir?

Basçılık, Avrupa’dan özellikle de Almanya Nazizminden ve Stalin komünizminden etkilenmiştir. Alternatif yol olarak geliştirilmiştir. Avrupa’ya bakıp kendi ülkesinin beşerî sermayesinde bir ümit görmeyen, ondan utanan ve o sermayeyi şiddet ile adam etmeyi şiar edinmiş insanların tercih ettiği yoldur. Bu sebeple kitlelerin ideolojisi değildir. Azların ve azınlıkların ideolojisidir. Basit bir örnekle anlatırsak demokrasi ile farkı şu; mağazada bir malı görüp beğenen müşteri, (alım) gücü yeterse onu alıp evine götürebilir. Buna demokrasi diyoruz. Ancak çok beğendiği hâlde elinde alım gücü (arkasında meşru halk desteği) olmayan birinin o malı ya zorla ya da gizlice alıp evine götürmesi mümkündür. Buna da Baasçılık diyoruz.

-Baasçılıkta ortaya çıkan önemli özellikler neler?

İdeolojik bir obsesyon, gizlilik ve zor kullanma. Özetle Baasçılık sonradan görme kimi üçüncü dünya okumuş-yazmışlarının öfkeli, itimatsız, hileli kurtarıcılık programıdır. Baasçılık teorik olarak askerî olmasa bile pratikte hep askerî olmuştur. Başka seçeneği yoktur.

-Baasçılığın sacayaklarında ne var?

Milliyetçilik, laiklik ve solculuk. Bunlar önemine göre sıralanmıştır ve birbirleri ile çelişmez. Başkalarına bakıp ‘Niye bizde yok?’ diye öfkelenen bir zihniyet başkasının gittiği yoldan (milliyetçilik) gider ama aynı imkânlara sahip değildir. Halk dindardır, Müslüman’dır. O hâlde laiklik şartı gelmiştir. Baasçılık solcudur çünkü mağdurlara bir kurtuluş reçetesi, bir ittihat projesi olarak geliştirilmiştir. Su hâlde Baasçılık, orijini itibarıyla Batı’ya karşı hissedilen aşağılık kompleksinden bunalan ancak elindeki halk malzemesi ile kendi projesini gerçekleştirme şansı olmadığı için azınlık/elit bir grubun iktidara gelmek ve iktidarda kalmak için nihai olarak askerî ve zorba metotlar kullanmasıdır.

-Baasçılık despot bir yönetim anlayışı mıdır?

Evet, zira Baasçılar ne hükmetmek istedikleri halka ne de halkı onların üstünlüğünden kurtarmak istedikleri yabancı güçlere güven duyar. Güvensizlik ve güç yetersizliği sebebiyle Baasçı rejimler mutlak surette şiddete müracaat eder. Baasçılık zati olarak şiddete mahkûm bir rejimdir. Kitlesel işkence ve hapislerle yahut tedhiş yoluyla sindirmelerle bir arada anılması bu yüzdendir. ‘Halka rağmen halk için’ düşüncesi ile halkı kurtarmak için aynı halkı kurban hâline getirirler. Yüz binlerce insanın ölmesi veya hapse atılması gerekir, çünkü geniş halk kitlelerinin başka türlü tedhiş ve terbiye edilmesi zordur. Irak ve Suriye’de tarihsel Baas Partisi bahsettiğimiz özellikler çerçevesinde iktidara gelmiş ve hükmetmiştir.

-Balyoz’daki ideoloji nereden besleniyor?

Türkiye’de Balyoz darbe planını geliştirenler bu hâlet-i ruhiyeye sahip insanlardır. Halka rağmen halk kurtarıcılığı. Özünde tutucu bir laiklik ve dâhilde dışlayıcı bir milliyetçilik ve hariçte herkesi düşman gören bir solcu üçüncü dünyacılık. Türkiye’de ulusalcılık bu özelliklerin üçünü de bünyesinde barındırmaktadır. Türkiye’deki örneği Irak ve Suriye vakalarından ayıran şey askerî boyutun tam olarak görünür olmamasıdır. Balyoz darbe planı işte bu boyutu görünür hâle getirmekle bir Türk Baas Partisi’nin nasıl bir şey olacağını görme imkânı sunmuştur. Baasçılığın bazı azınlık kimliklerini çoğunluk üzerinde tahakküm kurabilmek için kullanması zorunludur. Bu tarz ideolojik ve bazen da direkt cemaatsel bir dayanışma tek başına iktidara gelemeyecek olanların iktidarlarını korumak için verdikleri bir rüşvettir. Türk Baasçılığının mezhep renginin, sadece kitlesel destek arayışından ibaret olduğunu, bu mezhebe mensup olanların da unutmaması lâzım.

27 MAYIS VE 9 MART’TA DA DENENDİ

Çetin Doğan’ın sokak eylemleriyle içinde yer aldığı 27 Mayıs darbesinde Mısır Baasçılığı örnek alınmıştı. Tarihe ‘9 Mart Cuntası’ olarak geçen darbe teşebbüsü de Baasçı bir deneme idi. Yaklaşık 40 yıl önceki bu darbe teşebbüsünün en faal isimlerinden biri, Ergenekon davasında yargılanan İlhan Selçuk’tu. Baasçılık ‘asker-sivil’lerden oluşan bir azınlık diktasını savunuyordu. 1960’lı yılların sonunda başlayan ve 70’li yılları da kapsayan öğrenci hareketlerini başlatan, bu Baasçı iktidar arayışıydı. 9 Mart darbe teşebbüsünün hemen öncesinde aniden tırmanan şiddet olayları darbenin ön hazırlığı idi.

Balyoz planında da darbeye zemin hazırlamak için benzer ama daha şiddetli eylemler öngörülüyordu. Balyoz planı partileri kapatırken ülkenin sahip olduğu bütün değerleri hedef alıyordu. Atatürkçülük maskeydi. Atanmış bir hükûmet işbaşına gelecek, ülke çapında tutuklamalar yaşanacaktı. Hapishaneler yetmeyeceği için stadyumlar cezaevine çevrilecekti. Kamu kurumları ve özel kurumlarda hızla tasfiyeye gidilecek, bütün kilit görevlere askerler atanacaktı. Terör sorununun çözümü için İsrail tipi sert önlemler alınacak, Kürtlerin başı ezilecekti. Silahlanmaya daha fazla kaynak aktarılacaktı. Özel okullar ve vakıf üniversiteleri kamulaştırılacaktı. Kapalı ekonomiye geçilecek; IMF ve Dünya Bankası’na mesafe konulacaktı. Banka genel müdürlüklerine ve İMKB’ye emekli asker gelecek, bankacılık işlemleri geçici olarak durdurulacaktı. İslami sermayeye, yabancılara ve azınlıkların şirketlerine ait hesaplara el konulacak, faizsiz bankacılık sistemi kaldırılacak, iç ve dış borç faizleri silinecekti. Devlet ve rejim aleyhtarı unsurlara meyilli basın ve yayın organları kapatılacaktı. Fişlenen gazeteciler tutuklanacaktı.

 

 

Suriye’de Nuseyriler orduda etkili Suriye’de Hafız Esad’ın Baasçılığı, nüfusun yüzde 15’ini teşkil eden mezhep azınlığına dayanıyordu. Orta Doğu’da en uzun süre iktidar koltuğunu koruyan liderlerden biri olan Hafız Esad bu kökenden geliyordu. Fransızlar kurdukları Suriye ordusunun subay kadrolarında ülkenin çeşitli azınlık gruplarına öncelik verdiler: Nusayriler (Aleviler), Dürzîler, İsmailîler ve Kürtler, Suriye ordusunda toplumda olduğundan daha avantajlı bir yer edindi. Ancak zamanla Nusayrîler dışında kalan azınlık grupları ordu içindeki nüfuzunu kaybetti. Nusayrî subaylar, Suriye ordusuna egemen oldu. Genel olarak baktığımızda, bütün kadro içinde, Sünnîler çoğunluktaydı ancak etkin değillerdi.

 
 
DARBE  Diğer Haberler