Temsilcilik kağıt üstünde kaldı: Dijital reklam gelirleri Türkiye'den yurt dışına akıyor
Türkiye'de 2020 düzenlemesiyle günlük erişimi 1 milyonu aşan sosyal medya platformlarına getirilen temsilcilik yükümlülüğü, uzmanlara göre uygulamada sınırlı sonuç verdi. Bu durum, dijital reklam gelirlerinin yurt dışına aktarılmasıyla birlikte ülke ekonomisinde vergi kaybı ve cari açık baskısı oluşturuyor.
Temsilcilikler sembolik kaldı
Bilişim Uzmanı Prof. Dr. Ali Murat Kırık, temsilcilik zorunluluğunun kağıt üzerinde karşılandığını, ancak bu şirketlerin Türkiye'de gerçek, faal ofis ve veri yapılanması kurmadığını vurguluyor. Kırık, mahkemelerin bilgi taleplerine karşılık olarak genelde 'veriler yurt dışında' yanıtı verildiğini, bunun da temsilciliklerin işlevini büyük ölçüde ortadan kaldırdığını belirtiyor.
Reklam gelirleri ve ekonomik etkileri
Kırık'ın değerlendirmesine göre dijital reklam pastası hızla büyüyor: 2024'te 158 milyar TL olan dijital reklam harcamalarının 2025'te 200 milyar TL seviyesine yükseldiği belirtiliyor. Ancak bu büyümenin önemli bir kısmı, gelirin yurt dışı merkezli platformlara aktarılması nedeniyle Türkiye'de katma değer üretimine dönüşmüyor; geleneksel medya gelir kaybı, istihdam azalması ve yerli medya yapısının zayıflaması gibi sonuçlar doğuyor.
Vergi oranı düşüşü ve şeffaflık sorunları
Kırık, dijital hizmet vergisindeki düşüşün de dikkat çekici olduğunu vurguluyor: 2025'te %7,5 olan verginin 2026'da %5, 2027'de %2,5 seviyesine gerileyeceğinin öngörüldüğünü aktarıyor. Gelirlerin artmasına rağmen vergi oranlarının düşmesinin, cari açığı derinleştirebileceği uyarısında bulunuyor. Platformların gelirlerini şeffaf şekilde açıklamaması, açıklanan rakamların gerçeği yansıtmadığı ve gerçek hacmin daha büyük olabileceği endişesini artırıyor.
Hukuki uygulamada zafiyet
İstanbul Aydın Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Volkan Dülger, temsilciliklerin genellikle hukuki taleplere yanıt vermek amacıyla kurulduğunu, fiilen bir şirket şubesi niteliği taşımadığını söylüyor. Dülger'e göre vergi hukukunun temel ilkelerinden biri olan "kazancın elde edildiği yerde vergilendirme" prensibi uygulamada yeterince işletilemiyor; Türkiye'deki kullanıcıya ulaşarak gelir elde eden platformların burada vergilendirilmesi gerekirken pratikte önemli boşluklar bulunuyor.
Influencer ekonomisi ve denetim sorunu
Dülger, sosyal medya reklamlarının e-ticaretin temel unsurlarından biri haline geldiğini ve influencer ekonomisinin büyüdüğünü vurguluyor. Ancak bu gelirlerin ne ölçüde vergilendirildiğinin tartışmalı olduğunu, mevcut düzenlemelerin geleneksel medya ile dijital platformlar arasında eşitsizlik oluşturduğunu belirtiyor.
Sonuç: Medya daralıyor, cari açık baskısı artıyor
Uzmanların ortak değerlendirmesi şu: sosyal medya şirketlerinin Türkiye'de gerçek bir ekonomik ve hukuki varlık göstermemesi, bir yandan yerli medyanın küçülmesine yol açarken diğer yandan milyarlarca liralık reklam gelirinin yurt dışına akmasına ve cari açığın büyümesine neden oluyor. Temsilciliklerin sembolik yapıda kalması, hem hukuki süreçleri zorlaştırıyor hem de vergi gelirlerinin beklenen düzeyde toplanmasını engelliyor.
Öne çıkan noktalar: Temsilcilik uygulamasının sınırlı işlevi, dijital reklam gelirlerinin 158 milyar TL'den 200 milyar TL'ye yükselen büyüklüğü, dijital hizmet vergisindeki %7,5'ten %2,5'e gerileyen planlı düşüş ve gelir şeffaflığı eksikliği, ekonomide hem doğrudan vergi kaybına hem de dolaylı olarak cari açık riskine işaret ediyor.
2020 YILINDA YAPILAN YASAL DÜZENLEMEYLE GÜNLÜK ERİŞİMİ 1 MİLYONU AŞAN SOSYAL MEDYA PLATFORMLARINA TEMSİLCİLİK AÇMA ZORUNLULUĞU GETİRİLDİ