Hrant üzerinden nemalanmaya çalışılmasından duyduğu rahatsızlığa, söz konusu makaleyle tuz biber ekildiğini anlıyoruz şu satırlarından: “Bu makaleyle Temelkuran büyük bir cesaret örneği verdiğini, meslektaşlarına öncülük ettiğini düşünmüş. Ama ne yazık ki sonuçta patetik ve doğruyu söylemek gerekirse gülünç bir değerlendirmede karar kılmış. Buna göre Temelkuran’ın Habertürk gazetesinden çıkarılması, meğerse hükümetin Hrant’ın öldürülmesine kadar geri giden baskı stratejisinin sonucuymuş. Anlaşılan aslında Hrant’ın üzerine gidilmesinin ve katledilmesinin ardındaki esas irade hükümete aitmiş.” Temelkuran’ın temeli çürük iddialarıyla gerçekleri birbirine bağlamak için tutuklu gazeteciler Ahmet Şık ve Nedim Şener’i asma köprü mantığıyla kullandığını da belirtiyor Mahçupyan: “Hrant’ın ölümünün perde arkasının sanki sadece bu iki gazeteci tarafından araştırıldığını ima ediyor. Bunun yanlışlığı bir yana, Şener’in kitabı polisteki bilgileri açığa çıkarma açısından yararlı olmakla birlikte, siyaseten askeri kollamayı da hedefliyor izlenimi vermekte. Şık’ın kitabı ise bu konuyla hiçbir ilgisi olmadığı gibi, Gülen hareketinin devlete nüfuz etmiş olduğunu kanıtlamak üzere kaleme alınmış. Ayrıca Şener yazmış olduğu değil, Hanefi Avcı adına yazılmış olan bir başka kitapla ilgili olarak suçlanıyor.” Mağduriyetlerin ideolojikleştirilmesine şiddetle karşı çıkıyor Mahçupyan, “Hrant’ın buna müdanasızca alet edilmesi ancak ahlaksızlık olarak değerlendirilebilir. Çünkü sadece gerçekler çarpıtılmıyor, katledilmiş bir insanın bizzat kendisi çarpıtılarak, gerçeklerin yeniden kurgulanmasına harç yapılıyor.”