1973 Yom Kippur Savaşı ve günümüze uzanan izleri
Yarım yüzyıl önce yaşanan 1973 Yom Kippur (Kefaret Günü) Savaşı, 7 Ekim Aksa Tufanı operasyonu ve sonrasındaki Gazze saldırılarıyla doğrudan aynı koşulları paylaşmasa da, bölgesel dengeler, politika tercihleri ve yerleşim stratejileri bakımından günümüze ışık tutuyor. Orta Doğu uzmanı Zahide Tuba Kor'un analizinde, 1973'ün seyrinin ve sonuçlarının bugünkü Filistin-İsrail dinamiklerini nasıl biçimlendirdiği ayrıntılı olarak değerlendiriliyor.
Sürpriz saldırı, süper güç müdahalesi ve savaşın seyri
Mısır ve Suriye, 1967 yenilgisinin getirdiği kibre karşılık, Yahudilerin en kutsal gününde sürpriz bir saldırı başlattı. Başlangıçta İsrail mevzileri geriledi; ancak ABD, tarihin o güne kadarki en büyük hava köprüsünü kurarak İsrail'e geniş çaplı askerî ve lojistik destek sağladı. Sovyetler Birliği ve ABD'nin müdahil olduğu çatışma, belirgin bir galip olmadan yaklaşık yirmi günde sona erdi.
1973 Savaşı İsrail'in yenilmezlik mitine ağır darbe vurdu: Savaşta çok sayıda İsrail askeri esir alındı, 2 bin 700'ü öldürüldü. Bu sonuç, ordunun, siyasetin ve toplumun üzerinde derin psikolojik ve ideolojik etkiler bıraktı.
“Karşı saldırımız Arapların kolektif bilinçlerinde ulusal bir travmaya yol açacak şekilde şiddetli, yıkıcı, acımasız ve gaddarca olmalı...” şeklindeki Maariv başyazısı, savaş sonrası askeri doktrin ve kamu söylemini gösteren çarpıcı bir örnek olarak kayda geçti.
İç siyaset, toplumsal yarılma ve ABD yardımı
Savaş, İç siyaset ve sosyokültürel yapıda önemli kırılmalara yol açtı. Başbakan Golda Meir 1974'te istifa etti; yerine İzak Rabin geçti. 1977 seçimleriyle Aşkenazi elitin karşısında Sefarad ve Mizrahilerden oluşan geniş bir seçmen tabanı Likud'u iktidara taşıdı. Bu değişim, İsrail siyasetinde sağın ve revizyonist söylemin güçlenmesine zemin hazırladı.
Ekonomik ve askerî açıdan da sonuçlar belirgindi: 1968'de 77 milyon dolar olan Amerikan yardımı, 1975'te 1 milyar doları aştı; Mısır'la barış sonrasında ise yıllık 2–3 milyar dolarlık yardımlar sürekli hale geldi. 1973, İsrail'in dışa bağımlılığını gözler önüne serdi.
1973'ün uluslararası etkileri: Filistin gündeme taşındı
ABD'nin açık desteğine tepki olarak Arap ülkeleri petrolü diplomatik bir araç olarak kullandı; bu sayede Filistin meselesi küresel gündeme taşındı. 1974'te Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ), Arap Birliği ve Birleşmiş Milletler'de Filistinlilerin tek meşru temsilcisi olarak tanındı ve FKÖ'ye BM'de gözlemci statüsü verildi. İsrail, uluslararası alanda belirli bir diplomatik yalnızlık yaşadı ve gerçek destekçisinin ABD olduğunu gördü.
Mısır'la barışın bölgesel sonuçları
Mısır-İsrail barışı bölgesel dengeleri yeniden şekillendirdi. Menahem Begin'in liderliğindeki İsrail, Sina'dan çekilerek tek güçlü Arap devletle çatışma olasılığını ortadan kaldırdı; buna karşın Gazze ve Batı Şeria'daki işgal uygulamaları derinleşti. Begin ve Mısır liderinin birlikte aldığı Nobel Barış Ödülü, bölgesel meşruiyet kazanımı sağlarken İsrail'e yeni stratejik imkanlar sundu.
Yerleşim politikaları: Guş Emunim, Drobles Planı ve sistematik yayılma
1977 sonrası iktidar değişimiyle birlikte yerleşimci hareket güçlendi. Guş Emunim öncülüğünde geliştirilen stratejiler, Dünya Siyonist Örgütü manifestosuna Drobles Planı olarak yansıdı. Buna göre işgal altındaki topraklarda yerleşim merkezleri hızla kuruldu; Batı Şeria'da kamu ve işlenmemiş arazilerin ele geçirilmesine yönelik uygulamalar hayata geçirildi.
Sayısal büyüme örnekleri: Batı Şeria'da yaşayan İsraillilerin sayısı 1977'de 3 binken, 1981'de 21 bine ve 1986'da 100 bine ulaştı. Ordu, kamu arazilerini düşük bedelle müteahhitlere vererek ve vergi muafiyetleriyle yerleşimleri teşvik etti; kamu arazilerinin piyasa değerinin %5'ine satış gibi uygulamalar dikkat çekti.
Yerleşimcilerin pratiği ve gündelik baskı
Likud döneminde dindar milliyetçi yerleşimcilere hem silah hem de hareket alanı tanındı. Bu gruplar, zamanla yasaların üzerinde hareket ettiklerini, Filistinlilere yönelik zorlayıcı ve yer yer şiddet içeren yöntemleri benimseyerek göçe zorlama pratiklerini uyguladıklarını gösterdiler. Bu dinamikler, Filistinlilerin yaşam alanlarını daraltan kapsamlı bir sistemin parçası oldu.
1973 ve 7 Ekim arasında kurulan tarihsel köprü
Yom Kippur Savaşı, doğrudan Filistin için planlanmış bir savaş olmasa da, onu takip eden diplomatik adımlar, barış süreçleri ve yerleşim stratejileri Filistin davasının uluslararası konumunu, İsrail siyasetini ve bölgesel dengeleri uzun vadede belirledi. 7 Ekim Aksa Tufanı operasyonu ile akabindeki Gazze saldırıları sürecinin doğru okunabilmesi için 1973 sonrası ateşkes ve zorlu barış süreçlerinin dinamiklerini anlamak önem taşıyor. Süre ve vahşet bakımından farklılıklar olsa da, iki dönem arasında kapsamlı ve dikkat çekici benzerlikler bulunuyor.
Kaynakça
David Hirst, Silah ve Zeytin Dalı: Ortadoğu’da Şiddetin Kökenleri, İyidüşün Yayınları.
Avi Shlaim, Demir Duvar: İsrail ve Arap Dünyası, Küre Yayınları.
Ilan Pappe, Yeryüzünün En Büyük Hapishanesi: İşgal Altındaki Toprakların Tarihi, Küre Yayınları.
William Cleveland, Modern Ortadoğu Tarihi, Agora Yayınları.
Zahide Tuba Kor, Orta Doğu uzmanı, yazar ve mütercimdir.
Makalelerdeki fikirler yazara aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.