Obeziteyi sadece kilo olarak görmemek gerekiyor

Doç. Dr. Celil Uğurlu'ya göre obezite sadece kilo değil; VKİ, bel çevresi, yağ dağılımı ve eşlik eden metabolik hastalıklar birlikte değerlendirilmeli.

Yayın Tarihi: 15.09.2026 10:15
Güncelleme Tarihi: 15.09.2026 10:15

Obeziteyi sadece kilo olarak görmemek gerekiyor

Obeziteyi yalnızca tartıdaki kilo olarak değerlendirmeyin

Medical Park Tokat Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Celil Uğurlu, obezitenin yalnızca tartıdaki sayıdan ibaret bir sorun olmadığını vurguluyor. Uğurlu'ya göre vücut kitle indeksinin 30 kg/m ve üzerinde olması önemli bir gösterge olsa da tek başına değerlendirme için yeterli değil. Özellikle karın bölgesindeki yağlanmanın artışı, metabolik riskleri belirgin biçimde yükseltiyor.

Değerlendirmede dikkate alınması gereken ölçütler:

Uğurlu, obezite değerlendirmesinde vücut kitle indeksi yanında bel çevresi, yağ dağılımı ve eşlik eden hastalıkların göz önünde bulundurulması gerektiğini belirtiyor. Aynı VKİ değerine sahip iki kişinin metabolik riskleri ve yağ dağılımı farklı olabileceği için diyabet, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği, karaciğer yağlanması, uyku apnesi, reflü ve eklem problemlerinin varlığı değerlendirme sürecinde belirleyici oluyor.

Metabolik değerlendirme için kan şekeri, HbA1c, lipid profili ve karaciğer fonksiyonları gibi parametreler; ayrıca hastanın beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite düzeyi ve önceki kilo verme girişimleri tedavi planının temel taşı olarak ele alınıyor.

Obezitenin ilişkilendiği hastalıklar ve tedavi hedefleri:

Doç. Dr. Uğurlu, obezitenin yalnızca yağ dokusunun artması anlamına gelmediğini, bununla birlikte insülin direnci ve tip 2 diyabet başta olmak üzere hipertansiyon, yüksek kolesterol ve trigliserid, kalp-damar hastalıkları, karaciğer yağlanması, uyku apnesi, reflü, safra kesesi hastalıkları ve eklem problemleri ile ilişkili olduğunu hatırlatıyor. Ayrıca obezitenin bazı kanser türleri için de risk artışıyla bağlantılı olduğuna dikkat çekiliyor.

Bu nedenle obezite tedavisinin ana hedefi sadece kilo kaybı sağlamak değil; obeziteye bağlı hastalıkların önlenmesi, mevcut hastalıkların kontrolünün kolaylaştırılması ve hastanın yaşam kalitesinin artırılması olarak tanımlanıyor.

Cerrahi seçenekler ve kimler için uygun olacağı:

Diyet ve egzersizle yeterli ve kalıcı kilo kaybı sağlanamayan vakalarda obezite cerrahisi gündeme gelebilir. Uğurlu, vücut kitle indeksi 40 kg/m ve üzerinde olan hastalarda eşlik eden hastalık olmasa bile cerrahi değerlendirilebileceğini söylüyor. VKİ 35-39,9 kg/m arasında olanlarda ise tip 2 diyabet, hipertansiyon, uyku apnesi, karaciğer yağlanması ya da eklem problemleri gibi eşlik eden durumlar veya cerrahi dışı yöntemlerle kalıcı kilo verilememesi cerrahi endikasyonunu güçlendiriyor.

Ameliyat kararının sadece VKİ değerine göre verilmediği; hastanın genel sağlık durumu, önceki kilo verme çabaları ve ameliyat sonrası yaşam tarzı değişikliklerine uyum potansiyelinin birlikte değerlendirildiği vurgulanıyor.

Yöntem seçimi ve cerrahinin etkileri:

Obezite cerrahisinde sık tercih edilen yöntemler arasında tüp mide ve gastrik bypass yer alıyor. Tüp mide ameliyatında midenin büyük bir bölümü çıkarılarak hacim küçültülürken, gastrik bypassta küçük bir mide poşu oluşturulup ince bağırsağın bir bölümü bu poşa bağlanıyor. Hangi yöntemin seçileceği hastanın kilosu, reflü ve diyabet durumu, beslenme alışkanlıkları ve genel sağlık profiline göre belirleniyor.

Ameliyatlar sadece kilo azaltmakla kalmayıp bağırsak ve iştah hormonlarındaki değişiklikler aracılığıyla kan şekeri kontrolünde de iyileşme sağlayabiliyor. Bu sayede tip 2 diyabet, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği, uyku apnesi ve karaciğer yağlanması gibi metabolik sorunlarda olumlu gelişmeler gözlenebiliyor. Başarıyı değerlendirirken sadece verilen kiloya değil, metabolik sağlıkta sağlanan düzelme, ilaç kullanımındaki azalma ve yaşam kalitesindeki artış da dikkate alınıyor.

Ameliyat sonrası yaşam tarzı ve uzun dönem takip:

Uğurlu, obezite cerrahisinin bir son değil, yeni bir beslenme ve yaşam biçiminin başlangıcı olduğunu söylüyor. Ameliyat sonrası dönemde küçük porsiyonlarla, yavaş ve iyi çiğneyerek beslenme, yeterli protein ve sıvı alımı, düzenli vitamin ve mineral kontrolleri önem taşıyor. Şekerli ve yüksek kalorili besinler ile sık atıştırma alışkanlığının kilo verme sürecini olumsuz etkileyebileceği belirtiliyor.

Uzun dönem başarının sürdürülmesi için düzenli fiziksel aktivite ve uzun süreli tıbbi takip şart. Ameliyat sonrası eski alışkanlıklara dönülmesi, fiziksel aktivitenin azalması veya takiplerin bırakılması yeniden kilo alımına yol açabileceği için cerrahi tek başına kalıcı kontrol sağlamıyor. Başarılı sonuç, doğru hastaya uygun cerrahi yöntemin seçilmesi, sağlıklı beslenme, düzenli aktivite ve sürekli takip ile elde ediliyor.

GENEL CERRAHİ UZMANI DOÇ. DR. CELİL UĞURLU

GENEL CERRAHİ UZMANI DOÇ. DR. CELİL UĞURLU

Yazar
EDİTÖR

Zeynep Kaya

Merhaba, ben Zeynep Kaya. 25 yaşındayım, İzmir'den çalışıyorum. aksiyon.com.tr Gündem kategorisinde veri gazeteciliği yapıyorum. Rakamlar benim işim. Anketlerin, istatistiklerin dilini halkın anlayacağı şekilde haberleştiriyorum. Genelde sessiz ama çok dikkatli bir yapıya sahibim.