Nükleer Tehdit: Hiroşima ve Nagazaki'den 80 Yıl Sonra Küresel Risk Süregeldi

Hiroşima ve Nagazaki'ye atılan atom bombalarının üzerinden 80 yıl geçerken, nükleer tehditler günümüzde de sürüyor.

Yayın Tarihi: 06.08.2025 14:11
Güncelleme Tarihi: 06.08.2025 14:11

Nükleer Tehdit: Hiroşima ve Nagazaki'den 80 Yıl Sonra Küresel Risk Süregeldi

Hiroşima ve Nagazaki'ye atılan atom bombasının üzerinden 80 yıl geçmesine rağmen, dünya genelindeki nükleer tehditler devam ediyor. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) tarafından hazırlanan 2025 raporuna göre, küresel nükleer başlıkların neredeyse %90’ı ABD ve Rusya'nın envanterinde bulunuyor.

1945 yılında Japonya'nın Hiroşima ve Nagazaki şehirlerine atom bombası atılması, dünya tarihinin en karanlık olaylarından biri olarak kayıtlara geçti. 6 Ağustos 1945’te Hiroşima'ya atılan 13 kilotonluk "Küçük Çocuk" (Little Boy) bombası, şehrin %70’ini yok etti ve 200.000’e yakın kişinin ölümüne yol açtı. İkinci bombanın hedefi olan Nagazaki’de ise "Şişman Adam" (Fat Man) adı verilen bomba, 9 Ağustos'ta atıldı ve yaklaşık 74.000 insan yaşamını yitirdi.

Yapılan anketlere göre, Hiroşima Barış Anıtı Müzesi’ni ziyaret eden yabancıların %74,6'sı, bu saldırıların "haklı gösterilemeyeceği" görüşünü benimsiyor. Nükleer silahların kaldırılması gerektiğini savunan katılımcıların oranı ise %55,6 olarak belirlenmiştir.

Nükleer Tehditler ve Küresel Riskler

1945'ten bu yana, nükleer silahlar yalnızca caydırıcılık amacıyla kullanıldı. Ancak her kriz döneminin, bu silahların tekrar kullanılabileceğine dair endişeleri de beraberinde getirdiği görülmektedir. Özellikle Sobel Soğuk Savaş dönemindeki Küba Füze Krizi, bu durumu akıllarda kalıcı hale getirmiştir.

Bugün dünyada tahmini 12.241 nükleer başlık olduğu tahmin edilirken, bunlardan yaklaşık %90’ı ABD ve Rusya'nın kontrolündedir. SIPRI'nin raporuna göre, bu iki ülkenin yanı sıra Çin, Fransa, İngiltere, Pakistan, Hindistan, İsrail ve Kuzey Kore de nükleer silahlara sahiptir.

Yeni Gerilimler ve Nükleer Güç Dinamikleri

Son günlerde yaşanan gelişmeler, nükleer silahların hala mevcut jeopolitik krizlerde bir tehdit unsuru olduğunu ortaya koymaktadır. Örneğin, İran'ın nükleer programına yönelik uluslararası kaygılar artarken, Kudüs yönetiminin hedef aldığı askeri operasyonlar nükleer yapıların askeri hedef olabileceği gerçeğini gözler önüne serdi. Pakistan ve Hindistan arasında yaşanan sınır çatışmaları ise, her iki ülkenin nükleer silah kullanma ihtimalini gündeme getirdi.

Kuzey Kore'nin artan balistik füze denemeleri, Güney Kore ve Japonya ile yapılan ortak tatbikatların verdiği gözdağı ile birleştiğinde, Asya-Pasifik bölgesinde nükleer caydırıcılığın giderek kırılganlaşmasına işaret ediyor.

Savaşın modern güvenlik dinamiklerini yeniden şekillendirdiği Rusya-Ukrayna çatışmasındaki nükleer silah tartışmaları, bu tür silahların kullanımının artık teorik bir mesele olmaktan çıktığını gösteriyor. Putin'in "Ukrayna nükleer silaha sahip olursa, her türlü silahı kullanacağız" açıklamaları, bu tehdidin ciddiyetini pekiştiriyor.

Ayrıca, dünya genelindeki nükleer silahların sayısının artması ve bazı ülkelerin gizli nükleer programları, uluslararası toplumda endişelere yol açıyor. Özetle, nükleer tehditler, geçmişten günümüze evrilmiş olsa da, uluslararası ilişkilerdeki yerini korumakta ve yeni jeopolitik riskler yaratmaktadır.

Yazar
EDİTÖR

Aksiyon Haber Ajansı