Her 5 çalışandan 4’ü iklim ve çevre kaynaklı kaygı hissediyor
Wellbees platformunun 35 şirkette, toplam 680 çalışanla yaptığı araştırma, iklim krizinin yalnızca çevresel bir mesele olmaktan çıkıp çalışanların ruh sağlığı üzerinde belirgin bir etki yarattığını ortaya koydu. Araştırma, eko-anksiyetenin iş yaşamında giderek daha merkezi bir kaygı kaynağı haline geldiğini gösteriyor.
Araştırmanın kapsamı ve temel bulgular
Araştırmada katılımcılara iklim değişikliği ve çevresel sorunlardan ne düzeyde kaygı duydukları soruldu. Bulgular şu şekilde özetlendi: Katılımcıların %56,9u mevsim değişiklikleri ve çevresel etkiler konusunda bazen endişe duyduğunu, %18,7si bu endişeyi günlük hayatını etkileyebilecek kadar sık sık yaşadığını, %4,9u ise kararlarını bu kaygıyla alacak kadar (her an) endişe hissettiğini belirtti.
Bu veriler, toplamda yaklaşık her 5 çalışandan 4’ünün (%80,5) iklim ve çevre kaynaklı kaygı yaşadığını gösteriyor. Ayrıca, "sık sık" veya "her an" diyenleri dikkate aldığımızda, yaklaşık her 4 çalışandan 1’i (%23,6) bu kaygıyı daha yoğun yaşıyor; başka bir deyişle eko-anksiyete düzeyinde.
Diğer yanıtlar ise şu şekilde dağıldı: %13ü krizleri yalnızca büyük doğa olaylarında (nadiren) hatırladığını, %6,5i ise bu krizlerin aklına hiç gelmediğini ifade etti.
Esenlik ve iş dünyası açısından değerlendirme
Wellbees CEO’su Melis Abacıoğlu araştırma sonuçlarını değerlendirirken şunları söyledi: "Dünya genelinde yaşanan çoklu belirsizlik ortamı kaygı ve stresi artırıyor. Bireyler artık gününü ve geleceğini yalnızca kariyer, gelir ya da iş güvencesi üzerinden düşünmüyor; yaşadığı şehrin havasını, su kaynaklarını, gıda güvenliğini, çocuklarının büyüyeceği dünyayı da bu hesabın içine katıyor. Bu nedenle eko-anksiyete, dönemsel bir hassasiyet ya da çevre gündemine verilen duygusal bir tepkinin ötesine geçti. Geçen yıl yayımladığımız Esenlik Araştırması’nda, eko-anksiyetenin genel esenliği azalttığını ve tükenmişlik hissini artırdığını görmüştük. Yeni araştırmamız ise bu başlığın iş dünyası için giderek daha somut ve kalıcı bir gündeme dönüşmesi gerektiğine işaret ediyor".
Kurumların uygulayabileceği 5 öneri
İklim hedeflerini sade ve anlaşılır anlatın: Karbon azaltımı, enerji verimliliği, atık yönetimi gibi teknik görülebilecek hedefler çalışanlara somut örneklerle ve günlük iş pratikleriyle ilişkilendirilerek sunulmalı.
Büyük hedefleri küçük ve ölçülebilir adımlara bölün: Uzak vadeli taahhütler çalışanlarda belirsizlik yaratabilir; aylık enerji tasarrufu, ofis içi atık azaltımı veya dijital doküman tercihleri gibi küçük adımların toplam etkisi vurgulanmalı.
Çalışanlara karar ve fikir alanı açın: Yeşil ekipler, fikir platformları, departman elçileri ve gönüllülük programları ile çalışanlar sürece çözüm ortağı olarak dahil edilmeli.
İlerlemeyi düzenli ve şeffaf biçimde paylaşın: Enerji tüketimindeki düşüş, geri dönüşüm oranları, karbon azaltımı ve gönüllülük verileri gibi ölçülebilir sonuçlar düzenli olarak çalışanlarla paylaşılmalı.
Doğayla temas eden esenlik uygulamaları geliştirin: Eko-anksiyete yalnızca bilgiyle yönetilebilecek bir kaygı değil; açık hava etkinlikleri, doğa yürüyüşleri, nefes ve stres yönetimi çalışmaları, çevre gönüllülüğü ve psikolojik destek kanalları birlikte planlanmalı.
Wellbees’in araştırması, iklim ve çevre kaygısının işyeri gündeminde somut adımlarla ele alınmasının önemine dikkat çekiyor. Kurumlar, hem iletişim hem de uygulama boyutunda çalışanların belirsizlik ve güçsüzlük duygusunu azaltacak stratejiler geliştirmeli.
WELLBEES CEO’SU MELİS ABACIOĞLU