Çocuğun başarısını değil etiketleri sorgulamak: disleksi ne değildir, nasıl desteklenir

Disleksi tembellik değil; erken farkındalık, doğru değerlendirme ve aile-okul-sağlık iş birliğiyle okuma becerileri ve özgüven desteklenebilir.

Yayın Tarihi: 05.11.2026 11:00
Güncelleme Tarihi: 05.11.2026 11:00

Çocuğun başarısını değil etiketleri sorgulamak: disleksi ne değildir, nasıl desteklenir

disleksi nörogelişimsel bir durumdur

Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Fırat Öz, 1-8 Kasım Disleksi farkındalık Haftası kapsamında disleksinin genel zihinsel kapasiteden bağımsız olarak ortaya çıkabilen, yazılı dilin edinimi ve işlenmesinde güçlüklerle karakterize bir nörogelişimsel öğrenme bozukluğu olduğunu vurguladı. Dr. Öz, disleksinin sadece okuma-yazma becerilerini etkilemediğini; aynı zamanda çocuğun özgüvenini ve psikososyal gelişimini de doğrudan etkileyebileceğini belirtti.

disleksinin doğası ve yanlış inanışlar:

Dr. Öz, disleksiyi "kelimeleri doğru ve akıcı biçimde tanıma, çözümleme, okuma hızı ve yazım becerilerinde güçlüklerle karakterize, nörobiyolojik temelli bir öğrenme bozukluğu" olarak tanımladı. Araştırmaların, disleksinin özellikle fonolojik işlemleme, harf-ses ilişkilerinin kurulması ve kelimelerin otomatik tanınması süreçlerindeki farklılıklarla ilişkili olduğunu gösterdiğini aktardı. Bu nedenle disleksinin zekâ geriliği, tembellik veya öğrenmeye isteksizlik gibi yaklaşımlarla açıklanmasının bilimsel verilerle desteklenmediğini ifade etti.

Toplumda sık rastlanan bir diğer yanlış inanış ise harfleri ters yazmanın disleksinin ayırt edici belirtisi olduğudur. Dr. Öz buna karşılık, okuma-yazma öğreniminin ilk yıllarında harf karıştırma veya ters yazmanın sık görülebileceğini; tek başına bu durumun disleksiye işaret etmeyebileceğini belirtti. Önemli olanın bu karışıklıkların beklenen dönemden sonra da sürüp sürmediği ve okuma akıcılığını etkileyip etkilemediği olduğuna dikkat çekti.

erken belirtiler ve risk işaretleri:

Okul öncesi dönemde kesin tanı genellikle mümkün olmasa da bazı erken uyarı işaretleri gözlemlenebilir. Dr. Öz, konuşmanın gecikmesi, kelime bulma güçlükleri, bazı sesleri ayırt etmede zorlanma, harf ve renk adlarını öğrenmede güçlük, sıralı bilgileri akılda tutmada zorluk ve ailede okuma güçlüğü öyküsünün bu göstergeler arasında yer aldığını aktardı. İlkokulun birinci ve ikinci sınıflarında ise harf-ses ilişkisini kuramama, yaşıtları akıcı okumaya geçerken heceleyerek okumaya devam etme, harf atlama ya da ekleme, kelime çözümlemede belirgin yavaşlık ve okuma etkinliklerinden kaçınma dikkat çeken belirtilerdir.

Dr. Öz, bu belirtilerin bir kısmının tipik gelişim sürecinde görülebileceğini, asıl belirleyicinin belirtilerin süreklilik göstermesi, verilen eğitimsel desteğe rağmen güçlüklerin devam etmesi ve çocuğun akademik ya da günlük yaşam işlevselliğinin etkilenmesi olduğunu vurguladı.

değerlendirme, müdahale ve sınıf içi düzenlemeler:

Belirtiler görüldüğünde öncelikle öğretmenle iş birliği kurulması, çocuğun görme ve işitme değerlendirmelerinin yapılması gerektiğini söyleyen Dr. Öz, güçlükler devam ediyorsa çocuk ve ergen ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanına başvurulmasını tavsiye etti. Uygun, sistematik ve bireyselleştirilmiş eğitsel müdahalelerin okuma becerilerinde anlamlı gelişmeler sağladığını belirtti.

Sınıf içinde uygulanabilecek destekleyici düzenlemeler arasında çocuğu hazırlıksız biçimde sesli okumaya zorlamamak, gerektiğinde ek süre tanımak, yazılı yönergeleri sözlü olarak açıklamak ve yazım hatalarını içeriğin değerlendirilmesinden ayrı ele almak yer alır. Ayrıca çocuğun güçlü yönlerinin görünür kılınması, akranlarıyla kıyaslanmaması ve akademik güçlüklerin damgalayıcı biçimde ele alınmaması güvenli bir öğrenme ortamı yaratır.

aile-okul-sağlık iş birliğinin önemi:

Dr. Öz, yanlış inanışların hem disleksinin fark edilmesini geciktirebileceğini hem de çocuğa yönelik olumsuz yargıların özgüven kaybına neden olabileceğini vurguladı. Bu nedenle yaklaşımın yoğun kaygıdan ziyade erken farkındalık, doğru değerlendirme ve zamanında destek üzerine kurulması gerektiğini belirtti. Disleksi ile birlikte disgrafi ve diskalkuli gibi özgül öğrenme bozukluklarının da olabileceği hatırlatıldı.

Konuşmasını, disleksinin çocuğun zekâsını, kişiliğini veya gelecekteki potansiyelini tanımlayan bir durum olmadığına dikkat çekerek tamamlayan Dr. Öz, erken farkındalık, bilimsel temelli müdahaleler ve aile-okul-sağlık profesyonelleri arasındaki iş birliği ile çocukların hem akademik hem de psikososyal gelişimlerinin desteklenebileceğini söyledi. Temel hedefin yalnızca okuma becerilerini geliştirmek değil, her çocuğun kendi potansiyelini ortaya koyabileceği bir gelişim ortamı oluşturmak olması gerektiğini ifade etti.

ATLAS ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ ÇOCUK VE ERGEN RUH SAĞLIĞI VE HASTALIKLARI ANA BİLİM DALI’NDAN...

ATLAS ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ ÇOCUK VE ERGEN RUH SAĞLIĞI VE HASTALIKLARI ANA BİLİM DALI’NDAN DR. ÖĞR. ÜYESİ FIRAT ÖZ

Yazar
EDİTÖR

Mehmet Yılmaz

Ben Mehmet Yılmaz, 28 yaşındayım. İstanbul'dayım. aksiyon.com.tr Gündem ekibinin hırslı araştırmacı gazetecisiyim. Masa başında durmayı sevmem; sahada, meclis koridorlarında, siyasi kulislerde gerçeklerin peşindeyim. İdealist biriyim ve işimi ciddiyetle yaparım.