Ben-Gvir'in kararı sonrası Batı Şeria'da yükselen endişe
İşgal altındaki Batı Şeria'da yasa dışı yerleşimlerin yakınlarında yaşayan Filistinliler, İsrail Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir'in 100 bin İsrailliyi daha silahlandırma kararının ardından artan kaygıdan söz ediyor. Ben-Gvir'in ofisinden eylül başında yapılan açıklamada, İsrail içindeki ve Batı Şeria'daki bazı kent, belde ve yerleşimlerin ateşli silah ruhsatı verilen yerler listesine eklendiği belirtildi; açıklamada ayrıca 2023'ten bu yana 230 bin yeni silah taşıma ruhsatı verildiği kaydedildi.
Yerel tanıklıklar: Burin ve Beyt Decen'de günlük korku
Burin beldesinde yaşayanlar, hemen yakınlarında bulunan yasa dışı Yitzhar yerleşim biriminden düzenlenen saldırılar nedeniyle sık sık alarm halinde olduklarını bildiriyor. Yerleşim karşıtı aktivist Gassan el-Burini, AA muhabirine yaptığı açıklamada, "Burin beldesi, çoğunluğu makineli tüfeklere sahip ve İsrail ordusu tarafından korunan Yitzhar'daki yerleşimcilerin saldırıları nedeniyle sürekli bir gerginlik içinde yaşıyor." dedi.
Burini, Yitzhar'ın "Tepe'nin oğlanları" gibi grupların merkezi haline geldiğini ve yerleşimcilerin sıklıkla evlere, tarlalara yöneldiğini bildiriyor. Burini ayrıca "Yerleşimcilerin saldırdığı sırada orada bulunan İsrail askerlerinin çoğu aslında yerleşimcilerden oluşuyor ve şiddet olaylarına onlar da katılıyor." ifadelerini kullandı.
Beyt Decen Köy Meclisi Başkanı Nasr Ebu Ceyş ise Ben-Gvir'in kararını "büyük tehlike" olarak nitelendirerek, bunun Filistin halkını hedef alan şiddet ve cinayetleri artıracağını söyledi ve "Yerleşimciler İsrail hükümetinden koruma alıyorlar ve cinayet ve terör saldırıları gerçekleştiren caydırılmayan organize çeteler gibi hareket etmeye başladılar." dedi.
İstatistikler ve sivil gözlemler
Ayrım Duvarı (Utanç Duvarı) ve Yahudi Yerleşim Birimleriyle Mücadele Konseyi verilerine göre, Filistin topraklarını gasbeden İsrailliler yalnızca ağustos ayında 431 saldırı gerçekleştirdi. Konsey Belgelendirme Genel Müdürü Emir Davud, Ben-Gvir kararının iki ana risk taşıdığını belirtiyor: Batı Şeria'daki yerleşimciler arasında yaklaşık 35 bin silahın dağıtılmasının olası etkisi ve silahlandırmanın saldırıları kolaylaştırıp yerleşimcilere yasal koruma sağlaması.
Davud, ayrıca 7 Ekim 2023'ten bu yana yerleşimcilerin düzenlediği silahlı saldırılarda 32 Filistinlinin öldürüldüğünü, bu ölümlerin 10'unun haziran-ağustos döneminde gerçekleştiğini aktardı ve özellikle uzak bölgelerde saldırıların arttığına dikkat çekti.
Güvenlik dinamikleri ve bölgesel etkiler
BEYDER Genel Müdürü Hasan Melihat, yerleşimcilerin silahlandırılmasının güvenliği sağlamayacağını, aksine her yerleşimcinin caydırıcılık olmadan şiddet uygulayabilen "bağımsız bir silahlı güce" dönüşmesine yol açacağını savunuyor. Melihat, bunun Batı Şeria'nın C Bölgesi'nden Filistin nüfusunun çıkarılmasına hizmet eden daha geniş bir stratejinin parçası olduğunu ifade etti: "Yerleşimcilere silah verilmesi ve Bedevi topluluklarına karşı şiddete başvurmaları için yeşil ışık yakılması, İsrail'in daha geniş stratejik hedeflerine doğrudan hizmet eden bir araçtır."
Oluşan güvenlik boşluğunun, yerleşimcilerin kontrol noktaları kurmaya, ev aramaları yapmaya ve Filistinlileri alıkoymaya başlaması gibi pratik sonuçları olduğu vurgulanıyor. Burini'nin ifadesiyle, "Özellikle Nablus'un güneyindeki yerleşimciler, sanki organize bir ordu gibi hareket etmeye, kontrol noktaları kurmaya, evlerde arama yapmaya, belki de hiçbir neden olmadan Filistinlileri alıkoymaya, terör ve yağma eylemlerine girişmeye başladılar."
Uluslararası çağrı ve yerel talepler
Emir Davud, yaşananların İsrail hükümetinin izlediği politikaların sonucu olduğunu belirterek, "Yerleşimci terörizminin açığa çıkarılması ve işgalci İsrail hükümetine yaptırım uygulanması için uluslararası kurumlar ve insan hakları örgütleriyle işbirliğinin yoğunlaştırılması gerekiyor." çağrısı yaptı. Yerel liderler ise saldırılara hedef olan beldelerin korunması ve güvenlik sağlanması talebini yineliyor.
Arka plan: İkinci Oslo ve bölgesel yönetim
1995'te imzalanan İkinci Oslo Anlaşması çerçevesinde Batı Şeria, A, B ve C bölgelerine ayrılmıştı. Bu düzenlemeye göre A bölgesi (yüzde 18) idari ve güvenlik açısından Filistin Yönetimi'ne, B bölgesi (yüzde 21) idari olarak Filistin'e verilirken güvenliği İsrail'e devredilmiş, C bölgesi (yüzde 61) ise idare ve güvenlik bakımından İsrail'in sorumluluğunda bırakılmıştı. Yerleşimcilerin silahlandırılması tartışması, bu hukuki ve idari çerçevedeki gerilimleri daha da görünür kılıyor.
Sonuç olarak, Ben-Gvir'in silahlandırma politikası, Batı Şeria'da yaşayan Filistinlilerde yalnızca artan fiziksel saldırı riski değil, aynı zamanda bölgede günlük yaşamı ve hareket özgürlüğünü kısıtlayan yeni bir güvensizlik atmosferi oluşturdu. Yerel liderlerin ve sivil toplum temsilcilerinin çağrıları, uluslararası aktörlerin dikkatini çekmeye ve olası yaptırım veya müdahale seçeneklerinin değerlendirilmesine odaklanıyor.