Analiz: Filistin işgalinde son durum — Netanyahu'nun hamleleri hangi amacı güdüyor?

Netanyahu, Gazze ve Batı Şeria hattında baskıyla bölgedeki ‘fiili durumları’ kabul ettirmeyi; Gazze’yi ilhak etmeyerek Batı Şeria’da kazanım sağlamayı hedefliyor.

Yayın Tarihi: 19.09.2025 12:44
Güncelleme Tarihi: 19.09.2025 12:44

Analiz: Filistin işgalinde son durum — Netanyahu'nun hamleleri hangi amacı güdüyor?

Analiz: Filistin işgalinde son durum — Netanyahu'nun hamleleri hangi amacı güdüyor?

İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) Başkanı Doç. Dr. Serhan Afacan, İsrail’in Filistin topraklarındaki işgalindeki son gelişmeleri ve Başbakan Binyamin Netanyahu’nun hamlelerinin amaçlarını AA Analiz için değerlendirdi.

Son on gündeki askeri ve diplomatik gelişmeler

Geride kalan on gün, İsrail’in Filistin üzerindeki saldırganlığında önemli olaylara sahne oldu. Bu dönemde hükümet Gazze’deki saldırılarını sürdürürken, 9 Eylül’de Doha’daki Hamas ofisine yönelik düzenlenen saldırıda Hamas Siyasi Büro yetkililerini öldürme amaçlanmış; hedefe ulaşılamasa da 6 sivil yaşamını yitirdi.

7 Ekim sonrası dönemde bölgesel diplomasi de hareketlendi: 11 Kasım 2023 ve 11 Kasım 2024 tarihlerinde Riyad’da gerçekleştirilen İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve Arap Birliği ortak zirvesinin ardından, dayanışma amacıyla 15 Eylül’de Doha’da bir zirve düzenlendi. Zirvede, İsrail saldırılarının adil ve kapsamlı bir siyasi çözüm çabalarını baltaladığı vurgulandı.

Zirvenin ardından yayımlanan 25 maddelik bildiride 1967 sınırları içinde başkenti Doğu Kudüs olan Filistin devleti vurgulandı; bildiride, Filistin halkını topraklarından çıkarmaya dönük girişimlerin uluslararası insani hukukun ihlali ve bir etnik temizlik niteliğinde olduğu hatırlatıldı. Bildirinin 10. maddesinde yer alan ifadede dikkat çekildi: “Bölgesel ve uluslararası istikrar ve güvenliğe doğrudan tehdit oluşturan İsrail’in, bölgede yeni bir ‘fiili durum dayatma’ planlarına karşı durulması ve bunlarla mücadele edilmesi gerektiğini tekrar ederiz.

Buna rağmen İsrail saldırılarını sürdürdü; 16 Eylülde Gazze kentine başlattığı kara saldırısında hastaneler dahil sivil alanlar hedef alınarak en az 83 Filistinli hayatını kaybetti. Savunma Bakanı Yisrael Katz’ın sosyal medyadaki “Gazze yanıyor. Görev tamamlanana kadar pes etmeyecek ve geri adım atmayacağız” paylaşımı, yönetimin kararlılığına dair mesaj verdi.

Sahadaki insani bilanço ve Batı Şeria'daki gelişmeler

Zorunlu tahliye uyarıları nedeniyle yüzlerce Filistinli aile kuzeyden güneye göç etmek zorunda kaldı; hareketlilik sürüyor. Gazze Şeridi’nin merkez ve güneyindeki koşullar da kuzeydekinden farklı değil. Halihazırda İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze’de katlettiği sivil sayısı 65 bini geçmiş bulunuyor.

Netanyahu yönetimi aynı zamanda Batı Şeria’da da güç gösterisini artırdı. 8 Eylülde Doğu Kudüs girişindeki Ramot Kavşağı’nda düzenlenen silahlı saldırıda 6 İsrailli yaşamını yitirmiş; bu olay sonrası Batı Şeria’da uygulanan operasyonlar sonucu 15 Eylül’den bu yana 186 Filistinli öldürüldü. Bölgedeki yıkımlar, evlerden eğitim kurumlarına kadar uzanan baskılarla devam ediyor.

Yerleşimci grupların saldırıları da sürdü; 13 Eylülde Ramallah yakınlarındaki Deyr Cerir girişinde açılan ateşte Muhammed İsa Ahmed Alevi (21) şehit edildi. İsrail kuvvetlerinin yıkım kararları ve baskınları bölgedeki gerilimi artırıyor.

Diplomasi, arkeoloji ve uluslararası hukuk

Bu dönemde Netanyahu, resmi ziyaret için bulunan ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile birlikte Silvan altında sürdürülen tünelde “sembolik kazı” yaptı. Rubio’nun “Belki de gezegendeki en önemli arkeolojik alanlardan biri” değerlendirmesine paralel olarak Netanyahu, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı hedef alarak “Burası bizim şehrimiz. Erdoğan, senin şehrin değil. Her zaman bizim olacak, bir daha bölünmeyecek” ifadelerini kullandı.

Uluslararası alanda ise 16 Eylülde Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu önemli bir rapor yayımladı. BM İnsan Hakları Konseyi tarafından kurulan komisyon, İsrail’in Filistinlilere yönelik eylemlerinin Soykırım Sözleşmesi’nde yer alan dört eylemi içerdiğini tespit etti: öldürme, ciddi bedensel veya zihinsel zarara yol açma, fiziksel varlığı tamamen veya kısmen ortadan kaldırıcı adımlar atma ve doğurganlığı engellemeye yönelik eylemler. Bu raporun doğrudan saldırıları sonlandırması beklenmese de Uluslararası Adalet Divanı ve Uluslararası Ceza Mahkemesi nezdindeki soruşturma ve davalara etkisi olabileceği değerlendiriliyor.

Netanyahu neyi hedefliyor?

Doç. Dr. Serhan Afacan’a göre Netanyahu’nun stratejisi, Filistin meselesinde “nihai” bir çözüm arayışından ziyade, güvenlik kaygıları ve siyasi dengeyi kendi lehine çevirmek üzerine kurulu. Bu doğrultuda Gazze’yi insansızlaştırma çabası ile Filistinli örgütlerin etkinliğini kırma hedefleri öne çıkıyor; aynı zamanda büyük tavizlerden kaçınma eğilimi görülüyor.

Afacan, Netanyahu’nun geçmiş liderlerin deneyimlerinden hareketle büyük ödünlerin sonuç vermediğine inandığını; bu yüzden bir bölgede çatışmayı sürdürürken diğer bölgede yeni bir “fiili durum” dayatmayı tercih ettiğini vurguluyor. Bu bağlamda, Afacan’ın değerlendirmesine göre Netanyahu’nun oynadığı oyunlardan bir amaç da Gazze’yi ilhak etmeyerek karşılığında Batı Şeria’daki ‘fiili durumu’ kabullenmeye zorlamaktır.

Ayrıca Afacan, bu politikanın hukuki dayanaktan yoksun olduğunu; ancak Netanyahu’nun kişisel özellikleri, ABD’nin askeri ve siyasi desteği ve Rusya’nın Ukrayna konusundaki duruşunun sağladığı imkanların bu yaklaşımı cesaretlendirdiğini belirtiyor.

Sonuç olarak Afacan, İsrail’in son hamlelerinin bölgeyi savaş ile barış arasında güvensiz bir ortama hapsederken, müzakere sürecindeki çabaları zayıflatmayı hedeflediğini; bu nedenle İİT ve Arap Birliği’nin de dile getirdiği gibi müzakere taraflarının siyasi çözüme ulaşma çabalarını hızlandırması gerektiğini savunuyor.

Doç. Dr. Serhan Afacan, Marmara Üniversitesi Orta Doğu ve İslam Ülkeleri Araştırmaları Enstitüsünde Öğretim Üyesi ve İRAM Başkanıdır.

Makaledeki görüşler yazara aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.

Yazar
EDİTÖR

Aksiyon Haber Ajansı