Taşkent'te yarım asırlık yara: bir tanığın rüyası ve anlatısı

Taşkent Katliamı'nda eşi ve aile fertlerini kaybeden Emine Besim, 14 Ağustos 1974'te köyde yaşanan baskıları, silah toplama sürecini ve rüyasını anlattı.

Yayın Tarihi: 14.08.2026 16:50
Güncelleme Tarihi: 14.08.2026 17:08

Taşkent'te yarım asırlık yara: bir tanığın rüyası ve anlatısı

Taşkent katliamına giden günler:

Rum silahlı grupları ile EOKA-B militanlarının 14 Ağustos 1974'te Larnaka'ya bağlı Taşkent ve Terazi köylerinde düzenlediği saldırı, Kıbrıs Türk toplumunun hafızasında derin bir yara bıraktı. O günlerde köylerdeki gerilim, sakinlerin birbiriyle paylaştığı korku ve ani gelişen baskılarla artıyordu. Katliamda 15 ile 70 yaşları arasında 84 kişinin öldürüldüğü kayıtlıdır; geride kalanlar ise yarım asırlık acıyı hâlâ taşımakta.

Galavason köyünden Taşkent'e gelerek ailesiyle annesinin yanına yerleşen Emine Besim, katliam öncesindeki atmosferi, Rum polisinin köyde silahların toplanması talebini ve bunun yarattığı endişeyi ayrıntılarıyla anlattı. Besim, köydeki insanların bir kısmının Tatlısu'ya, bazılarının ise farklı yerlere dağıldığını; kendisinin ise eşi, çocukları ve annesiyle Taşkent'te kaldığını söyledi.

Köyde artan korku ve silahların toplanması:

Besim'in anlattığına göre Rum polisinin ansızın köyü basmasıyla birlikte, "kimin silahı varsa polise teslim etsin" uyarısı yapıldı ve av tüfekleri toplandı. Bu anlar köyde büyük bir tedirginlik yarattı; Besim, kapısından geçerken bir Rum'un gülüşünü görüp bunun kötüye işaret olduğunu hissettiğini belirtti. Silahların alınması, kadın ve çocuklar arasında 'bizi ayakaltına alacaklar' korkusunu tetikledi.

Gençlerin bir kısmı mücahit olarak örgütlenmiş, gece gündüz nöbetleşe hazırlık yapıyordu. Ancak polis ve silahlı grupların köyü dolaşarak erkekleri zorla evlerinden almasının ardından gerilim kısa sürede katliama dönüştü. Besim, kapı kapı dolaşılıp 14 yaşından 70 yaşına kadar erkeklerin evlerden zorla çıkarıldığını aktardı.

Rüya, haber ve dönüşü olmayan gerçekle yüzleşme:

O gecenin ardından Besim, uykuya daldığında rüyasında erkeklerin silahla tarandığını gördüğünü anlattı. Uyandığında elleri duada olan Besim, rüyanın gerçek olduğunu hissederek evine gittiğinde eşyaları görünce "Sizi öldürdüler" diye içinden geçirdiğini söyledi. Bu içsel kesinlik, köylüler arasında yayılan haberlerle doğrulandı; birkaç gün sonra Taşkent'ten gidenlere ilişkin gerçek, bölgede çalışan bir köylünün hastaneden verdiği haberle teyit edildi: "Aynı gün öldürüldüler."

Besim, teyzesinin 15 yaşındaki oğlunun da alınışını, annesinin çığlıklarını ve eniştesinin çocuklarını kaybettikten sonra 'Ben de gidiyorum' diyerek köyden ayrılışını hüzünlü bir dille anlattı. Kadınlar ve yaşlılar köyde kaldı; geride kalanlar arasında çaresizlik, ağıt ve kefen sessizliği hâkim oldu.

Olayın ardından İngiliz yetkililerin bölgeye gelmesi ve Rauf Denktaş'ın haber alması, yaşananların dikkat çekmesine yol açtı. Besim, İngilizlerin 'kadınları toplayın' diyerek bölgeyi kontrol altına almaya çalıştığını belirtti.

Yaşadıklarını anlatırken zaman zaman yeniden o günlere döndüğünü ifade eden Besim, "Şimdi konuşuyorum ama sanki orada yaşıyorum" diyerek tanıklığın yarattığı kalıcı travmayı özetledi.

Kaybedilenler, rüyalar ve geride kalan yaşam:

Besim, eşini anarken duygulanıyor: "Eşim çok iyi biriydi... Eşim gibi bir daha gelmez dünyaya." Kaybın ardından geçen yılları gözyaşları içinde tanımlayan kadın, davetlere katılmadığını ve köyden dışarı çıkamadığını söyledi. Rüyalarının kendisi için ayrı bir anlam taşıdığını belirten Besim, Atatürk ve Türk bayrağıyla ilgili gördüğü rüyalardan da bahsetti; rüyasında yüksek bir tepede asker kıyafetleriyle Atatürk'ü gördüğünü, bunun kendisine umut verdiğini anlattı.

İngilizlerin daha sonra büyük otobüslerle bölge halkını taşıdığını, rüyasında gördüğü tepenin oraya varınca karşısına çıktığını söyleyen Besim, bir gün o bölgeye bayrak dikip anı bıraktıklarını vurguladı. Sözlerini, "Onlar ile birlikte yaşamak olmayacak" ve "O tarafı da alacağız, Allah isterse" ifadeleriyle tamamladı; yaşanan acı kadar geleceğe dair inanç ve umudun izlerini de taşıyan bu cümleler, tanıklığın hem yasını hem de direnç duygusunu yansıtıyor.

Taşkent Katliamı'nın 52. yıldönümünde, Emine Besim gibi geride kalanların anıları, hem kaybettiklerini hatırlatıyor hem de nesiller boyunca sürecek bir hesaplaşmanın ve hafızanın önemini gösteriyor.

KATLİAMDA EŞİNİ KAYBEDEN EMİNE BESİM, YAŞADIKLARINI VE KATLİAM ÖNCESİ KÖYDE YAŞANANLARI...

KATLİAMDA EŞİNİ KAYBEDEN EMİNE BESİM, YAŞADIKLARINI VE KATLİAM ÖNCESİ KÖYDE YAŞANANLARI ANLATTI.

Yazar
EDİTÖR

Hüseyin Aydın

Ben Hüseyin Aydın, 34 yaşındayım, İstanbul'dayım. aksiyon.com.tr'nin Gündem ekibinde adliye ve hukuk muhabiriyim. Karmaşık dava dosyalarını alıp, herkesin anlayacağı şekilde sadeleştirmek benim işim. Detaylara çok önem veririm, titiz çalışırım.