Tanıkların anlatımı: 12 Eylül'ün silinmeyen izleri

Kırıkkale'de yaşayan üç darbe tanığı, 12 Eylül 1980'de gözaltı ve cezaevinde maruz kaldıkları 'Filistin askısı', elektrik işkencesi, soğuk koğuşlar ve tecrit yıllarını hâlâ unutamıyor.

Yayın Tarihi: 11.09.2026 09:08
Güncelleme Tarihi: 11.09.2026 09:16

Tanıkların anlatımı: 12 Eylül'ün silinmeyen izleri

12 Eylül'ün gölgesi: kişisel tanıklıklar

Türkiye'nin demokrasi tarihine kara bir leke olarak geçen 12 Eylül 1980 darbesinin üzerinden onlarca yıl geçmesine rağmen görüntüler ve anılar canlılığını koruyor. Kırıkkale'de yaşayan İzzet Yıldız, Mustafa Hulusi Ulusan ve İrfan Toptaş o dönemde yaşadıklarını, işkence ve ağır cezaevi şartlarını ayrıntılarıyla anlattı. Üçü de hem gözaltı süreçlerinde hem de cezaevlerinde insanlık dışı uygulamaların izlerini taşıdıklarını söylüyor.

Gözaltı ve sorgu dönemleri:

İzzet Yıldız (68), 13 Ekim'de gözaltına alındığını, önce askeri alaya ardından emniyete götürüldüğünü ve burada işkence gördüklerini aktarıyor. Yıldız, daha sonra götürüldükleri Ankara'daki C5'te yaklaşık 10 gün süren sorgu ve işkenceler yaşadıklarını ifade ediyor. 16 metrekarelik bir odada 30 kişinin beton üzerinde yaşadıklarını, ifadesini verirken sıra gelene kadar geçen sürecin uzunluğunun cezaevinde kalma sürelerini doğrudan etkilediğini anlatıyor.

Yıldız, maruz kaldıkları işkence yöntemleri arasında "Filistin askısı" ve belden aşağıya elektrik verilmesinin bulunduğunu, gözlerinin sürekli bağlı tutulduğunu belirtiyor: "İnsanın aklının, hayalinin almayacağı işkenceler yaşadık."

Cezaevi koşulları ve psikolojik baskı:

Mustafa Hulusi Ulusan (70), Mamak Askeri Cezaevi'ni "taş medreseler" diye tanımlıyor ve yaşananların tarif edilemeyecek kadar ağır olduğunu söylüyor. 13 Ekim tarihinde C5'e götürüldüğünü belirten Ulusan, kendisine doğrudan işkence uygulanmasa da arkadaşlarının çığlıklarını dinlemek zorunda kalmanın bile başlı başına işkence olduğunu vurguluyor.

Ulusan, soğuk havalarda avluda yüzüstü yatmak, içeriden gelen çığlıkları dinlemek ve beğenilmeyen ifadelerin yeniden yazdırılması gibi uygulamalarla karşılaştıklarını aktarıyor. Koğuşlarda zaman zaman yaklaşık 85 kişinin kaldığı, bir yatakta üç kişinin yattığı dönemlerin olduğu ve kömür yetersizliğinden eski eşyaların yakılarak ısınma sağlandığı belirtiliyor. Ulusan o günleri anlatırken hâlâ tüylerinin diken diken olduğunu söylüyor.

Uzun süreli tutukluluk ve tecrit:

İrfan Toptaş (68) ise Mamak Askeri Cezaevi'nde toplam 6 yıl kaldığını belirtiyor. 22 Eylül 1980'de gözaltına alındığını aktaran Toptaş, C5'te yaklaşık bir hafta kaldıklarını ve hem Kırıkkale'de hem de orada işkence gördüklerini ifade ediyor. Gözaltısının Kurban Bayramı'na denk geldiğini, zaman zaman köpeklerin üzerlerine salındığını ve toplu ibadet gibi pratiklerin cezaevinde yasaklandığını anlatıyor.

Toptaş, iddianamenin açıklanmasıyla birlikte idamla yargılandıklarını öğrendiklerini, daha sonra farklı koğuşlara ve son üç yılın önemli bölümünü geçirdiği tecrit hücrelerine gönderildiklerini söylüyor. 6 yıllık sürecin sonunda tahliye edildiğini belirtiyor ancak yaşanan baskının etkisinin sürdüğünü vurguluyor.

Kalıcı izler ve toplumsal hafıza:

Üç tanığın anlattıkları, sadece fiziksel işkencelerin ötesinde psikolojik baskı, hakaret, uzun tutukluluk dönemleri ve cezaevi içinde uygulanan usulsüz işlemlerin kalıcı izler bıraktığını gösteriyor. Yaşananlar, kişisel hafızalarda canlılığını korurken toplumun demokrasi ve insan hakları tartışmalarında da hatırlanmayı sürdürüyor.

Bu tanıklıklar, 12 Eylül'ün yarattığı travmanın nesiller boyunca aktarılan bir gerçeklik olduğunu; gözaltı süreçlerinin, cezaevi koşullarının ve tecrit uygulamalarının bireyler üzerinde uzun vadeli etkiler bıraktığını bir kez daha ortaya koyuyor.

KIRIKKALE'DE İKAMET EDEN İZZET YILDIZ (SAĞ), MUSTAFA HULUSİ ULUSAN (SOL) VE İRFAN TOPTAŞ (ORTA)...

KIRIKKALE'DE İKAMET EDEN İZZET YILDIZ (SAĞ), MUSTAFA HULUSİ ULUSAN (SOL) VE İRFAN TOPTAŞ (ORTA), 12 EYLÜL DÖNEMİNDE YAŞADIKLARI İŞKENCE, BASKI VE AĞIR CEZAEVİ ŞARTLARINI ANLATTI

Yazar
EDİTÖR

Ayşe Yıldız

Ben Ayşe Yıldız, 29 yaşındayım. aksiyon.com.tr'nin başkent muhabiriyim. Tahmin edeceğiniz gibi Ankara'da yaşıyorum. Bürokrasi ve diplomasi trafiğini takip ediyorum. Bağlantılarım güçlüdür, resmi dili iyi bilirim ve kulis bilgilerini ilk ben alırım.