Sınav Dönemi Sadece Akademik Bir Süreç Değil
Sınav döneminin yalnızca akademik değil, aynı zamanda yoğun bir psikolojik süreç olduğuna dikkat çeken Medicana Sağlık Grubu Psikiyatri Bölümü ve Medicana International İzmir Hastanesi Psikiyatri Bölümü’nden Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, sınav kaygısının hem öğrenciler hem de aileler tarafından doğru yönetilmesinin önem taşıdığını belirtiyor.
Nörobiyolojik Gerçeklik: Kortizol ve Amigdala
Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, sınav öncesinde yaşanan yoğun stresin biyolojik temelleri bulunduğunu vurguluyor. Ona göre sınav döneminde gençlerin yaşadıkları durum basit bir heyecan değil; kortizolün sistemi ele geçirdiği, amigdalanın alarm verdiği nörobiyolojik bir kriz niteliğinde. Bu durumda mantık merkezinin devre dışı kalabildiğini ve uzun rasyonel öğütlerin genellikle etkisiz kaldığını belirtiyor.
Dr. Yaşar, bu anlarda ebeveynlerin ilk refleksinin sonuç odaklı sorular sormak olmaması gerektiğini söylüyor. Örneğin sınav çıkışında ilk sorunun 'Kaç net yaptın?' şeklinde olmaması, gencin yaşadığı travmatik alarm durumunu uzatmamak açısından kritik önem taşıyor.
Kaygı, Yetersizlik Göstergesi Değildir
Dr. Yaşar, sınav kaygısının çoğu zaman yanlış yorumlandığına dikkat çekiyor: Gençlerin yaşadığı yoğun duygular yetersizlikten değil, biyolojik sistemin aşırı yüklenmesinden kaynaklanır. Bu nedenle gençlere ve velilere önerisi şu: hissettikleri yoğun kaygıyı yetersizlik işareti olarak değerlendirmek yerine, derin nefesler ve fiziksel tepkiyi yönetmeye odaklanmak daha yararlı olacaktır.
Sınav Sonrası Duygusal Destek Gerekiyor
Sınav bittikten sonra adrenalin aniden düşer ve geriye yoğun bir zihinsel yorgunluk kalır. Dr. Yaşar, bu dönemde öğrencilerin karşılaştıkları ilk kişilerin yargılayıcı bir eğitim koçu değil, yargısız ve şefkatli bir sığınak aradıklarını vurguluyor. Hemen net sayısı sorularıyla baskı kurmak, zihindeki alarmı tetiklemenin ötesinde bir işe yaramaz.
Sonuçtan Çok Emeğe Odaklanın
Sonuçların açıklanmasına kadar geçen bekleyiş süreci de ayrı bir psikolojik yük oluşturur. Dr. Yaşar, ailelerin bu dönemde çocuklarını günlük yaşamın olağan akışına geri çekmeye yardımcı olmaları gerektiğini söylüyor. Gözle görülmesi ve tebrik edilmesi gereken, sınav masasında aylar boyunca gösterilen dirayet ve vazgeçmeme iradesidir.
Ailelere Pratik Öneriler
Dr. Yaşar’ın vurguladığı temel noktalar şu şekilde özetlenebilir:
- Ebeveynlerin kendi kaygılarını kontrol etmesi: Evin içinde yayılan panik, gencin kaygısını artırır.
- Sakin, tutarlı ve rutin odaklı bir tutum: Günlük ritüellere dönüş, öğrencinin içsel felaket senaryolarını hafifletir.
- Sınav sonrası ilk yaklaşımın destekleyici olması: Sınavdan çıkan gence karşı yargısız bir sığınak sunmak, performans analizinden önce gelir.
Dr. Yaşar sözlerini şu şekilde tamamlıyor: Hayat tek bir sınavla haritası çizilemeyecek kadar uzun bir yoldur ve asıl dayanıklılık hiç düşmemek değil, düştükten sonra birbirinize tutunarak yeniden ayağa kalkabilmektir.
SINAV DÖNEMİNİN YALNIZCA AKADEMİK DEĞİL, AYNI ZAMANDA YOĞUN BİR PSİKOLOJİK SÜREÇ OLDUĞUNA DİKKAT ÇEKEN MEDİCANA SAĞLIK GRUBU PSİKİYATRİ BÖLÜMÜ’NDEN DR. ÖĞRETİM ÜYESİ MÜGE YAŞAR, SINAV KAYGISININ HEM ÖĞRENCİLER HEM DE AİLELER TARAFINDAN DOĞRU YÖNETİLMESİNİN ÖNEM TAŞIDIĞINI BELİRTTİ.