Polikistik Over Sendromu (PCOS) Türkiye’de yaygın bir sorun
Üreme çağındaki kadınların en önemli sağlık sorunlarından biri olan Polikistik Over Sendromu (PCOS), Türkiye’de her 10 kadından birinde görülüyor ve milyonlarca kadının yaşam kalitesini ve anne olma hayallerini etkiliyor. Medical Park Bahçelievler Hastanesi Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Doç. Dr. Şefik Gökçe, PCOS’un yalnızca üreme organlarını ilgilendiren bir durum olmadığını, sistemik bir endokrin bozukluk olduğunu vurguluyor.
PCOS’un metabolik etkisi: İnsülin direnci
Doç. Dr. Şefik Gökçe, PCOS’lu hastaların büyük kısmında insülin direnci geliştiğini belirtiyor: "Yüksek insülin düzeyleri, yumurtalıklardan androjen üretimini tetikleyerek adet düzensizliği, tüylenme ve akne gibi semptomları şiddetlendirir. Burada çift yönlü bir ilişki söz konusudur; insülin direnci kilo alımını kolaylaştırırken, özellikle karın çevresindeki yağlanma hormonal bozukluğu daha da derinleştirir." Bu nedenle PCOS yönetiminde insülin direncinin kontrol altına alınması kritik öneme sahip.
Tanı: Üç bulgu, en az ikisi
Tanı sürecinde kapsamlı değerlendirme gereklidir. Doç. Dr. Şefik Gökçe, kullanılan kriterleri şöyle özetliyor: "Düzensiz adet döngüleri, kanda androjen yüksekliği (veya buna bağlı tüylenme, saç dökülmesi) ve ultrasonda çok sayıda küçük folikül görülmesi ana kriterlerimizdir. Bu üç bulgudan en az ikisinin bulunması tanı koymak için yeterlidir." Ergenlik dönemindeki gençlerde geçici hormonal dalgalanmalar PCOS ile karıştırılmamalı; aceleci davranılmamalı ve hasta takip edilmelidir.
Gebelik ve üreme tedavileri
Toplumda PCOS’lu kadınların anne olamayacağına dair yaygın bir yanlış algı bulunuyor. Doç. Dr. Gökçe, "Yumurtlamanın düzenli gerçekleşmemesi nedeniyle gebe kalmak güçleşebilir, ancak bu durum her kadının infertil olacağı anlamına gelmez" diyor. Yaşam tarzı değişiklikleri, kilo kontrolü ve gerekirse yumurtlamayı destekleyen medikal tedaviler ile birçok hasta doğal yollarla gebe kalabiliyor. İhtiyaç halinde ise aşılama ve tüp bebek yöntemleri başarılı seçenekler olarak değerlendiriliyor.
Tedavinin temeli: Yaşam tarzı değişikliği
PCOS kronik ancak doğru yönetimle belirtileri kontrol altına alınabilen bir durumdur. Doç. Dr. Gökçe tedavi yaklaşımlarını şu şekilde özetliyor: "Tedavinin ilk adımı ilaç değil, yaşam tarzıdır. Düşük glisemik indeksli beslenme ve haftada en az üç gün yapılan düzenli egzersiz, hem insülin direncini kırar hem de hormonal dengeyi sağlar." Medikal tedavide ise doğum kontrol hapları (adet düzeni ve androjen baskılama için), metformin (insülin direncine destek) ve yumurtlamayı uyarmak için klomifen sitrat veya letrozol gibi ilaçlar kullanılabiliyor.
Psikolojik etkiler ve bütüncül yaklaşım
Hastalığın fiziksel bulguları kadar ruhsal etkileri de önem taşıyor. Kilo artışı, akne ve tüylenme hastaların özgüvenini zedeleyebilir; anksiyete ve depresyona yol açabilir. Bu nedenle PCOS tedavisinin yalnızca hormonal düzenleme değil, psikolojik destekle güçlendirilmiş bütüncül bir yaklaşım olarak ele alınması gerektiği vurgulanıyor.
Uzun vadeli riskler
Erken dönemde yönetilmeyen PCOS; ilerleyen yıllarda Tip 2 diyabet, hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları ve rahim kanseri gibi ciddi sağlık sorunlarına zemin hazırlayabilir. Doç. Dr. Gökçe, belirtiler fark edildiğinde bir uzmana başvurmanın ve düzenli takip sürecine girmenin hayat kurtarıcı olduğunu belirtiyor.
Sonuç
PCOS tedavisi kişiye özel planlanmalıdır. Her hastanın şikâyetleri ve çocuk sahibi olma planı farklı olduğundan tek bir standart protokol yoktur; ancak sağlıklı beslenme, düzenli fiziksel aktivite ve ideal kilonun korunması tedavinin temelini oluşturur. Kilo kaybı genellikle adet düzeninde belirgin iyileşme sağlar ve gerekli durumlarda medikal tedavi ile üreme desteği sunulabilir.
DOÇ. DR. ŞEFİK GÖKÇE