Kuraklık İç Anadolu'da Tarım ve Su Kaynaklarını Tehdit Ediyor, İTÜ'lü Kadıoğlu Uyardı

İTÜ'lü Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, SPI verilerine göre yaygın kuraklık, düşen toprak nemi ve üretim kayıpları yaşandığını; 2050'ye kadar su fakirliği riski bulunduğunu belirtti.

Yayın Tarihi: 20.09.2025 13:44
Güncelleme Tarihi: 20.09.2025 13:44

Kuraklık İç Anadolu'da Tarım ve Su Kaynaklarını Tehdit Ediyor, İTÜ'lü Kadıoğlu Uyardı

Kuraklık Türkiye'nin geniş kesimlerinde tarımı ve su kaynaklarını tehdit ediyor

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, Konya Ovası başta olmak üzere toprak neminin kritik seviyelere düştüğünü ve buğday ile mısır verimlerinin olumsuz etkilendiğini bildiriyor.

SPI verileri ve kuraklığın kapsamı

Meteoroloji Genel Müdürlüğü'nün Standartlaştırılmış Yağış İndeksi (SPI) verilerine göre, Ağustos 2025 itibarıyla ülke genelinde şiddetli veya olağanüstü kuraklık etkileri sürüyor. Mart-Ağustos 2025 döneminde ise yalnızca Doğu Karadeniz, normal veya nemli seviyelerde kaldı.

Kadıoğlu, 12 aylık periyotta ülkenin %70'inin 'şiddetli kurak' veya daha yüksek kategoride olduğuna dikkat çekti; 24 aylık periyotta ise Batı ve Güney bölgelerinin olağanüstü çok şiddetli kurak seviyesine ulaştığını aktardı.

Bölgeler ve etkiler

Prof. Dr. Kadıoğlu'na göre İstanbul meteorolojik kuraklık bakımından orta-şiddetli, Ankara ve Konya olağanüstü şiddetli, İzmir ve Antalya ise çok şiddetli kuraklık kategorisinde bulunuyor. Marmara ve Ege bölgeleri olağanüstü çok şiddetli kurak sınıfında yer alıyor; İzmir ve Balıkesir aşırı kuraklık tehdidi altında.

Akdeniz Bölgesi'nde Antalya şiddetli kuraklıkla karşı karşıya. Güneydoğu'da Diyarbakır orta kurak, Erzurum hafif kurak kategorisinde; Doğu Karadeniz ise nispeten daha iyi durumda, bazı şehirler normal veya nemli seviyede.

Kadıoğlu, hidrolojik kuraklık kapsamında baraj doluluk oranlarının düştüğünü, İstanbul, Ankara ve İzmir'de baraj seviyelerinin kritik boyutlara ulaştığını vurguladı.

Tarım, ekoloji ve toplumsal sonuçlar

Konya Ovası gibi tarımın yoğun yapıldığı bölgelerde toprak nemi yetersiz kaldı; bu durum temel ürünlerde verim kaybına yol açarak üretimi azalttı. Kuraklık aynı zamanda su kesintileri, artan su maliyetleri ve bazı illerde çiftçilerin göç etmesi gibi sosyo-ekonomik etkiler yaratıyor (örneğin Adana ve Diyarbakır).

Kadıoğlu, kuraklığın tarımsal verimleri düşürdüğünü, gıda fiyatlarını etkilediğini, yeraltı sularının tükenme tehlikesi ve sulak alan kayıpları olduğunu belirterek İç Anadolu'nun çölleşme riskiyle karşı karşıya olduğunu söyledi. Ayrıca yağışlarda bazı bölgelerde yüzde 74'e varan düşüş görüldüğünü aktardı.

Önerilen müdahaleler ve yönetim yaklaşımları

Kadıoğlu, sorunun yalnızca iklim değişikliğine indirgenmemesi gerektiğini, su kıtlığı ve kuraklığa ilişkin ayrım yapılmasının önemini vurguladı. Bazı kentlerde asıl sorunun kuraklık değil su stresi olduğunu, yani yüksek nüfus ve talebin kısıtlı arzı zorladığını belirtti.

Sunulan çözüm önerileri arasında bütünleşik su yönetimi, modern tarımsal uygulamalar, su tasarrufu, tarım sigortaları ve erken uyarı sistemleri yer alıyor. Büyükşehirlerin Cape Town'un 'Day Zero' veya Avustralya'nın 'Drought Response Plan' örneklerinden faydalanarak kuraklık müdahale planları hazırlaması gerektiği ifade edildi.

Ayrıca yerel kuraklık izleme birimleri kurulması, yıllık su bütçelerinin oluşturulması, yağmur suyu hasadının teşvik edilmesi, içme ve kullanım suyunun ayrılması ve bilim dışı söylemlerden kaçınılması önerildi. Kadıoğlu, su yönetiminde asıl öneminin risk yönetimi olduğunu, su tükendikten sonra kriz yönetimiyle yapılabileceklerin sınırlı kalacağını vurguladı.

Özetle, Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu'nun değerlendirmesine göre Türkiye'de geniş çaplı bir kuraklık krizi mevcut; acil politika ve yönetim adımları alınmazsa tarım, ekoloji ve toplumsal yapı üzerinde kalıcı olumsuz etkiler bekleniyor.

Yazar
EDİTÖR

Aksiyon Haber Ajansı