Köklerden ışığa: Antalya Altın Portakal'da yaralı coğrafyaların sineması

63. Altın Portakal'da 'Kökler, Işık ve Kamera' bölümü, İran, Lübnan, Ukrayna ve Filistin yapımlarını AKM Perge Salonu'nda seyirciyle buluşturdu.

Yayın Tarihi: 28.10.2026 17:25
Güncelleme Tarihi: 28.10.2026 17:25

Köklerden ışığa: Antalya Altın Portakal'da yaralı coğrafyaların sineması

Festivalin özel bölümü dünyadan yaraları sahneye taşıdı:

63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali, bu yıl "Kökler, Işık ve Kamera" adlı özel bölümüyle İran, Lübnan, Ukrayna ve Filistin’den çıkan filmleri ağırladı. Bölümün amacı, dünyanın en acil çözüm bekleyen coğrafyalarının insan hikâyelerini sinema diliyle görünür kılmak olarak öne çıktı. İlk gösterimler Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Perge Salonunda yapıldı; gösterimlerin ardından yönetmenler ve ekiplere yönelik soru-cevap oturumları gerçekleşti.

Filistin 36: tanıklık, taşınma ve tarihle yüzleşme:

Festivalde geniş yankı uyandıran yapımlardan biri Annemarie Yasir'in yönettiği Filistin 36 (Palestin 36) idi. Filmin oyuncularından Yasmin El-Masrî, gösterimin ardından yaptığı konuşmada filmin ortaya çıkış sürecini ve taşıdığı misyonu anlattı. Film, planlandığı gibi Filistin'de çekilemedi; Gazze'deki savaşın başlaması sonrası prodüksiyon yaklaşık altı aylık bekleyişin ardından Ürdün'e taşındı. El-Masrî, ekip olarak her gün işe gidip Filistin'i yanlarında taşımaya çalıştıklarını, filmin arkasında hiçbir büyük stüdyo desteği olmadan sadece inanç ve kararlılıkla durduklarını vurguladı.

El-Masrî, filmin dünya kamuoyuna şiddetin görüntülerinin ötesinde bir anlatı sunduğunu; izleyicinin ne gördüğünü, neden gördüğünü ve bu görmenin taşıdığı etik soruları sorgulamaya yönelttiğini söyledi. Ayrıca tarihselliğe dikkat çekerek, sürecin kökenlerine 1936'daki gelişmelere işaret etti ve bugünkü olayların bunun yankısı olduğunu belirtti. Gösterimin ardından El-Masrî, seyircinin hislerini ve düşüncelerini öğrenmenin kendisi için çok değerli olduğunu ekledi.

İran'dan bağımsız anlatılar ve sinemaya adanmışlık:

Programda İran sinemasından dikkat çeken işler de yer aldı. Yazdan Tebrizîşun'un yönettiği Ne Ses Ne Seda, Haziran 2025'te İran ile İsrail arasında yaşanan çatışmalar sırasında Tahran'da geçen, gerçek bir aile hikâyesinden yola çıkan bir anlatı. Tebrizîşun, filmin belgesel ve kurgunun iç içe geçtiği bir yapıya sahip olduğunu, anlatının büyük bölümünün gerçek hikâyeye dayandığını ve çekim sürecinde kurguyla gerçeklik arasındaki sınırların sürekli tartışıldığını aktardı. Yönetmen, filmin aynı zamanda kadınlara yönelik bir saygı duruşu olduğunu belirtti.

Amirali Nevaî'nin yönettiği Gün Işığı Ekspresi (Sunshine Express) gösteriminde yönetmen, filmi İran'da sinemada yaşanan tükenmişlik ve yakın çevresinde intihar eden meslektaşlarına adadığını söyledi. Nevaî, filmin çekimlerinin savaş başlamadan önce başladığını, filmin hissettiği atmosfere dair bir öngörü taşıdığını ve sonrasında yaşanan gelişmelerle filmin bağlamının daha da ağırlaştığını anlattı. Film bağımsız kaynaklarla, arkadaşların desteğiyle finanse edilerek çekilmiş; yönetmen bu kolektif dayanışmanın ve sinemaya duyulan tutkunun üretimi mümkün kıldığına dikkat çekti.

Programda sunulan İki Kere Yaşamak, Üç Kere Ölmek (Living Twice, Dying Third) filminin yaratım süreci de kolektif bir işleyiş örneği olarak öne çıktı. Yönetmen Kerim Lakzâde'nin mesajı festivalde ekip üyeleri tarafından okundu: Film, İran'da bağımsız, küçük bir grupla dört farklı dönemde çekilmiş; ekip üyeleri birden çok görev üstlenerek prodüksiyonu ayakta tutmuş ve çekim sonrası her gün görüntüleri birlikte değerlendirerek filmi şekillendirmişlerdi.

Melekler Diyarı (The Land of Angels) ise Gazze'yi çocukların bakış açısından anlatan bir yapımdı. Yapımcı İlahe Nevbaht, filmin konuyu askeri ya da politik bir çerçeveden değil tamamen insani ve çocuk eksenli bir perspektiften ele aldığını, ana karakteri bilinçli olarak bir öğretmen seçtiklerini söyledi. Nevbaht, öğretmenin çocuklara direnç, dayanışma ve pozitif bakışı aşılayacak en uygun figür olduğuna vurgu yaptı ve filmin Batı'da ulaşmasını hedeflediklerini, yakında Barselona gösteriminin ve İran'ın Oscar adaylığı planlarının bulunduğunu belirtti.

Kısa filmler ve farklı anlatım deneyleri:

Bölümde kısa filmler de yer aldı; gösterim sonrası yapılan söyleşilerde Ana Maria Pirvan (Bir Gün Çocuk), Ali Andarz (Haniye) ve Vahid Mezrae (Nasaz) soruları yanıtladı. Pirvan, kısa filmin aslında uzun metraj projesine hazırlık amacı taşıdığını ve Berlinale'de En İyi Kısa Film ödülünü kazandıklarını söyledi. Andarz, Haniye ile yalnızca İran'a özgü bir mesele anlatmak istemediğini, evrensel bir cesaret ve bireyin ailesi üzerindeki etkisini göstermeyi amaçladığını belirtti. Mezrae ise Nasaz'ın başrol karakterinin yalnızca ıslıkla kendini ifade etme tercihine ilişkin, senaryonun geliştirme aşamasında bu seçimin benimsenmesinin filmdeki görsel ipuçlarıyla desteklendiğini aktardı.

Festivalin Kökler, Işık ve Kamera bölümü, coğrafyaların yaralarını görünür kılarken aynı zamanda bağımsız sinemanın kolektif üretim biçimlerini ve sinemacının direnç gücünü de sergiledi. AKM Perge Salonu'ndaki gösterimler ve ardından yapılan söyleşiler, izleyicilerle yaratıcı ekipler arasında doğrudan bir temas kurarak filmlerin hem estetik hem etik boyutlarını tartıştırdı. Bölüm, savaşın, göçün ve baskının yüklediği ağır gerçeklikleri farklı anlatı teknikleriyle paylaşmayı ve bu hikâyeleri uluslararası bir platformda seslendirmeyi hedefledi.

"KÖKLER, IŞIK VE KAMERA" ADLI BÖLÜMDEKİ İLK GÖSTERİMLER BUGÜN ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ (AKM) PERGE...

"KÖKLER, IŞIK VE KAMERA" ADLI BÖLÜMDEKİ İLK GÖSTERİMLER BUGÜN ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ (AKM) PERGE SALONU'NDA GERÇEKLEŞTİRİLDİ. GÖSTERİMLERİN ARDINDAN İSE FİLM EKİPLERİ SEYİRCİLERİN SORULARINI CEVAPLADI.

Yazar
EDİTÖR

Fatma Öztürk

Merhaba, ben Fatma Öztürk. 26 yaşındayım, İzmir. aksiyon.com.tr Gündem için yerel yönetimler ve şehir haberlerini takip ediyorum. Benim önceliğim insan hikayeleri ve toplumsal sorunlar. Vatandaşın sesini duyurmayı seviyorum, empati yeteneğimin yüksek olduğunu söylerler.