Washington temasları ve açıklamanın özü:
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu sonrasındaki ABD ziyaretinde Washington DC’de Türk basınıyla bir araya gelerek Kıbrıs meselesinde KKTC’nin pozisyonunu netleştirdi. Ertuğruloğlu, federasyon ya da yeni bir ortaklık modelinin artık gündemlerinde olmadığını belirterek, dış politika yönelimlerinin "iki egemen eşit devlet, eşit uluslararası statü" anlayışı üzerine kurulduğunu vurguladı.
KKTC Washington Temsilciliği’nde gerçekleştirilen basın toplantısında Ertuğruloğlu, adadaki mevcut uluslararası algıya, Güney Kıbrıs’ın askeri ilişkilerine ve BM mekanizmalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Basın toplantısında sık sık kullanılan ana tema, ortaklık arayışının geride kaldığı ve bundan sonra ilişkilerin komşuluk temelinde şekillenebileceği oldu.
Kıbrıs’ta siyasi ve ekonomik gerçeklik:
Ertuğruloğlu, Kıbrıs Türk halkının yıllardır ambargo ve izolasyon politikaları altında olduğunu anımsattı ancak buna rağmen KKTC’deki sosyoekonomik şartların birçok ülkeden daha iyi olduğu görüşünü paylaştı: "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki sosyoekonomik şartlar BM Genel Kurulu üyelerinin yüzde 80’inden daha iyidir" dedi. Ayrıca, adanın kuzeyi hakkında oluşturulmaya çalışılan "sefalet" veya "işgal" tablosunu reddetti; gelen ziyaretçilerin gerçek durumu gördüğünü belirtti ve refahın Türkiye ile birlikte sağlandığını vurguladı.
BM, Güvenlik Konseyi ve arabuluculuk değerlendirmeleri:
Ertuğruloğlu, BM Genel Sekreteri ile Cumhurbaşkanı düzeyindeki görüşmelerde bu yıl yer almadığını açıkladı ve Genel Sekreter’in iyi niyetli bir insan olduğunu ancak Güvenlik Konseyi'nin çerçevesi dışına çıkamayacağını ifade etti: "Genel Sekreter tabii çok değerli bir beyefendi... ama Güvenlik Konseyi’nin çizdiği parametrelerin dışına çıkabilecek olan bir bürokrat değil."
Güvenlik Konseyi’nin yaklaşımının değişmesi gerektiğini savunan Ertuğruloğlu, 1964’te yapılan hatayı düzeltecek yeni bir karar alma sürecine girilmedikçe BM’nin çözümde etkin bir rol almasının beklenemeyeceğini belirtti. Ayrıca, Rum tarafına "Kıbrıs devleti" muamelesi yapılırken Kıbrıs Türk tarafına "toplum" denilmesinin adil olmadığını ve bu durum sürerken bir ilerleme beklenemeyeceğini vurguladı.
Arabuluculuk konusunda net bir tutum sergileyen Ertuğruloğlu, KKTC’nin herhangi bir ülke veya uluslararası aktörü arabulucu olarak kabul etmek niyetinde olmadığını söyledi: "Bizim güvenebileceğimiz bir tek aktör vardır: Türkiye" ve arabuluculuğun taraflar için tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini belirtti. BM Genel Sekreteri’nin görevini "iyi niyet misyonu" olarak tanımlarken, arabuluculuğun hassas bir süreç olduğunu yineledi.
Güvenlik Konseyi üyelerine eleştiri:
Ertuğruloğlu, Güvenlik Konseyi’nin daimi üyelerinin geçmişteki tutumlarını düzeltme gereği hissetmedikleri sürece Kıbrıs konusunda neticelere ulaşılamayacağını savundu. Türkiye’nin Güney Kıbrıs’ı tanımaması ve KKTC’ye büyükelçi atamaması örnekleri üzerinden BM kararlarının uygulanmasındaki çelişkilere dikkat çekti.
Bölgesel askerî ilişkiler ve denge endişeleri:
Güney Kıbrıs’ın İsrail, Fransa, ABD ve İngiltere ile gelişen askerî ilişkileri hakkında endişelerini paylaşan Ertuğruloğlu, özellikle İsrail’in Güney Kıbrıs’taki etkinliğinin adanın güvenliğini zedelediğini söyledi: "Biz tabi ki İsrail’in Güney Kıbrıs’ta bu kadar etkin bir konuma düşmesinden pek memnun değiliz."
Ayrıca Ertuğruloğlu, Washington temaslarında Amerikalılara doğrudan sorular yönelttiğini aktardı: "Siz bu insanları niye, ne yapsınlar diye yetiştiriyorsunuz... Bize karşı kullansınlar diye mi silah satıyorsunuz." Bu sorulara tatmin edici yanıt almadıklarını belirtti.
KKTC’nin güvenliğinin, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin adadaki varlığı ve Türkiye’nin garantörlüğü sayesinde sağlandığını vurgulayan Ertuğruloğlu, Türk askerinin mevcudiyetinin Rum tarafına yönelik bir tehdit değil, caydırıcı bir unsur olduğunu ve adada bir askeri dengenin bulunduğunu ifade etti: "Bir tek nedeni var: Türk Silahlı Kuvvetleri’nin adadaki mevcudiyeti ve ana vatan Türkiye’nin garantörlüğü."
İç politika ve öncelikler:
Ertuğruloğlu, KKTC’nin önceliğinin artık iç politikada daha güçlü bir yapı kurmak olması gerektiğini söyledi ve dış politika çizgisinin belli olduğunu tekrar etti. Kıbrıs meselesinin sadece Kıbrıslı Türklerle Rumlar arasındaki bir sorun olmadığı, "Kıbrıs meselesi ulusal bir davadır. Türk ulusunun bir davasıdır" şeklinde tanımladı.
Kıbrıslı Türklerin Türk milletinin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurgulayan Bakan, "Kıbrıslı diye bir millet yok, Türk milleti vardır" ifadesiyle kimlik ve tarih bilincinin önemine dikkat çekti. KKTC’nin geleceğini Türkiye ile birlikte inşa etme kararlılığını sürdüreceklerini belirtti: "Güçlü Türkiye, güçlü KKTC."
Sonuç olarak Ertuğruloğlu’nun Washington açıklamaları, KKTC yönetiminin çözüm vizyonunda yön değişikliği olmadığını; ortaklık arayışının kapandığını, önceliğin ise uluslararası arenada eşit egemenlik ve içeride kurumsal güçlenme olduğunu ortaya koydu.
KKTC DIŞİŞLERİ BAKANI ERTUĞRULOĞLU: "RUMLARLA YENİ BİR ORTAKLIK KURMA DİYE BİR SEÇENEK YOK"