Kaygıdan korumak değil, başa çıkmayı kazandırmak

Uzmanlar, okula dönüşte çocukların kaygısını yok etmeye çalışmak yerine onlara başa çıkma becerileri öğretmenin daha etkili olduğunu söylüyor.

Yayın Tarihi: 11.09.2026 10:15
Güncelleme Tarihi: 11.09.2026 10:15

Kaygıdan korumak değil, başa çıkmayı kazandırmak

Okula uyum kaygısı normaldir:

Yaz tatilinin sonuna yaklaşılmasıyla milyonlarca öğrenci ve veli 14 Eylül’deki ilk ders ziline odaklandı. Okul öncesi ile ilkokul 1. sınıf minikler için uyum programı başladı ve bu dönem her yıl olduğu gibi hem heyecan hem de kaygı getirebiliyor. Yaşar Üniversitesi Psikoloji Bölüm Başkanı Doç. Dr. Oya Mortan Sevi okul başlangıcının yalnızca akademik bir dönem değil, aynı zamanda yeni beklentilerin, sosyal ilişkilerin ve günlük düzenin başlangıcı olduğunu vurguluyor.

Doç. Dr. Sevi, anaokulu, ilkokul ve ortaokulun ilk yıllarında çocukların bir miktar kaygı yaşamasının beklenebilir olduğunu belirtiyor. Bu durum doğal karşılanmalı; asıl hedef çocuğun hiç kaygı yaşamaması değil, kaygıyla baş edebilme yeteneğini geliştirmektir.

Ebeveynlerin rolü ve mesajları:

Sevi, ebeveynlerin temel görevinin çocuğun kaygısını tamamen ortadan kaldırmaya çalışmak olmadığını, bunun yerine çocukla birlikte bu kaygıyla baş edebilmesine yardımcı olmak olduğunu söylüyor: "Burada ebeveynlerin temel görevi çocuğun kaygısını tamamen ortadan kaldırmaya çalışmak değil, çocuğun bu kaygıyla baş edebilmesine yardımcı olacak şekilde eşlik etmektir."

Uzmanın vurguladığı kritik bir mesaj şu: "Zorlanabilirsin ama bununla baş edebilirsin". Bu söz, çocuğun stres dayanıklılığını artıracak, zorluklarla karşılaştığında kaçmak yerine çözüm yolları aramasına destek olacak bir çerçeve sunar.

Düşünceleri anlamak ve yeniden çerçevelemek:

Çocukların kaygıları yalnızca dışsal durumlardan değil, bu durumlarla ilgili geliştirdikleri düşüncelerden de beslenir. Doç. Dr. Sevi, "’Annem beni almaya gelmezse?’, ’Arkadaş bulamazsam?’, ’Öğretmen bana kızarsa?’ ya da ’Başaramazsam?’ gibi düşüncelerin kaygıyı artırabildiğini" hatırlatıyor ve ebeveynlere bu düşünceleri hemen reddetmek yerine önce anlamaya çalışmayı öneriyor.

Bu süreçte ebeveyn, çocuğun korkularını küçümsememeli; bunun yerine daha gerçekçi ve baş edilebilir alternatifler üretmesine yardımcı olmalıdır. Çocuğun daha önce başardığı deneyimleri hatırlaması, kendinde var olan kaynakları fark etmesi ve gerektiğinde yardım isteyebileceğini bilmesi, kaygıyla baş etmede önemli adımlardır.

Doç. Dr. Sevi, ebeveynin çocuğun yerine tüm güçlükleri çözmesi yerine yanında durarak kendi çözüm yollarını geliştirmesine fırsat vermesinin bu beceriyi destekleyeceğini belirtiyor.

Güvenli üs ve vedalaşma ritüelleri:

Bağlanma perspektifinden ebeveynin işlevlerinden biri, çocuğa güvenli bir üs sağlayabilmektir. Sevi şunu ifade ediyor: "Çocuk yeni ve belirsiz bir ortama giderken, gerektiğinde geri dönebileceği güvenli bir ilişkisinin olduğunu bilmek ister." Bu nedenle mesaj ne tamamen korku yok saymak ne de çocuğu bağımsızlıktan mahrum bırakmak olmalıdır. Uzmanın örneklediği işlevsel mesaj şöyledir: "Seni özleyebilirim, sen de beni özleyebilirsin; ama burada güvendesin ve bununla baş edebilirsin."

Vedalaşmayı gereksiz yere uzatmak, tekrar sınıfa dönmek veya ebeveynin kendi endişesini yoğun biçimde dile getirmesi, çocuğun okul ortamını tehlikeli veya baş edilmesi güç bir yer olarak algılamasına yol açabilir. Sakin, kararlı ve güven veren bir tutum çocuğun uyum sürecini kolaylaştırır.

Günlük rutinler ve ilişkisel öncelikler:

Okul dönemi boyunca öngörülebilir rutinler kurmak ve çocukla kaliteli zaman geçirmek kaygıyı azaltır. Sevi, çocuğun yaşamının yalnızca akademik başarıya indirgendiğinde baskının arttığını, bunun yerine önce ilişki kurmanın önemini vurguluyor: "Okuldan gelen çocuğa ilk sorunun ’Ödevin var mı?’ olması yerine önce onunla ilişki kurmak, nasıl hissettiğini anlamak ve ardından sorumluluklara geçmek daha sağlıklı olabilir."

Aile ile okul arasındaki ilişki ve iş birliği de çocuğun uyumunu etkileyen diğer önemli faktörlerdir. Doç. Dr. Sevi, "Aile ve okul aynı hedef etrafında buluştuğunda çocuk için daha tutarlı bir çevre oluşur" diyor ve ortak mesajın, "Burada güvendesin, zorlanman anlaşılabilir ve zamanla bununla baş edebilirsin" olması gerektiğini söylüyor.

Sonuç olarak, okula uyum sürecindeki amaç çocuğun hiç kaygı yaşamaması değil; kaygısını fark edebilmesi, adlandırabilmesi, yetişkinin sakin ve güven veren eşliğini hissedebilmesi, düşüncelerini daha işlevsel değerlendirebilmesi ve küçük adımlarla sürece katılarak kendi baş etme kaynaklarını kullanabilmesidir. İhtiyaç duyduğunda güvenli ilişkilerine dönebileceğini bilmesi, uzun vadede çocuğun dayanıklılığını güçlendirir.

YAŞAR ÜNİVERSİTESİ PSİKOLOJİ BÖLÜM BAŞKANI DOÇ. DR. OYA MORTAN SEVİ, AİLELERE "ÇOCUĞUN KAYGISINI...

YAŞAR ÜNİVERSİTESİ PSİKOLOJİ BÖLÜM BAŞKANI DOÇ. DR. OYA MORTAN SEVİ, AİLELERE "ÇOCUĞUN KAYGISINI TAMAMEN ORTADAN KALDIRMAYA ÇALIŞMAK YERİNE, BAŞ EDEBİLMESİNE YARDIMCI OLUN" UYARISINDA BULUNDU.

Yazar
EDİTÖR

Mustafa Şahin

Adım Mustafa Şahin, 33 yaşındayım. İstanbul'da yaşıyorum. aksiyon.com.tr'de Gündem editörüyüm, uzmanlık alanım güvenlik ve savunma politikaları. Ciddi ve disiplinli biriyim. Okuyucularımıza derinlemesine analizler ve özel dosyalar hazırlamayı seviyorum.