İsrail'deki Askerlik ve Toplumsal Bölünme
İsrail’de askerlik, yalnızca bir vatandaşlık yükümlülüğünün ötesinde, ideolojik bir sadakat testi ve toplumsal eşitlik ölçütü olarak kabul edilmektedir. Devletin kuruluşundan bu yana zorunlu askerlik, ulusal birliğin simgesi olarak görülmüş olmasına rağmen, bu birlik miti derin dinsel, sınıfsal ve ideolojik ayrışmalar karşısında sarsılmaya başlamıştır.
Haredim ve Askerlik Muafiyeti
Haredi toplumu, yeşiva eğitimi nedeniyle askerlikten muaf tutulmaktadır. Bu durum, seküler Yahudi toplumu içinde büyük bir adaletsizlik duygusuna yol açmakta. Toplum içerisinde, devletin bekası için bedel ödeyenlerin yalnızca bir kesim olduğu algısı, toplumsal eşitlik ilkesini sarsmaktadır. Haredi muafiyeti, siyasi dengeler nedeniyle sürekli ertelenmekte, bu da askerlik yükümlülüğünü ayrıcalıkların ve dışlanmışlığın haritasını çizen bir alan haline getirmektedir.
Vicdani Ret ve Ahlaki Sorgulama
İsrail’de askerlik karşıtı hareket, özellikle Batı Şeria ve Gazze’deki askeri uygulamaları ahlaki olarak sorgulayan gençlerle birlikte güç kazanmaktadır. 2004 yılında kurulan Breaking the Silence (BtS) adlı sivil toplum kuruluşu, askerlik yapmış kişilerin tanık oldukları şiddet ve hukuksuzlukları açığa çıkarmaktadır. Bu tanıklıklar, askerlik hizmetinin yalnızca bir güvenlik görevi değil, aynı zamanda işgal rejiminin sürdürülmesi için işlev gören bir ideolojik mekanizma olduğunu ortaya koymaktadır.
7 Ekim Sonrası Kriz ve Gençlerin Tepkisi
Hamas’ın 7 Ekim saldırılarından sonra İsrail toplumu derin bir travma yaşamıştır. Saldırılara karşı başlatılan operasyon, bazı gençlerin savaşa katılmayacaklarını ilan ettikleri eylemlere yol açmıştır. Bu bireysel direniş, savaşın etik ve politik meşruiyetine doğrudan bir karşıtlık oluşturmaktadır. Bu tepkilerin temelinde üç gerekçe bulunmaktadır: ahlaki ret, ideolojik karşıtlık ve sistem eleştirisi. Bu durum, askerlik kurumunun artık toplumun bir “ortak zemini” olmaktan çıkıp, devletin ideolojik eşitsizliklerinin simgesi haline geldiğini göstermektedir.
Yerleşimci Askerlerin Rolü
İsrail ordusu, işgal altındaki Filistin topraklarında kontrol ve demografik mühendislik işlevlerini yürütmektedir. Bu alanlarda görev yapan askerlerin bir kısmı, radikal yerleşimci ideolojisine yakın kişilerdir. Bu askerler, teolojik-milliyetçi bir motivasyonla, zorbalık ve şiddeti meşrulaştırmakta, devletin iç güvenlik aygıtına doğrudan sızarak toplumda baskıcı bir güvenlik rejimi oluşturmaktadır. Bu durum, ordunun halkı temsil eden bir kurum olma işlevini zayıflatmakta ve ideolojik olarak parçalanmış bir yapıya dönüşmesine yol açmaktadır.
Sonuç olarak, İsrail’de hem savaş karşıtı hem de bu savaşın meşruiyetini savunan grupların varlığı, ordunun ahlaki ve politik meşruiyetinin ciddi biçimde erozyona uğradığını göstermektedir. Zorunlu askerlik, modern ulus-devletin eşit yurttaşlık anlayışının temel taşlarından biri olarak görülse de, İsrail örneğinde bu temel taş çatlamış durumdadır.
Doç. Dr. Tuğçe Ersoy Ceylan, İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesidir.
Bu makalelerdeki görüşler, yazarın şahsi fikirleridir ve Anadolu Ajansı'nın editoryal politikalarını yansıtmayabilir.