Fidan: Türkiye Suriye'ye kapsamlı destek vermeye hazır; Gazze için sessiz diplomasi sürüyor
BM 80. Genel Kurulu kapsamında New York'ta bulunan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Türkevi'nde düzenlenen basın toplantısında Türkiye'nin bölgesel yaklaşımlarına ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu ve gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Suriye: Kapsamlı destek ve ortaklık vurgusu
Bakan Fidan, Suriye konusunda Türkiye'nin hedefini "Türkiye'nin milli güvenliğinin tehdit altında olmadığı, Suriye'deki Kürt kardeşlerimiz dahil hiçbir azınlık veya çoğunluk grubunun kendisini tehdit altında görmediği, özgür gördüğü, kimliğini yaşayabildiği, eşit hissettiği, güvende hissettiği bir ortam" olarak özetledi. Fidan, bu hedefe ulaşmak için "Bunun için gerekli olan siyasal çerçeve, ekonomik katkı, kurumsal kapasite, askeri ve güvenlik tedbir ne ise Türkiye hepsini vermeye ve gerekenleri yapmaya hazır" dedi ve bunun tek taraflı değil, "bölgedeki ortaklarıyla, bulabildikleri paydaşlarıyla beraber" yapılacağını vurguladı.
Gazze: Sessiz yürütülen diplomasi ve ateşkes önceliği
Gazze'ye ilişkin soruları yanıtlayan Fidan, kamuoyunun göremediği ancak Türkiye'nin öncülük ettiği yoğun bir diplomasi trafiğinin yürütüldüğünü belirtti. Fidan, ABD Başkanı Donald Trump ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da aralarında bulunduğu liderler toplantısının önemine işaret ederek, "Bütün bunlarda Amerika'nın aslında kendi merkezi rolünü oynaması ve İsrail üzerindeki etkisini kullanması bizim için önemli" değerlendirmesinde bulundu.
Fidan, önceliklerinin "Gazze'de ateşkesin sağlanması, sivil katliamının durması, bir an önce insani yardımların girmesi" olduğunu kaydetti. Ateşkesin önünü açacak bir anlaşma üzerinde çalışıldığını, bu çerçevede ilgili ülkelerin katkı verdiğini ve müzakerelerin sürdüğünü belirtti: "Bunu önceleyen bir ateşkes anlaşmasını ve paralelinde diğer hususları da gündeme getiren bir kağıt üzerinde çalışılıyor. Bu biraz dediğim gibi sessiz götürülen bir çalışma oldu."
Fidan, sürece ilişkin iyimser olmak istediklerini, ancak geri adım atmayacaklarını ve diplomatik kapasite ile yaratıcılığı kullanmaya devam edeceklerini söyledi.
Filistin'in tanınması ve iki devletli çözüm
Filistin Devleti'nin tanınmasının Gazze'deki durumu hangi çerçevede etkileyebileceği sorusuna Fidan, önceki süreçlerden çıkarılan dersin sadece ateşkese değil, "savaşları ve katliamları mümkün kılan ortamın kaldırılmasına" yoğunlaşmak olduğunu ifade etti. Fidan, hedefin "iki devletli, hem İsrail'in hem Filistinlilerin güven, barış ve huzur içinde yaşadığı bir ortam" olduğunu söyledi.
Fidan, müzakereler sürerken bir grup ülkeyle iki devletli çözüm ve Filistin'in tanınması gündemini ilerlettiklerini; "Geldiğimiz noktada gerçekten rekor sayıda ülke Filistin'i tanıdılar" dedi. Avrupa ve Anglosakson ülkelerin de aralarında bulunduğu bazı ülkelerin tanıma kararlarının, hem yürütülen çalışmaların etkisini hem de uluslararası kamuoyunda oluşan politik baskının sonucu olduğunu belirtti. Fidan, "Filistin Devleti'nin tanınması, iki devletli çözüme gidilmesi için 60 bin masumun şehit edilmesine, katledilmesine, 2 milyon insanın aç bırakılmasına hiç gerek yoktu" ifadelerini kullandı.
İkinci aşamanın "yaşayan ve hayata geçen bir devlet aşaması" olduğunu vurgulayan Fidan, bunun için şu anda devam eden sıcak savaşın durması gerektiğini ve Filistin yönetiminin reformuyla ilgili paralel çalışmaların bulunduğunu söyledi.
Tony Blair planı ve yeniden inşa çalışmaları
Tony Blair Enstitüsü kaynaklı yeniden inşa planına dair soruya Fidan, henüz önlerine gelen "Blair Planı" diye net ve somut bir teklif olmadığını belirtti. Fidan, "Tony Blair'e özellikle bir noktada uluslararası yardımların belki organizasyonunda bir rol verilebilir" değerlendirmesini yaparken, Temas Grubu ülkeleri olarak en hassas oldukları konunun olası bir ateşkes anlaşması sonrasında Gazze'nin Filistinliler tarafından yönetilmesi olduğunu vurguladı.
Bölgesel güvenlik, Suriye'nin istikrarı ve SDG/PKK-YPG
Fidan, Suriye meselesinin hem bölge hem de Türkiye güvenliği açısından önemine dikkat çekti. Milyonlarca Suriyelinin hala sınır dışında mülteci statüsünde yaşadığını; bunun sona ermesi için Suriye'nin kalıcı istikrara kavuşması gerektiğini söyledi. İsrail'in saldırılarının denklemi değiştirdiğini belirten Fidan, Suriye'deki altyapı, ekonomik sıkıntı ve iç savaşın yol açtığı yıkımın uluslararası destekle giderilmesi gerektiğini kaydetti.
SDG adını kullanan PKK/YPG ile ilgili tehdit algısının sürekli takip edildiğini, Şam ile SDG arasındaki müzakere süreçlerinin yakından izlendiğini belirten Fidan, ABD'nin konuya ilişkin evrilen görüşleri ve rolüne dair değerlendirmelerin sürdüğünü ifade etti.
Türkiye'nin yaklaşımı ve koordinasyon
Türkiye'nin Suriye politikasının yakın takibini ve kurumlar arası koordinasyonu vurgulayan Fidan, "Günün sonunda hedefimiz şu: Türkiye'nin milli güvenliğinin tehdit altında olmadığı, Suriye'deki Kürt kardeşlerimiz dahil hiçbir azınlık veya çoğunluk grubunun kendisini tehdit altında görmediği ... bir ortamın olması" dedi. Bu hedef doğrultusunda gerekli siyasal çerçeve, ekonomik katkı, kurumsal kapasite ve güvenlik tedbirlerini sağlamaya hazır olduklarını yineledi.
Fidan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde yürütülen çalışmaları ve küresel diplomasi trafiğini koordinede olduklarını belirtti. "Türkiye, büyük ve güçlü bir ülke. Kurumsal kapasitesi yüksek, hangi aracı, ne zaman kullanacağını iyi biliyor" diyen Fidan, önceliğin hikmetle, iyi sözle ve barışçıl yöntemlerle olmakla beraber muhatapların olumlu yanıt vermemesi halinde devletin diğer yöntemleri kullanma yükümlülüğü bulunduğunu ifade etti.
Amacımız bu tarihsel zulmün durması. Fidan, bu amaçla hem sahada hem diplomatik kanallarda sahici ve yapıcı katkılar verdiklerini ve bu yolda ısrarcı olduklarını vurguladı.
(Sürecek)