BM İnsan Hakları Konseyi 60. Oturumu: Katar'a yönelik saldırı acil gündemde
Cenevre'de süren Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Konseyi'nin (İHK) 60'ıncı Oturumu kapsamında, İsrail'in 9 Eylül'de Katar'ı hedef alan saldırısına ilişkin acil durum toplantısı düzenlendi. Toplantıda hem BM yetkilileri hem de Katar temsilcileri saldırının hukuki, diplomatik ve insani etkilerini değerlendirdi.
Volker Türk'ün değerlendirmesi
BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, konuşmasında saldırının uluslararası hukuka ve arabuluculuk süreçlerine verdiği zarara dikkat çekti. Türk, "İsrail'in 9 Eylül'de Doha'da müzakerecilere yönelik saldırısı, uluslararası hukukun şok edici bir ihlali, bölgesel barış ve istikrara bir saldırı ve dünya genelinde arabuluculuk ile müzakere süreçlerinin bütünlüğüne bir darbe niteliğindeydi. Bu nedenle saldırıyı kınıyor ve İHK ile tüm hükümetleri aynısını yapmaya çağırıyorum." dedi.
Türk, ayrıca "Saldırı, uluslararası insan hakları hukuku kapsamındaki yaşam hakkını ve uluslararası insancıl hukuk ilkelerini ihlal etti." ifadelerini kullandı ve BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'in saldırının Katar'ın egemenliğini ve toprak bütünlüğünü ihlal ettiği yönündeki tespitini anımsattı. BM Güvenlik Konseyi üyelerinin de saldırıyı kınadığı belirtildi.
Türk, saldırının, Katar'da uluslararası destekli arabuluculuk faaliyetlerinde bulunan tarafları hedef alarak Katar'ın kolaylaştırıcı ve barış arabulucusu olarak oynadığı kilit rolü zayıflattığını vurguladı. Ayrıca saldırının, çatışmaların barışçıl yollarla çözülmesine yönelik küresel çabalara bir darbe olduğunu söyledi ve İHK'yi "arabuluculuk süreçlerinin merkezi önemini yeniden teyit etme" ile "hukuka aykırı cinayetlerin hesabını sorma" çağrısında bulundu.
Türk, saldırı sırasında Hamas heyetinin Doha'da ateşkes görüşmeleri için bulunduğunu hatırlatarak, Gazze, işgal altındaki Batı Şeria, Lübnan, Suriye, Yemen ve tüm bölge için barışın önemini yineledi. Ayrıca "İsrail saldırısı, sürdürülebilir barışa giden tek yol olan iki devletli çözümün tüm ihtimalini yok eden diğer eylemlerle eş zamanlı gerçekleşti" değerlendirmesinde bulundu ve aynı gün Gazze'de yeni bir askeri aşamaya işaret eden uygulamalar nedeniyle yaklaşık 1 milyon kişinin güvenlik gerekçesiyle kentten ayrılmasının istendiğini uluslararası insancıl hukuka aykırı bir başka teşebbüs olarak nitelendirdi.
Türk, Gazze'de yaklaşık 2 yıldır devam eden katliamların durması çağrısında bulunarak üye ülkelere şu çağrılarda bulundu: "Ülkeler, savaş yasalarını ihlal etme riski taşıyan silahların İsrail'e akışını durdurmalı. Ülkeler, ateşkes, tüm rehinelerin ve keyfi olarak gözaltına alınanların serbest bırakılması ve Gazze'ye yeterli insani yardımın ulaşması için azami baskı uygulamalılar."
Katar'dan tepki: Diplomasi merkezine yönelik saldırı
Katar Dışişleri Bakanlığı Uluslararası İşbirliğinden Sorumlu Devlet Bakanı Maryam bint Ali bin Nasser Al Misnad, başkent Doha'nın diplomatik temsilciliklerin, okulların ve camilerin yakınındaki yerleşim bölgelerini hedef alan bir hava saldırısına maruz kaldığını belirtti. Misnad, bu eylemin "Katar'ın egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün yanı sıra uluslararası sözleşmelerin de açık bir ihlali" olduğunu vurguladı.
Misnad, "Bu saldırı, tamamen sivil bir bölgeyi hedef alarak uluslararası insancıl hukukun şiddetli ve açık bir ihlalini, devlet terörü anlamına gelen, bölgesel ve uluslararası barış ile güvenliğe doğrudan bir saldırıyı temsil ediyor. Bu suçu daha da ciddi hale getiren durum, Gazze'de ateşkes sağlanması için ABD ve Mısır ile koordinasyon halinde arabuluculuk rolü oynayan bir devletin hedef alınmış olmasıdır." dedi.
Katar yetkilisi, arabuluculuk yapan bir devleti hedef almanın yalnızca müzakere sürecini baltalamakla kalmayacağını, aynı zamanda daha fazla hayat kurtarma ve barışa ulaşma fırsatını da ortadan kaldırdığını belirtti.