İşgücü anlaşmasının 65. yılında iki kuşağın Almanya deneyimi

30 Ekim 1961 İşgücü Anlaşması'nın 65. yılında Almanya'ya giden işçilerin anıları: çalışma, esnaflaşma, cami ve hasret dolu kuşak öyküleri.

Yayın Tarihi: 19.10.2026 12:23
Güncelleme Tarihi: 19.10.2026 12:26

İşgücü anlaşmasının 65. yılında iki kuşağın Almanya deneyimi

65 yıl: bir anlaşmadan başlayan göç

Türkiye ile Almanya arasında imzalanan 30 Ekim 1961 tarihli İşgücü Anlaşması, iki ülke arasındaki insan hareketinin dönüm noktası oldu. Anlaşmanın ardından ilk işçi kafilesini taşıyan trenin 3 Eylül 1961'de Sirkeci Garı'ndan Münih'e hareket etmesiyle başlayan süreç, kısa sürede yoğun bir işçi göçüne dönüştü. İlk yıllarda inşaat ve sanayi alanlarında çalışan Türk işçileri zaman içinde kendi işletmelerinin sahibi oldu; ailelerin Almanya'ya gelmesiyle kalıcı bir Türk topluluğu şekillendi.

iş, ekonomi ve esnaflığın yükselişi:

Göçün ikinci dalgalarından biriyle 1992'de Almanya'ya gelenler arasında yer alan Naci Koçpınar ve Selim Adanur gibi isimler, ülkede esnaf olarak kök saldı. Koçpınar, 1992'de Hamburg limanından başlayan yolculuğunu, Rostock ve ardından Berlin'e yerleşme sürecini anlattı; 1995'te kalıcı olarak Berlin'e yerleştiğini söyledi. Kariyerinin bir bölümünü küçük esnaflıkla geçirdiğini, şehirdeki ekonomik koşulların Mark döneminde daha elverişli olduğunu, o yıllarda '100 lira ile bir hafta geçinebiliyorduk' derken bugün aynı paranın bir güne yetmediğini vurguladı.

Adanur ise 31 yıl önce geldiğini ve başlangıçta inşaatta kısa süre çalıştığını, sonrasında kendi mesleğine döndüğünü aktarıyor. Her iki göçmen de Almanya'ya gelme motivasyonunu 'birikim yapma' ve aileyi destekleme olarak özetliyor; memleketle kurulan bağın ise göç deneyiminin ayrılmaz bir parçası olduğunu söylüyorlar.

kültürel aidiyet, camiler ve hasret:

Göçle birlikte kurulan dernekler, camiler, Kur'an kursları ve hayır işleri ilk kuşağın eserleri olarak öne çıkıyor. Koçpınar, Berlin'deki Türk camilerinin yabancı topluluklar için örnek teşkil ettiğini, 'buradaki Türk camileri bütün yabancı kesime örnek oldu' sözleriyle anlatıyor. Mevlana Camisi, Ayasofya Camisi gibi mekanların göçmenler için sadece ibadet yeri değil, aynı zamanda aidiyet ve dayanışma merkezi haline geldiği belirtiliyor.

Aynı zamanda konuşmalarda vatan hasreti sıkça vurgulanıyor. Adanur, memleketin dört mevsimini, coğrafi zenginliğini ve aile bağlarını öne çıkararak 'Ülkemiz o kadar güzel ki biz o güzel toprakları hayat şartları için bırakıp geldik' diyor. Koçpınar da Almanya'nın bugününü eleştirirken kendi toprağına duyduğu bağlılığı dile getiriyor: 'Bizim toprağımızın yerine hiçbir ülke yok.'

Dil, kültürel adaptasyon ve zaman zaman karşılaşılan ayrımcılık da göç deneyiminin diğer boyutları. Adanur, ilk yıllarda dili bilmemekten kaynaklanan zorlukların 4–5 yılı bulduğunu, nadiren de olsa ırkçılıkla karşılaştığını belirtiyor; ancak Almanların genel olarak demokratik ve iyi insanlar olduğunu da ekliyor.

göçün mirası ve bugün

İşgücü göçüyle kurulan topluluklar, mesleki dönüşüm, esnaflık ve sosyal mekanların inşası sayesinde Alman kentlerinde görünür bir yer edindi. Hem ilk gelenlerin emekleri hem de sonraki kuşakların çabaları, Berlin gibi şehirlerde Türk kültürünün izlerini sürdürüyor. Ancak anılar aynı zamanda ekonomik değişimlerin, şehir yaşamının pahalılaşmasının ve göç kararlarının yeniden sorgulanmasının da öyküsünü anlatıyor: bazıları bugün olsa gelmezdim diyor, bazıları ise alınan riskin ve emeğin mirasını kabul ediyor.

65. yıl, hem tarihe bakmak hem de göçün insan boyutunu okumak için bir fırsat sunuyor. Anlatılanlar, bir anlaşmanın ötesinde, emek, aidiyet, uyum ve özlem ekseninde şekillenen kişisel ve toplumsal öykülerin toplamı olarak göç deneyimini gözler önüne seriyor.

NACİ AKPINAR

NACİ AKPINAR

Yazar
EDİTÖR

Elif Çelik

Selam! Ben Elif Çelik, 22 yaşındayım ve Bursa'dan bağlanıyorum. aksiyon.com.tr Gündem ekibinin en genciyim, yeni mezun oldum. Enerjim süper! Sosyal medya trendleri, sokak röportajları ve gençliğin nabzını tutan konular bende. Bu işe bayılıyorum!