İşgücü anlaşmasının 65. yılı: Kreuzberg'de yeni hayat kuran kuşakların öyküsü

1961'de imzalanan İşgücü Anlaşması ile Almanya'ya giden ilk kuşak, 'birikim yapıp dönme' hayalini yitirip Kreuzberg'de kök saldı; anılar, uyum ve kuşak farkları öne çıkıyor.

Yayın Tarihi: 13.10.2026 15:07
Güncelleme Tarihi: 13.10.2026 15:23

İşgücü anlaşmasının 65. yılı: Kreuzberg'de yeni hayat kuran kuşakların öyküsü

İşgücü anlaşmasının göç öyküsü:

30 Ekim 1961'de imzalanan İşgücü Anlaşması ardından binlerce Türk vatandaşı çalışmak üzere Almanya'ya gitti. Başlangıçta birçok aile, 'burada biraz birikim yapıp memlekete dönme' hedefiyle yola çıktı. Ancak yıllar içinde bu planlar, Almanya'da kurulan hayatın ve aile bağlarının etkisiyle kalıcı bir yerleşime dönüştü. Bu değişimi, 56 yıl önce çocuk yaşta Almanya'ya gelmiş olan Emin Acar ve 2009 yılında ağabeyinin yanında çalışmaya gelen Murat Kazar anlatıyor.

ilk yılların hayali ve beklenen dönüş:

Acar, 5 yaşında ailesiyle Almanya'ya geldiğini, babasının 1969'da ayrıldığını ve sonrasında tüm ailenin katıldığını söylüyor. İlk gelen kuşağın ortak arzusu, memlekette ev, arsa ve tarla alıp geri dönmekti. Ancak aile içindeki dayanışma, kardeşlere ve akrabalara yardım etme gerekliliği ve yaşamın getirdiği sorumluluklar bu planları erteledi. Acar'ın ifadesiyle, '70'ten gelenler 90'lara gelince geri dönemeyeceklerini anladılar'; çocukların burada evlenmesi, torunların doğması ve çevrenin tamamen Almanya'da şekillenmesi dönüşü imkânsız kıldı. Birçok emekli ise olsa olsa 3–5 aylık ziyaretlerle hasreti gideriyor.

günlük hayat, adaptasyon ve dil süreci:

Acar, ilk yıllarda yaşanan kültür şokunu trafik ışıklarını görme örneğiyle anlatıyor: başkente gelmenin, düzenli alışveriş alanlarının ve Alman yaşam tarzının kendilerine bambaşka bir dünya gibi göründüğünü söylüyor. Eğitim açısından çocuklar için hazırlık sınıfları uygulaması vardı; Acar, çocukların önce Almancayı öğrenip sonra Alman sınıflarına alındığını, ebeveynlerinse genelde işe girip Türkçe ortamda kaldıklarını vurguluyor. Bu durum, 90'lara kadar birçok Türk aile ile Almanlar arasında sınırlı sosyal temasın olmasına yol açtı. Acar, kendisinde bir müzisyenlik ruhu olduğunu ve insanlarla ilişki kurmayı sevdiğini belirtiyor; yine de 90'larda ticaret ve kamu hizmetlerine daha fazla katılım başlayana kadar etkileşim sınırlı kaldı.

Almanya'da kalıcı yerleşim ve oturum hakkı meselesi de dönüşü etkileyen önemli etkenlerden biriydi. Acar, kalıcı oturum almak için genelde en az 10 yıl sorunsuz yaşam gerektiğini; bu süreden önce işyeri açmanın ve bağımsız ekonomik girişimde bulunmanın zor olduğunu aktarıyor. Dini ve kültürel örgütlenmede de adımlar zamanla atıldı: ilk olarak Şehitlik Camii, ardından Mevlana Camii gibi merkezlerin açılması, toplumsal ihtiyaçların karşılanmasında belirleyici oldu.

kreuzberg: mahalle, dayanışma ve kimlik:

Kreuzberg, ilk gelenlerin bir arada yoğunlaştığı semtlerden biri oldu. Acar ve Kazar, semtin başlangıçta Türkiye'den gelenlerle dolu olduğunu, mahalle içinde nereden geldiğinin dahi sorulduğunu anlatıyor. Eski dönemlerde Kreuzberg'de yaşayanların Alman ailelerinin yaşadığı bölgelere taşınmasının önünde adeta bir bariyer vardı; Almanya'nın birleşmesiyle birlikte bu kısıtlamalar yavaş yavaş kalktı. Bölge, zamanla 'Küçük İstanbul' olarak anıldı; sokaklarda Türkçe tabelalar, bakkal ve manavlar topluluğun varlığını görünür kıldı.

Kreuzberg'in günlük hafızasında ayrıca anekdotlar da yer alıyor. Kazar, çalıştığı yerde bir dönem gazete bayi olduğu sırada rahmetli Kemal Sunal'ın tesadüfen oradan geçtiğini, küçük bir anının yaşandığını aktarıyor. Böyle anılar, mahalle hafızasını besleyen küçük ama etkili izler olarak kalıyor.

kuşak farkları, kültürel etkinlikler ve gelecek beklentisi:

Acar, 2000'lerden sonra konsolosluk ve büyükelçilik kaynaklı kültürel etkinliklerin arttığını, saz kursları ve tiyatro gibi faaliyetlerin genç kuşak için yeni olanaklar sunduğunu belirtiyor. Gençlerin Türkiye'den sanatçıları izleme, kültürel programlara katılma şansı daha fazla; Acar bu durumu 'yeniler daha şanslı' diye özetliyor. Öte yandan o, Türkiye'de 'iyi bir mesleğe' sahip olunması durumunda artık burada yaşamanın cazibesinin azaldığını, diplomanın tanınması ve dil bariyerinin hâlâ büyük bir engel olduğunu ifade ediyor.

Her iki konuşmacı da vatan hasretinin kuşaklara göre farklılaştığını vurguluyor. Kazar, 'orada doğup büyüyenlerin vatan hasreti bitmez' derken, Acar ise köklerin ve çevrenin burada oluşmasının dönüşü güçleştirdiğini söylüyor. Her iki bakış da, göçün hem bireysel hem toplumsal boyutlarını, aidiyet ve zamanın etkisini özetliyor.

Sonuç olarak, 1961 anlaşmasının açtığı kapıların ardından başlayan göç dalgası zaman içinde planlı bir dönüş hayalinden, Almanya'da kök salmış yeni bir yaşamın inşasına dönüştü. Kreuzberg örneği, bu dönüşümün kent mekânında, kültürel örgütlenmede ve kuşaklar arası ilişkilerde nasıl somutlaştığını gösteriyor.

TÜRKİYE-ALMANYA ARASINDA 1961 YILINDA İMZALANAN İŞGÜCÜ ANLAŞMASININ ARDINDAN ALMANYA'YA ÇALIŞMAK...

TÜRKİYE-ALMANYA ARASINDA 1961 YILINDA İMZALANAN İŞGÜCÜ ANLAŞMASININ ARDINDAN ALMANYA'YA ÇALIŞMAK İÇİN GİDEN İLK KUŞAK TÜRKLERİN "BİRİKİM YAPARAK MEMLEKETE DÖNECEĞİZ" HAYALİ, YILLAR İÇERİSİNDE YERİNİ GURBETTE KURULAN YENİ BİR HAYATA BIRAKTI.

Yazar
EDİTÖR

Hüseyin Aydın

Ben Hüseyin Aydın, 34 yaşındayım, İstanbul'dayım. aksiyon.com.tr'nin Gündem ekibinde adliye ve hukuk muhabiriyim. Karmaşık dava dosyalarını alıp, herkesin anlayacağı şekilde sadeleştirmek benim işim. Detaylara çok önem veririm, titiz çalışırım.