Sosyal kabulün dijital dönüşümü:
Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi (KOSTÜ) Psikoloji Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Ali Ruhan Çelik, gençlerin sosyal kabul ihtiyaçlarını artık yüz yüze etkileşimler yerine sanal mecralarda karşılamaya çalıştıklarını söylüyor. Buna bağlı olarak gençler, beğeni, takipçi sayısı ve gelir elde etme motivasyonuyla davranışlarını değiştirebiliyorlar. Çelik’e göre bu durum modern toplumda bir paradoksu işaret ediyor; dünya tarihinin en kalabalık dönemini yaşarken yalnızlaşmanın da en yüksek seviyelere çıktığı bir süreçten geçiyoruz.
Beğeninin başarı ölçüsüne dönüşmesi:
Çelik, sosyal medyada alınan beğeni ve popülerliğin gençlerin öz-değerini şekillendirdiğini vurguluyor. 2024-2025 araştırmalarına atıfla, 11-15 yaş arası sosyal medya kullanımı yüzde 40’ın üzerinde olduğunu ve 15 yaş üstü kullanımın yüzde 90’ların üzerine çıktığını hatırlatıyor. Bu koşullarda gençler, aldıkları bir beğeniyi başarı olarak yorumlayabiliyor; oysa bu kabul yapay ve anlık olabiliyor. Gerçek dünyadaki temasların yerini sanal takdir alıyor ve bu da kimlik gelişiminde bölünmelere, psikolojik problemlere yol açabiliyor.
Canlı yayınların davranışsal etkileri:
Canlı yayınlar gençleri daha fazla dikkat çekme ve gelir elde etme amacıyla sıra dışı davranışlara itebiliyor. Çelik, bireylerin seyirci kitlesinin takdirini almak için kendi varoluşunun dışında davranışlar sergilediklerini; bu alışkanlıkların zamanla onların normal sosyal yaşamlarına da yansıdığını belirtiyor. Böylece canlı yayınlardaki performansın kodları, bireyin günlük kimliğine dönüşebiliyor ve davranışlar kalıcı hale gelebiliyor.
Mahremiyet ve dış tehditler:
Uzman, canlı yayınlarda yaşananların önemli bir mahremiyet ihlali doğurduğunu vurguluyor. Gençler özel yaşamlarından parçalar paylaşırken, bu veriler hem gizlilik hem de ergenlik dönemine özgü dış tehditler açısından risk yaratıyor. Çelik bu mecraların son derece kontrol edilmesi gereken bir mekanizma olduğunu savunuyor ve gençlerin açık pozisyonda bulunmasının uzun vadeli sonuçlara yol açabileceğine dikkat çekiyor.
Aile ve okulun rolü:
Çelik, ailelere büyük görev düştüğünü söylüyor. Mevcut yasal düzenlemeler ve çalışmalara rağmen ailelerin sadece yasaklayıcı değil, aynı zamanda anlayışlı ve gözlemci olmaları gerektiğini ifade ediyor. Ebeveynlerin çocukları dışlamadan neden sosyal medyada vakit geçirdiklerini sorgulamaları, gerekirse aile bireylerinin de mecralara katılarak çocuklarıyla birlikte vakit geçirip davranışları gözlemlemeleri öneriliyor. Reddedici tutumlar yerine kabul edici ve ihtiyaç odaklı yaklaşımlar etkili olabilir.
Okullar ve rehberlik hizmetleri:
Okullardaki rehberlik servislerinin aktif çalışmalar yürütmesi gerektiğini belirten Çelik, bu çalışmaların desteklenmesinin önemine işaret ediyor. Gençlerin kimlik geliştirme döneminde sosyal öğrenme ve taklit davranışları çok yüksek olduğundan, okulların psikoeğitim ve farkındalık programlarıyla hem öğrencileri hem aileleri bilgilendirmesi gerektiğini söylüyor. Çünkü sosyal medya, Çelik’in tanımıyla bir "kilitsiz kapı": herkesin girip çıkabildiği, güvensiz bir ortam oluşturuyor.
Kontrol, sınır ve bilinçlendirme:
Uzman sosyal medya kullanımında yalnızca yaş sınırlamasına odaklanmanın yeterli olmadığını vurguluyor. Sınır koymanın önemli olduğunu ancak kontrolün ele geçirilmesi gerektiğini belirtiyor; amaç sosyal medyanın gençleri yönetmemesi, gençlerin sosyal medyayı istedikleri zaman ve doğru içeriklerle kullanabilmeleri olmalı. İçerik seçimi, iletişim kanallarının doğru kullanımı ve rehberlik destekleriyle risklerin azaltılabileceği belirtiliyor.
Sonuç olarak, canlı yayınlarda beğenilme ve gelir arzusu genç davranışlarında kayda değer değişikliklere yol açıyor. Bu sürecin zararlarını azaltmak için aileler, eğitimciler ve rehberlik servislerinin birlikte hareket etmesi ve gençlere hem duygusal destek hem de medya okuryazarlığı kazandırılması kritik bulunuyor.
DR. ÖĞR. ÜYESİ ALİ RUHAN ÇELİK