Anneliğin izini süren müze: Ankara'da duygusal bir yolculuk

Altındağ'da 29 Nisan 2024'te açılan Türkiye'nin ilk Anne Müzesi, 62 ülkenin koleksiyonuyla ninniler, 'annelerle yüzleşme' ve duygusal bir yol sunuyor.

Yayın Tarihi: 12.10.2026 10:29
Güncelleme Tarihi: 12.10.2026 10:46

Anneliğin izini süren müze: Ankara'da duygusal bir yolculuk

Ankara'nın Altındağ'ında kurulan müze:

Altındağ'da 29 Nisan 2024 tarihinde açılan Türkiye'nin ilk ve tek Anne Müzesi, anneliğin tarihsel, kültürel ve duygusal katmanlarını sergileyen bir mekân olarak tanıtılıyor. Müze, Anadolu'dan dünyaya yayılan annelik pratiklerini, hatıraları ve nesilden nesile aktarılan objeleri bir araya getirerek ziyaretçilerine geçmişten günümüze uzanan bir bakış sunuyor.

Müze yönetimi Esra Eser'in söylediği gibi, 'Müzemiz, Türkiye’nin ilk ve tek anne müzesi olup, 29 Nisan 2024 tarihinde kurulmuştur.' Bu vurgu, mekânın hem yerel hem de kolektif bellekte üstlendiği temsil işlevini öne çıkarıyor.

Koleksiyon ve bölümler:

Müze raflarında ve sergi alanlarında yaklaşık 62 ülkeden Dünya Anne Bebek koleksiyonu yer alıyor. Ziyaretçiler bu koleksiyon aracılığıyla farklı dillerde annenin nasıl adlandırıldığını, anneliğe dair ritüel ve nesnelerin çeşitliliğini gözlemleyebiliyor. Ayrıca müzede bir ninni odası bulunuyor; bu odada ziyaretçiler art arda 8 farklı ninniyi dinleme olanağına sahip.

Esra Eser, müzenin yalnızca nesneleri sergilemediğini, aynı zamanda annelik deneyimlerini sorgulayan bölümlere de yer verdiğini belirtiyor. Müze, ziyaretçileri karşılaştırmalı tarihsel materyallerle buluşturuyor: 'Türkiye’de 1930-1948 yılları arasında 6 çocuk ve üzeri ailelere anne madalyası veriliyordu. O dönemde... anne madalyasını nüfus politikası olarak diğer ülkelerde de görüyoruz. Bunlardan bazıları Fransa, İtalya ve Sovyetler Birliği olmak üzere annelik madalyalarını müzemize gelen ziyaretçilerimiz görecekler.'

Öne çıkan eserler ve imgeler:

Müzede dikkat çeken eserlerden biri Öksüz Saçından Belli Olur adlı çalışma. Eserin görsel dili, ziyaretçilerin duygulanmasını sağlıyor. Esra Eser eseri şöyle tarif ediyor: 'Sağ tarafı nizami bir örgüyle örülmüş... annesinin örmüş olduğu bir saç bulunmakta, saçın sol tarafı daha dağınık bir şekilde örülen bir saç görüyoruz. Diğer tarafında ise annesi olmayan, babası olabilir ya da komşularının tarafından örülen saç olarak görüyoruz.' Bu iki yan yana konumlanmış örgü farkı, bir çocuğun yakınlık ve eksiklik hallerini sembolik olarak ortaya koyuyor.

Müze aynı zamanda kültürler arası örneklerle bezenmiş nesneler barındırıyor. Örneğin ana kokusu kolyesi olarak tanımlanan obje Kazakistan'dan geliyor; Eser bu geleneği, 'Kazakistan’da kadınlarımız boyunlarına yemeniyi bağlarlar... yemeniyi çıkarıp bebeğin yanına koyarlar ve o kokuyla bebek sakinler' sözleriyle anlatıyor. Bu tür objeler, anneliğin evrensel yanlarını somutlaştırıyor.

Ziyaretçi hikâyeleri ve müzenin etkisi:

Müzenin girişinde yer alan 'Annenizle el ele geziniz.' yazısı, mekânın ziyaretçilere önerdiği duygusal yönelimi özetliyor. Bu çağrı, kimi ziyaretçiler için yalnızca bir slogan değil; anıları yeniden kucaklama vesilesi oluyor. Eser, bir anısını paylaşırken bir ziyaretçinin vefat etmiş annesinin fotoğrafını çıkarıp 'Ben de annemle el ele geziyorum.' demesini örnek veriyor ve bunun müzedeki anı birikintilerinden biri olduğunu vurguluyor.

Farklı yaş ve deneyimlerden ziyaretçiler müzeyi kişisel çıkarsamalarla karşılıyor. Ziyaretçi Tuğba Ünal, 'Hüzün hissettim, eksiklik hissettim. Anneme şimdi yapmadıklarımı hissettim. Annemin bana ne kadar emek verdiğini hissettim.' diyerek serginin kişisel etkisini özetliyor. Öte yandan müzede görev yapanların deneyimleri de mekânın dönüştürücü potansiyelini gösteriyor: Rehber Ozan Kılıçkaya, 'Anne müzesi benim annemle olan ilişkimi de dönüştürdü. Annemin gözünden dünyayı görmemi, onunla empati kurmamı sağladı.' sözleriyle işin duygusal boyutunu aktarıyor.

Esra Eser müzenin kapsayıcılığına dikkat çekiyor: 'Herkes anne olmak zorunda değil, bu müze herkesi kapsıyor. Çünkü ortak paydamız bir anneden dünyaya geliyor olmamız.' Bu söylem, mekânın hem kişisel hem toplumsal hafızayı birleştirme iddiasını özetliyor.

Sonuç olarak Anne Müzesi, nesneler üzerinden kültürlerarası bir anlatı kurarken, ziyaretçilerin kendi hikâyelerini yeniden okumalarına olanak tanıyor. 29 Nisan 2024'ten bu yana açık olan müze, hem akademik hem de duygusal bakış açılarıyla anneliği çok yönlü olarak sergilemeyi sürdürüyor.

ANNE MÜZESİ, ANNELİĞİN FARKLI DÖNEMLERİNE VE KÜLTÜRLERİNE IŞIK TUTAN ESERLERİYLE ZİYARETÇİLERİNE...

ANNE MÜZESİ, ANNELİĞİN FARKLI DÖNEMLERİNE VE KÜLTÜRLERİNE IŞIK TUTAN ESERLERİYLE ZİYARETÇİLERİNE DUYGUSAL BİR YOLCULUK SUNUYOR.

Yazar
EDİTÖR

Zeynep Kaya

Merhaba, ben Zeynep Kaya. 25 yaşındayım, İzmir'den çalışıyorum. aksiyon.com.tr Gündem kategorisinde veri gazeteciliği yapıyorum. Rakamlar benim işim. Anketlerin, istatistiklerin dilini halkın anlayacağı şekilde haberleştiriyorum. Genelde sessiz ama çok dikkatli bir yapıya sahibim.