Yemen, türküsü ve gidip de dönemeyenleriyle meşhur. Aynı zamanda kahvesi,bir çeşit uyuşturucu olan Qat’ı, geçit vermez vadileri ve çölleriyle de ünlü. Kendine özgü mimarisi ve renkli insanlarıyla da her geçen gün daha çok ilgi çekiyor. Başkent Sana’a nın büyük bir bölümü koruma altına alınmış.
Qat; ( ot çiğneyenler )
Yemen’de Qat çiğnemek adeta bir tören havasında yapılıyor. Öğle yemeğinden sonra başlayan qat çiğneme seansları akşama kadar sürüyor. Günlük filizleri toplanan Qat bitkisi bir çeşit uyuşturucu/uyarıcı ve ülkede yasal.
Osmanlı döneminde hac yolunu korumak üzere Suriye’ye yerleştirilen Türkler, bugün ana dillerini unutmak üzere. Şam, Humus, Lazkiye ve Halep’te kenar mahallelere yerleşen Türkmenler hem ekonomik hem de kültürel bakımdan zayıflar. Bilek gücüyle çalışıyor ve önemli mevkilere gelemiyorlar. En büyük üzüntüleri Türkiye’nin onları unutması. “Türkiye neden kültür merkezleri açmıyor?” diyen de var, “Bizden vize istemeyin.” diyen de…
Aksakal meclisinin kararıyla 23 yıl önce Van’a gelip yerleşen Kırgızlar, burada kendi kültürlerini ve kimliklerini yaşatıyor. Devletle bütünleşen Van’ın çekik gözlü yerlileri, standartlara uygun hayvancılık yaparak Türkiye’nin AB sürecine katkı sağlıyor.
İran yeniden dünyanın gündeminde. Geçen hafta nükleer programı başlatacağını açıklayıp sonra bu kararını askıya alan İran’ın yeni Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad’la hangi istikamete gideceği merak konusu. Aksiyon olarak İran’da geçirdiğimiz iki hafta boyunca bu sorunun cevabını almak için halkla ve aydınlarla görüştük. Sonuç: Devletin resmi rengi siyah ve ülkede bir siyah yorgunluğu yaşanıyor.
TRABLUS - Tarih eğer yazacaksa muhtemelen onlar için “Kayıp Türkler” notunu düşecektir. Kimsenin bilmediği Göçer köyünde yaşayan 3 bin Türkmen, Türkçe öğrenmek için anavatan dedikleri Türkiye’den yardım istiyor. Yıllarca Osmanlıyı beklemişler. Ne gariptir ki Devlet-i Ali Osman-i’nin yıkıldığını ancak 1935’te öğrenmişler.
Dinmeyen bir acıdır Srebrenitsa. Tüm dünyanın gözleri önünde katledilen 8 bini aşkın erkek düzenlenen törenlerle anıldı. Törenler öncesinde toplu mezarlardan çıkartılan ve kimlikleri tespi
Son 4 yılda Ermenistan’da ciddi bir ekonomik gelişme yaşanıyor. Milyar dolarlık yabancı sermaye yatırımları inşaat, turizm, mücevher işlemeciliği gibi alanları hareketlendirmiş durumda. Ancak ekonomik büyümeye rağmen istihdam, gelir paylaşımı sorunları var. Herkesin gözü Türkiye kapısının açılmasında.
Türkiye’de Kur’an-ı Kerim’i okumak öteden beri heyecanla karşılanmıştır hep. Çocukların ilk besmelesi, ilk elif ba’sı ebeveynleri mutlu etmiştir. Başında Amin Alayları düzenlenmiş, sonunda hafızlık cemiyetleri tertip edilmiştir. Zaman zaman birtakım sıkıntılar yaşansa da hayat devam ediyor ve yeni nesiller Kur’an-ı Kerim öğrenme sevdasıyla büyüyor.
1935-1940 yılları arasında Türkiye’nin resmî fotoğrafçısı olarak çalışan Avusturyalı Othmar Pferschy, bir yasakla ülkeyi terk ettiğinde küskün müydü? Babasının bir hazine değerindeki arşivini İstanbul Modern’e bağışlayan Astrid Von Shell, ‘Hayır’ diyor, ‘Babam Türkiye’yi hep sevdi.’
Doğu Perinçek, Türkiye Marksist-Leninistlerinin mirası üstüne kurduğu Aydınlık hareketiyle hâlâ devrine göre siyaset güdüyor.
Dev-Genç’ten ihtilal liderliğine, Maocu çizgiden 28 Şubat’taki tahrik edici üsluba; son olarak ulusalcı çizgiye uzanan Perinçek hareketi tam bir başarısızlık örneği aslında.
O devrimci, Maocu, Apocu, Darbeci, Ulusalcı...
Şimdi sırada ne var dersiniz?
(25 Mayıs 2005 - İstanbul Atatürk Olimpiyat Stadı) İngiltere'nin Liverpool ve İtalya'nın Milan takımları arasında oynanan Şampiyonlar Ligi Final maçını penaltı atışları sonrası Liverpool kazandı. 3-3 biten maçı penaltı atışları sonrasında 6-5 olarak tamamlandı.
Hakkari'de 25 Ocak'ta meydana gelen 5.5 büyüklüğündeki deprem binaları değil ruhları yıktı. Yirmi bin kişi şehirden ayrıldı, bir o kadarı da çadırlara ve kamyon kasalarına taşındı. Ne şehirden ayrılabilen ne de bir çadıra dahi yerleşebilen bir kesim daha var: Köyden gelenler. Çaresizlikten dolayı evlerini de yenileyemiyor köylü kentliler...
Son 40 yılın en şiddetli depremi iki kıtada 10 ülkeyi vurdu. Bin kilometrelik fay kırıldı. Hint Okyanusu sahilleri ve adalar tsunamiyle mezarlığa döndü. Endonezya’nın Sumatra Adası açıklarında yaşanan 9 büyüklüğündeki deprem ve sonrasında meydana gelen dev tsunami dalgaları da insanlık tarihine yeni bir felaket olarak kaydedildi.
Son üç ayda yaklaşık 30 AB heyeti Diyarbakır'a geldi. Mesut Yılmaz’ın hafızalarda kalan tek sözü “AB’nin yolu Diyarbakır’dan geçer.” oldu. 17 Aralık’ta tarih alındığında Brüksel-Ankara-Diyarbakır sözleri havada dolaştı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bu ziyaretlerden duyduğu rahatsızlığı dile getirdi. AB sürecinde yıldızı parlayan şehir Diyarbakır oldu.
Bugün Euro-Türkler olarak anılan insanların yaşadıkları şüphesiz sadece kimlik problemi ile sınırlı değil… İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’ya “işçi” olarak “göç” eden birinci nesille, onların torunları arasında bir “kuşak” çatışması da söz konusu. Birinci kuşak, gurbeti vatan kabul edemeyen bir nesli temsil ediyor. Halbuki, onların torunları için vatan artık yaşadıkları “gurbet” topraklarından başkası değil… Birinciler, asla ana dillerini ve kültürel değerlerini terk etmez iken, üçüncü kuşak ne doğru dürüst ana dilini konuşabiliyor ne de dedelerinin yaşatmaya çalıştığı dini, kültürü ve geleneği tanıyor. Bir de buna ithal damat ve gelinlerin “aileye, çevreye, topluma uyum” konusunda yaşadığı sıkıntılardan kaynaklanan problemleri, Türk çocuklarına verilen eğitimin yetersizliği gibi sorunları da eklemek gerekiyor.