|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Kara Kutu
  |  
Dosyalar
  |  
Ekonomi
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
Hayat Bilgisi
  |  
 
Büyülü Fener 30 Ağustos 2010, Pazartesi 0 0 0 0
M. Nedim Hazar
n.hazar@zaman.com.tr

Viranelerde defineler vardır!

İran sinemasının usta yönetmeni Mecid Mecidi’nin 2001 yapımı filmi Baran uluslararası birçok festivalde ödüller aldı. Filmi orijinal ve özgün kılan yönü, yönetmenin kendi dünyasını kurgulayıp kendine has sinema dili oluşturarak bize güncel ama çok eskilerden sesler duyurması.

Öyle der şeyhi Şakir’e: “Hârabat ehline hor bakma Şakir; viranelerde defineler vardır…” En esaslı destanlar bu nedenle çıkmaz görkemli mekânlardan. Büyük hikâyeler perişan mezbeleliklerden başlar yükselmeye. Büyük aşklar da öyle. Bana bir tane saray aşkı gösteremezsiniz ki destansı ve erdemli olsun. Sarayda entrika vardır, ihanet, sadakatsizlik ve intikam vardır. Erdem tütsülü bir buğu gibi gezinir harabe koridorlarında. Sadakat seslendirilmeyen kadim bir melodidir. Yokluk, yoksulluk besler duyguları. Varlık zehirli bir gıdadır, enfüsi bir yanılsamadır. Hani memleketimizde genelde oylarıyla gündeme gelir ya çobanlar. Çobanın aşkı her daim üstündür burjuva ve sentetik kristal aşklardan.

Bilenler bilir beni. Öyle çok sert bir Doğu/Batı zıtlaşmasına inanmam. Ancak aradaki farkın bayağı derin olduğunu da bilirim. Stendal’ın Aşka Dair’inde tasvir ettiği Batı tipi aşklar ile Doğu sevdalarının farkını gerek masallarda, gerek kitaplarda, gerekse -çok az da olsa- filmlerde görmek mümkündür. Aşkı aşağılaya aşağılaya -onlar yücelttiklerini zannediyorlar ne talihsizlik!- ‘köpeklik’ düzeyine indiren (Bilmeyenler şaşıracaktır. Elbette ‘Aşk Köpekliktir’ furyasına gönderme yapıyorum) Batı hayranı Doğu modeli de var ama bizim bu haftaki konumuzun dışında.

Bu haftaki önerimiz, aşk üzerine çekilmiş en muazzam filmlerden biri olan Mecid Mecidi’nin Baran’ı… Öyle bir aşk ki mezbeleliğin içinden fışkıran bir pürüzsüz gül yaprağı sanki. Ego, bedbinlik, hodgamlık batağında çırpınırken etrafa sıçrattıklarıyla övünen Batı tipi aşkın tam karşısında dimdik ve asil bir şekilde duran Doğulu bir aşk hikâyesi Baran.

Önce hikâyeyle ilgili bir özet geçeyim: Baran, Tahran’da bir inşaatta kaçak olarak çalışan babasının iş kazasında ayağının kırılması üzerine onun yerini almaya karar veren genç bir Afgan kızının, erkek kılığına girerek inşaatta çalışmaya başlaması ve kız olduğunu fark eden aynı inşaattaki bir Azeri gencin ona âşık olmasının hikâyesini anlatıyor. Bu hikâye fonunda savaşın, göçmenliğin, kimsesizliğin, iyiliğin, kötülüğün, paranoyanın ve daha birçok kavramın etrafında gezdirip duruyor bizi yönetmen Mecidi. Film dünyanın birçok ülke festivalinde sayısız ödül aldı.

Belki çok kısa olarak yönetmenden de bahsetmek lazım: Mecid Mecidi sinemaya 1978’deki İran Devrimi sonrasında oyunculukla adım atar. Öncesinde tiyatro ve dramatik sanatlar alanlarında oyunculuk ve yönetmenlik eğitimi görmüş, daha çok çocuk yönetmenliği konusunda uzmanlaşmıştır. Fakat devrimle birlikte sinemanın etki alanını hesaba katarak bir grup arkadaşıyla sinema yapmaya karar verir ve tiyatrodan uzaklaşır. Bu birlikteliğin önemini her röportajında dile getiren Mecidi’nin devrimin rüzgârıyla sinemaya idealist bir anlam yüklediği gözlenir. Özgün bir dil kurmak için gerekli kaynaklara sahip olduğunun bilinciyle yola çıkan Mecidi, yetkinlik arayışını sinemanın her alanında görev alarak devam ettirir. Muhsin Mahmelbaf’ın Boykot (Baykot, 1985) filmi dâhil olmak üzere beş-altı filmde oyunculuk yapan Mecidi, nihayet Baduk (1992) adlı kısa filmle yönetmenliğe ilk adımını atar. Sonra birbirinden muhteşem filmler gelir: Baba, Cennetin Rengi, Cennetin Çocukları ve Baran…

Anlattığı hikayelerin tamamına üzeri ıslak bir tülle kaplı sevda, yokluk, hüzün ve emek hâkimdir. Mecid Mecidi küreselleşmenin ülke sinemalarını fena etkilediği ve genelde hâkim rengin Hollywood olduğu dönemlerde bile anlatım dili ve atmosferinden asla vazgeçmediği gibi, dudak ısırtıcı bir özgünlük yakalamayı başarıyor filmlerinde. Tıpkı bizim Semih Kaplanoğlu gibi.

Tekrar filmimize dönecek olursak Baran, Doğu’nun artık içselleştirdiği hayatın sert yanına çevrilmiş bir masal projeksiyonu ile minik minik hayatlar ve her biri delip geçici sahneler üzerinden âdeta yağ gibi akan muazzam bir aşk öyküsü. Deminden beri söylemeye çalıştığım şey; yeryüzünde sadece bizim ‘Doğu’ dediğimiz coğrafyaya nasip olan rikkatli ve mızrabı derinlere vuran bir dil var filmde. Öyle bir dil ki perişan bir sefaletin tam ortasından üzerinde toz zerreciği dahi bulunmayan pırıl pırıl bir aşkı anlatabiliyor. Hayatın kendisi balçıktan, duvarlar çökük, evler harabe, kapılar köhne, elbiseler perişan… Ama aşk pırıl pırıl ve neredeyse -sinema adına- ulaşılmaz. Ve sanmayın ki yönetmen bunu Shakespeare  metinlerindeki gibi ağdalı tiradlar ile başarıyor.

 

Hayır!

Ve hatta tam tersi… Belki aşka dair tek cümle bile çıkmıyor aşığın ağzından. Maşuk ise zaten başka şeyler derdinde. Onun derdi kendine yeter! Bir film düşünün ki tepeden tırnağa aşk olan bir hikâyede kahramanlar bütün şunları kimi taşarak kimi sızarak ayan beyan söylüyorlar. Ama erkek olan aşka dair tek kelime etmeden, kadın olansa değil kelime etmek sesini bile işittirmeden yapıyor bunu. Öyle incelikli anlatımı var ki. Mesela âşık, sevdiği kızın tokasında gördüğü saç teline bile dokunamıyor! İşte Baran bu nedenle benzersiz bir yapım.

 

Baran

(Yağmur)

Yönetmen: Majid Majidi Oyuncular: Hossein Abedini, Zahra Bahrami, Mohammad Amir Naji Hossein Mahjoub, Abbas Rahimi, Jafar Tawakoli

Tür: Dram, Romantik

Süre: 94 dakika

2001, İran