|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Kara Kutu
  |  
Dosyalar
  |  
Ekonomi
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
Hayat Bilgisi
  |  
 
Editör 30 Ağustos 2010, Pazartesi 0 0 0 0
Bülent Korucu
b.korucu@aksiyon.com.tr

Yüksek yargıda seçim töresi

Yüksek yargıda görev yapan hâkim ve savcılar hangi ölçülere göre seçiliyor? Bu sorunun cevabının ‘liyakat’ olması en büyük temennimizdi. Oysa sonuç maalesef bizi olduğu kadar sizi de üzecek türden.

Uzun soluklu bir çalışmanın ardından altından kalkılması zor bir kapağa imza atıyoruz. Yaklaşık altı ay süren bir çalışmanın ürünü bu dosya. Gözlerden uzak internet sitelerinden birinde yüksek yargıda çok sayıda insanın akraba, hatta karı koca olduğunu anlatan cümleler okuduğumda zihnime çokça soru üşüştü. Bu konuda ezberlenmiş klişeler ve objektif olmayan kanaatler vardı. Yüksek yargı içinde belirli inanç ve ideolojilerin baskın olduğunu herkes söylüyor ama bunu somut verilerle kimse ortaya koyamıyordu. Biz de olayın bu kısmıyla fazla ilgilenmedik. Zira kalplerdekini bilmek mümkün değildi.

Daha müşahhas değişkenler üzerinden yürümeye karar verdik. Karşımıza ilginç veriler çıktı. Üstelik bunlar açık kaynaklardan kolaylıkla ulaşılabilecek bilgilerdi. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu her seçimden sonra listeyi kamuoyu ile paylaşıyordu. Yüksek mahkemelerin albümleri ve internet siteleri ile yargıçların kurduğu forumlar aradığımız bilgilerle doluydu.

Karşımıza ilk çıkan kıstas hemşehricilik oldu. Mesela en büyük illerimizden Bursa son 20 yılda Yargıtay’da sadece 3 üye ile temsil edilmiş. Aynı sürede nüfus olarak Bursa’nın 3’te biri büyüklüğündeki bir ilden 12, 5’te biri oranındaki başka bir şehrimizden 9 üyenin görev yapmış olması bize oldukça tuhaf geldi. Yüksek yargıdaki hemşehricilik ülkemizde sıkça rastladığımız türden bir nepotizm (yakın kayırma) vakası olarak görünmüyor. Aynı zamanda bir yatırım. Geçici bir süre için Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nda görev yapan Yargıtay veya Danıştay üyesi, buradan ayrıldığında normal bir yüksek yargıç olarak kalmamanın yolunu yapıyor. Kuruldayken seçtiği -seçtirdiği- üyeler daha sonra onun daire başkanlığı ve başsavcılık gibi makamlara geçmesi için oy verecek insanlar.

Araştırmayı biraz derinleştirdiğimizde özellikle son yıllarda hemşehriciliği bile gölgede bırakacak yeni bir kıstas oluştuğu gözümüze çarptı: Yargıçlar ve Savcılar Birliği (YARSAV) üyesi olmak. YARSAV, birlikte hareket zemini olarak daha çok işe yarıyor. Belli ideoloji ve anlayış birlikteliğini sürdürmenin de örtüsü aynı zamanda. Şu anda siyasi partilerle beraber Anadolu’da toplantılar düzenleyip referandumda ‘hayır’ propagandası yürüten YARSAV’lıların yaptığını başka kamu görevlileri yapsa kıyamet kopardı. Ne de olsa onlar yargıç ve en tarafsız olması gereken kamu görevlileri…

Yüksek yargıya seçilebilmenin bir başka yolu ise Ankara’da görev yapmaktan geçiyor. Son 20 yılda Yargıtay’a seçilen 405 üyenin yaklaşık yüzde 76’sı Ankara’da çalışmış olanlar arasından. Bu şanslı 310 kişinin yaklaşık yarısının (151) Yargıtay hâkim ve savcılarından olması da dikkat çekici. Daha büyük ve kalabalık yargı çevresi olan İstanbul ile şöyle bir kıyasladığımızda ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılacak. İstanbul’dan 20 yılda seçilen yüksek yargıç sayısı sadece 42. Yani, Ankara’nın yüzde 15’i bile değil. Danıştay’da durum daha vahim. 10 yılda seçilen 66 kişinin 48’i Danıştay çalışanı, kalan 18 tanesinin 14’ü Ankara mahkemelerinden, sadece 4 kişi diğer illerden. Ankara’da görev yapmış olmanın böylesine belirleyici olduğu vasatta liyakate göre bir seçimden bahsetmek hayli zor. “Kulis yapabilen, HSYK’nın dizinin dibinden ayrılmayan makamı kapıyor.” düşüncesi hiç de haksız sayılmaz.

Bu düzenin bozulacak olmasından rahatsızlık duymaları doğal değil mi?