|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Kara Kutu
  |  
Dosyalar
  |  
Ekonomi
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
Hayat Bilgisi
  |  
 
Büyülü Fener 23 Ağustos 2010, Pazartesi 1 0 0 0
M. Nedim Hazar
n.hazar@zaman.com.tr

Benim Adım Sam: Seni şarkılardaki gibi seviyorum!

Benim Adım Sam minicik bir dünyadan evrensel mesajlar yolluyor bize; sevginin mücadele için yeterli ve geri kalan her şeyin teferruat olduğunu haykırıyor.

Bir insan düşünün; aptal yahu, bildiğimiz zekâ geriliği var. Ama dürüst, ama samimi ve en önemlisi koskocaman bir kalbi var. Adı Sam Dawson (Sean Penn canlandırıyor), sıradan bir adam ve sıradan bir hayatı var. Vaktiyle kalbinin sesini dinlemiş ve birini sevmiş. Sonra onun için hayatın anlamı olan kızı Lucy (Bu rolü de Dakota Fanning muhteşem oynuyor) dünyaya gelmiş. Bir baba düşünün ki zekâ düzeyi 7 yaşındaki kızınınki ile neredeyse aynı. Ne ki kalbi büyük Sam’in. Öyle böyle değil, bazen farkına bile varmadan öyle sağlam cümleler ediyor ki, onluk çivi gibi, adamın kafasına bir saplanıyor beyniniz karman çorman oluyor. Küçük kız büyüyünce sistem Sam’e mutluluğu çok görüyor ve bu zekâ düzeyi ile bir genç kıza artık bakamayacağını düşünüyor. Mahkeme kararı ile kızını elinden almak istiyorlar Sam’in. Oysa Lucy Sam için hayatın anlamı. Lucy’siz bir hayat boş ve anlamsız…

Ne yapacağını bilemiyor Sam. Küçük dünyasındaki herkese danışıyor ve nihayet, ‘En iyisi bir avukat tut’ nasihati alıyor. Sevgisi kocaman ya, çok güçlü bir avukat istiyor, öyle böyle değil belki mesleğinin en iyisi. Buluyor da… Rita (Michelle Pfeiffer) Sam gibi küçük müşterilere bakmayı bırakın, vakit ayıracak biri değildir ama. Nedense başarılı iş kadınının özel hayatı sıkıntıdadır. Sorunlu oğlu, sadakatsiz kocası onu boğmaktadır. Bir iki baştan savma girişiminden sonra Sam’in davasına bakmaya karar verir.

Ve olaylar bu aşamadan sonra çok ilginç bir hâl alır. Sevmek için akla, mutlu olmak için para/pula ihtiyaç şart mıdır diye sorgularız hayatı!

Anlattığım bu hikâye yönetmenliğini Jessie Nelson’un yaptığı 2001 yılı yapımı I Am Sam - Benim Adım Sam filminin öyküsü.

Benim Adım Sam, odağına zekâ engelli bir adamı yerleştiriyor ama, anlatım dili ve sinematografisi o kadar muhteşem ki, senarist (Kristine Johnson) ve yönetmen âdeta zekâ şov yapıyorlar. Daha önce de kısmen bahsettiğim bir sahnesini burada sizinle paylaşmak isterim.

Bir mahkeme salonu… Etraftaki çocuk işi resimler ve oyuncaklardan bir çocuk mahkemesi olduğu apaçık belli. Çocuk yok ortalıkta lakin babası var sanık koltuğunda. Baba garip, baba sıra dışı… Düpedüz aptal ve gocunmuyor bundan. Bilimin insana giydirdiği o dar kostümlerden olan bir baremde alt sıralarda. Hadi daha bilinen ifadeyle söyleyeyim; IQ’su düşük babanın. Neredeyse 7 yaşındaki kızının düzeyinde.

İlk bakışta romantik ve hatta etkileyici bile görünüyor: Devlet toplum adına geri zekâlı bir babanın bir evladı kendi başına yetiştiremeyeceğini düşünüp olaya el koyuyor. Ancak babaya yardım yerine, evladını onun elinden almak istiyor devlet. İşte romantizm burada tuzla buz oluyor… Ve sevgi için zekâdan çok kalbe, ebeveyn olmak için akıldan çok feragate gereksinim olduğunu haykırıyor.

Soruyor savcı inanılmaz bir acımasızlıkla: “-Sizi 7 yaşında bir çocuğa bakabileceğinize inandıran sebep nedir?” Cevap bir mermi keskinliği ile salonda vınlıyor:  “-Benim... (gözlerini tavana kaçırıp bir an düşünüyor) Birini iyi ebeveyn yapan nedir... diye düşünecek... uzun zamanım oldu. Sadık olmakla, sabırla ve dinlemekle... Daha fazla dinleyemediğinizde, dinler gibi gözükmeyi ve bazen yeterli sabrı gösteremiyorum. Yalnızca bir çocuk olduğunu unutuyorum. Ama bu hayatı beraber götürüyoruz. Birbirimizi seviyoruz. Ve siz bunu mahvederseniz... Bunun telafisi olmaz…”

Iskalanan mutluluğun telafisi olmuyor gerçekten! Üstelik senarist ve yönetmen izleyiciye zekâ gösterisi yapıyordur. Kahramanımız bir başka şahane film olan Kramer ve Kramer’den replik çalmaktadır. Salondaki zekâca gerilerin dışında ne yargıç ne savcı ne de avukatlar fark ediyor bunu. Sam, kendinden önce söylenmiş sözleri ödünç aldığını açıklıyor daha sonra ve bu küçümseniyor mahkeme tarafından.

Oysa zordur Sam için duygularını ifade etmek. Kelimeler başkalarına kolaylıkla gösterdikleri yüzünü Sam’e göstermezler. Bu nedenle çok düşünür, çok kekeler ve çokça da saçmalar Sam. Film tiratlarından ödünç cümleler alır, şarkı sözlerinden veresiye duygu ifadelerini alır bu nedenle.

Bir yerde artık pes etmeye başlamaktadır Sam. Bunun emareleri vardır. Mahkeme onu da inandırır kendi çocuğuna babalık yapamayacağına. Salt kızının iyiliği için vazgeçer gibi olur bu hakkından. Lakin kanar içten içe, yaraları bastırılmaz hâl alınca, avucunda kızına çiziktirdiği buruşuk bir mektup ile nefesi yavrusunun yanında alır. Kız öfkelidir, zira o yaşına rağmen sevginin pes etmesini istemez. Ve bu sefer Beatles’dan aşırma yapar Sam; “Sevgili Lucy (kızının adı budur çünkü), özür dilerim, duygularını incitmiş olabilirim. Ve bütün bu zaman içinde hep seni düşünüyordum. Evdeki Lucy’yi. Ve gökyüzündeki Lucy’ye kucak dolusu öpücükler… Baban. Not: Seni seviyorum. Tıpkı şarkıda olduğu gibi…”

Ancak bu kez kızı direnir, karşı çıkar ve esas şimdi aptallaştığını söyler babanın. Benim Adım Sam minicik bir dünyadan evrensel mesajlar yolluyor bize; sevginin mücadele için yeterli ve geri kalan her şeyin teferruattan ibaret olduğunu haykırıyor.

Aradan bu kadar yıl geçmiş, hâlâ bazı sahnelerin etkisini üzerimden attığımı söyleyemem. O nedenle bu mübarek günlerde hemen her DVD dükkânında bulunabilecek olan bu filmi mutlaka izlemenizi tavsiye ediyorum.

 

Benim Adım Sam

(I Am Sam)

Yönetmen: Jessie Nelson Oyuncular: Sean Penn,  Michelle Pfeiffer, Dakota Fannig, Dianne Wiest, Laura Dern, Loretta Devine

Tür: Dram

Süre: 132 dakika

2001, ABD