Ben de sizin gibi büyük bir sarsıntı geçirdim, bu cümleyi ilk duyduğumda. Yemek masasında, çocuklarının yaramazlıklarını anlatan arkadaşlarımı dinlerken, kulaklarıma inanamadım.
Kimi ‘duvara yazmayan kalemi’, tükürüğüyle ıslattıktan sonra ‘duvara yazan kalem’ hâline getiren kızından bahsediyordu, kimi de prizden çıkardığı şarj aletini diline değdirip ‘Hımm, tadı çok güzelmiş!’ diyen oğlundan.
Öyle şeyler işittim ki ‘Yahu bu yaşıma kadar onların fikirlerini uygulamak neden benim aklıma gelmedi?’ diye kendimden şüphelenmeye başladım, hatta hafiften komplekse girdiğimi bile itiraf edebilirim.
Amma velâkin ‘Kızım, bir oturuşta 15 tane karınca yiyor!’ diyen arkadaşımın anlattıklarını duyunca ‘Pes artık!’ dedim ve yaramazlık hususundaki acziyetime boyun eğdim.
Karıncaları önce ‘şeker’ tuzağına düşüren sonra da bir güzel mideye indiren o haylazın yaptıkları karşısında, ağzım bir karış açık kaldı.
Onlar anlattı, ben dinledim; kâh eğlendim kâh can güvenlikleri adına endişelendim…
Yeni nesil çocukların zekâları taşıyor, minik bedenlerine sığmıyor ve bu nedenle de yerlerinde duramıyorlar maşallah.
İnanılmaz derecede pratik düşünüyorlar. Ama sadece zekâ ile olacak iş değil elbette, insan ilişkilerini de çok iyi analiz edip, hedefleri doğrultusunda organize olabiliyorlar.
İnatçılar, dominantlar, istediklerine sahip olma konusunda tüm sınırları zorluyorlar yani son derece gözü karalar.
Ayrıca saçmalama özgürlüğüne sahip olduklarının farkındalar.
Tabii bu durumda en zor görev, onlara göz kulak olmakla mükellef anne ve babalara düşüyor; etraflarında çırpınıp âdeta seferber oluyorlar.
Onları takdir ediyorum çünkü hem maddi anlamda hem de zaman ve gayret bağlamında bitip tükenmeyen kredileri var, günümüz ebeveynlerinin.
Üstüne üstlük hâllerinden memnunlar, her şeye rağmen çocuklarının afacanlıklarından, kendilerine çektirdikleri cefadan asla hayıflanmıyorlar.
Normal şartlarda insanın sinirden küplere binmesi gerektiği durumlarda dahi bu denli sakin ve hoşgörülü olmaları, ilgimi çekiyor; ‘Demek ki çocuk sahibi olmak, böyle bir duygu yoğunluğu barındırıyor’ diye düşünüyorum çoğu zaman.
Aslına bakarsanız uzun zamandır mercek altına alıyorum etrafımdaki anne ve babaları, onları gözlemliyorum, çaktırmadan.
Öyle sıra dışı değişimler baş gösteriyor ki çocuk sahibi olan yetişkinlerde, hani önceki hâllerini bilmesem ya da başkasından duysam, mümkün değil inanmam meydana gelen farklılıklara.
Koskocaman merhamet yumağı ile sarıp sarmalıyorlar çocuklarını; kendi varlıklarını, tüm çıkarlarını unutarak.
Ebeveynlerin söz konusu davranış biçimlerinin, geçmişten bugüne hiç değişmediği apaçık ortada; gelin görün ki modern zamanlardaki anne ve babalar, eski dönemlere kıyasla epeyce farklılar.
Örneğin bizlerin aileleri daha otoriterdi. Çevremdeki arkadaşlarımın anne ve babalarıyla olan ilişkileri daha formaldi.
Hatırlıyorum da hayatta en çok korktuğum kişi, annemdi benim. Annem bana bağırdığı zaman hem ona kızardım hem de hüngür hüngür ağlarken ‘Anne, annee!’ diye feryat figan ederdim.
Bizim envayi çeşit bebeklerimiz, oyuncaklarımız yoktu. Bizden büyük olan kardeşlerimizin oyuncakları tutuşturulurdu ellerimize, oynamamız için.
Sokağa çıktığımızda, gazoz kapaklarının içine doldurduğumuz kiremit tozlarından pastalar yapar, plastik bebeklerimizle oynardık.
Ayda yılda bir kere hediye alınırdı bizlere. Şimdilerde ebeveynler, iki üç ayda bir ticari tuzaklara düşürülüyor, çocuklarına sürpriz yapabilmeleri adına.
Ne diyeyim; umarım yeni nesil çocuklar, ailelerinin kıymetini bilir, aynı saygı ve sevgiyi, büyüdüklerinde onlara gösterirler.
Gerçi hayat değişiyor, duygular da aynı biçimde. Hani ‘Eskiden en çok annemden korkardım’ dedim ya artık o benim en iyi arkadaşım, dert ortağım, sırdaşım.
Bu büyük değişimin nedenini ise başka bir Mavi Rüya’da anlatacağım...