Demokrasi eleştirileri içinde en bilineni Maurice Duvarger'in 'seçilmiş krallar' benzetmesi. Kral yetkileriyle donanmış günümüz yöneticilerinin farkı, iktidara tevarüsle veya zümre üstünlüğü ile değil, seçimle gelmeleri. Ama daha önemlisi iktidarın süreli ve son verilebilir olması. Yargıçlar İktidarı (Jüristokrasi) ise kelimenin tam anlamıyla bir monarşi, krallık rejimi. Sınıf ve zümre yoluyla elde ediliyor ve krallar gibi ölümle ancak nihayete eriyor. Yakın zamana kadar emeklilik krallığın son bulması anlamına geliyordu. 'Onursal' kelimesi icat edildiğinden beri süre musalla taşına kadar uzadı. Yargıtay onursal başkanı, onursal başsavcısı, onursal, onursal, onursal... şeklinde uzayıp giden bir listemiz var.
Türkiye son beş yılı seçilmiş krallar ile atanmış kralların mücadelesiyle geçirdi. Bu savaşın kızıştığı günleri yaşıyoruz. Yüksek yargıçların kendi aralarında kurdukları döngü ile iktidarı paylaştıkları mekanizma ciddi tehdit altında. Anayasa değişiklikleri halk oylamasında kabul edilirse birbirini seçen düzeneğe yeni ortaklar gelecek. Maalesef diğer demokrasilerde olduğu üzere millet iradesini yansıtmayı başaramayacağız. Yine de bugüne kadar kastın alt katmanlarında kalıp seçme ve seçilme hakkı elde edememiş yargıçların sürece katılımı önemli. Daha çoğulcu ve halka daha yakın bir kurul oluşacak umudundayız. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'ndan bahsettiğimi anlamışsınızdır. Yargıçlar iktidarının santral noktası olan kurulun, yakın zamana kadar varlığı bile fark edilmiyordu. Önce ilk derece mahkemeler üzerindeki hegemonyası ortaya çıktı. Artık mızrak çuvaldan taşmıştı. Yüksek yargı ile arasındaki 'sen beni seç, ben seni seçeyim' düzeneği de deşifre oldu. Son anayasa değişikliklerine 'kuvvetler ayrılığı ilkesini ihlal ediyor' diye karşı çıkanların aslında HSYK bünyesinde kuvvetler birliği oluşturduğu görülüyor. Yasama ve yürütmeyi bloke eden bir negatif iktidar alanı oluşmuş. Yargıyı zaten bütünüyle kontrol eden HSYK, yürütme ve yasamayı tayin ettiği yüksek yargıçlar eliyle kilitleyebiliyor. Kapak dosyamızın başlığı ilk etapta abartılı gelebilir. Fakat içine girdikçe ülkeyi gerçekten HSYK'nın yönettiğine kanaat getiriyorsunuz. O zaman anayasa paketi etrafında kopan feveranı anlamak ve anlamlandırmak kolaylaşıyor. Bu bir hukuk mücadelesi değil, tam tersine iktidar savaşı. Daha doğru ifadeyle işgal ettikleri iktidar mevzilerini koruma kavgası. Halk, 12 Eylül'de şuna karar verecek: Denetleyip görevden alabildiği seçilmişler mi, yoksa yargı dahil her türlü denetimden vareste bürokratik oligarşi mi ülkeyi yönetecek?