|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Kara Kutu
  |  
Dosyalar
  |  
Ekonomi
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
Hayat Bilgisi
  |  
 
Sınır Dışı 02 Ağustos 2010, Pazartesi 0 0 0 0
Selim Savaş Genç
s.genc@aksiyon.com.tr

Statükonun dilinden düşmeyen şarkı: Ya benimsin ya toprağın

Türkiye’ye hâlâ 12 Eylül tortusu bir rejimle sahip olabilecekleri hayali ile planlar yapanların şu sıralar dinlemesi gereken son parça, bu ülkenin acı gerçeği olan Ferdi Tayfur’un ‘ya benimsin ya toprağın’ arabeskidir.

Meclis’ten çıkan yasanın 60 gün içinde referanduma gitmesini aldığı tartışmalı kararla engelleyen Yüksek Seçim Kurulu (YSK), Türkiye’yi olanca güçleri ile karıştırmak isteyenlere istemeyerek de olsa zaman kazandırmış oldu. Kazanılan zamanı bizzat kendisi de oldukça verimli kullanan YSK, ‘Hayır’ için canla başla çalışıp yayın yapan holding medyasını görmezden gelirken, TRT’nin konuklarının ifadelerinden cımbızla çektiği cümleleri delil göstererek kurum çalışanları üstünde baskı kurmaya çalışıyor. Kazanılan bu zaman dilimi içinde gurbetçilerin sadece pasaportlarını göstererek oy kullandıkları gümrüklerde referanduma katılmalarını neredeyse imkânsız hâle getiren YSK’nın temposu tam bir ‘ya benimsin ya toprağın’ ritminde.

Hatay ve İskenderun’da vuku bulan hadiseler, artan terör olayları ve kan kokusunda devam eden bir propaganda süreci ile 12 Eylül’e doğru yol alıyoruz. Türkiye’nin tam demokrat ve Batılı standartlarda şeffaf, özgürlükçü ve katılımcı bir demokrasiye kavuşmasını arzulamayanların her zaman geçer akçe olan bir bahaneleri olmuştur. Değişimi muhafazakârlar gerçekleştirmeye çalışıyorsa, ülke adım adım şeriat devletine doğru yol almaktadır. Yok liberal demokrat veya özgürlükçü sol diyebileceğimiz bir akım değişim talebinde bulunursa, PKK tehlikesi varken bu kadar demokrasi ve özgürlük bize çok gelir zırhı karşımıza çıkar.

Mevcut referandum sürecinde ise her iki kart aynı anda oynanmaya çalışılıyor. Bir yandan şehirlerde açık provokasyonlarla Türk-Kürt kavgaları körüklenirken, diğer yandan ülkenin satıldığı ve gizli ajandalarla farklı mecralara taşınmaya çalışıldığı tezleri dillendiriliyor. ‘Bu kadar güvelik sorununun olduğu bir ülkede 102 generali tutuklamaya kalkışmak hainliktir’ tezi inceden inceye yine ‘ya benimsin ya toprağın’ felsefesi ile işlenmeye çalışılıyor.

AK Parti’nin gizli ajandası olduğunu savunanlar, bu ajandanın son 8 yıllık iktidar döneminde ortaya çıkan kısımlarını artık tüm Türkiye ile paylaşmalılar. Gizli darbe ajandalarını ortaya çıkartan bağımsız mahkemelere ağız dolusu sövüp halkına silah dayama planları yapanların artık gizli olmayan ajandalarını görmezden gelenler tüm inandırıcılıklarını yitirmiş durumdalar.

Tutuklanması istenilen generaller üzerinden her türlü kahramanlık ajitasyonlarını yapanlar, 27 Nisan e-muhtırasına gereken sert tepkiyi vermeyen hükümeti çakma muhtıraya maruz kalmak ve sahtekâr mazlum rolüne bürünme ile suçlamaları garabetlerle dolu bir çelişki. Hangi tavır daha doğru, darbeye tam teşebbüs etmediği için lüks bir araba ile uğurlanan Büyükanıt tavrı mı? Balyoz planı ile tutuklama emri çıkartılan 102 TSK mensubu yüksek rütbeli subaya karşı alınan tavır mı?

Kılıçdaroğlu’nun ‘işbirlikçi Büyükanıt’ tezi ile düşünmeye devam edecek olursak, YAŞ’ta, dava açılmış TSK personeline terfi kararı çıkması halinde pekala ‘Balyozcu’ subayları da ‘AKP’lilikle’, hükümete destek vermek üzere çakma darbe planları yapmak ve bunları basına sızdırmakla, hatta yandaşlıkla, işbirlikçilikle bile suçlayabiliriz.

Başta Onur Öymen olmak üzere CHP yetkilileri 28 Şubat sabahı verilen e-muhtıra akabinde buldukları ilk kameraya TSK’nın arkasında olduklarını, bunun bir muhtıra olduğunu ve AK Parti’nin gerekeni yapması icap ettiğini, hatta askerlerden de ileriye giderek AK Parti’yi Türkiye düşmanı ilan ettikleri gerçeğini nereye oturtacağız? Demokrasi birtakım CHP’liler için hep ‘ya benimsin ya toprağın’ arabeski olarak mı kalacak?

Bu ülkede tek bir delili olmayan komplo teorilerini duymak isteyen oldukça kalabalık bir kitlenin var olduğunun farkındayım. Daha düne kadar bu basit ayak oyunlarını istihbarattan aldıkları bir doğru bilgiye kırk tane yalan senaryo ekleyen ajan gazeteciler servis ederdi. Bugün bu görev Kılıçdaroğlu’na kadar düştüyse, statükonun kıskacından kurtulmaya çalışan Türkiye’nin oldukça yol aldığını söyleyebiliriz. Türkiye’ye hâlâ 12 Eylül tortusu bir rejimle sahip olabilecekleri hayali ile planlar yapanların şu sıralar dinlemesi gereken son parça, bu ülkenin acı gerçeği olan Ferdi Tayfur’un ‘ya benimsin ya toprağın’ arabeskidir. Türkiye Batılı standartlarda bir demokrasi ve zenginleşen ekonomisi ile hepimizin olabilir. Sadece sizin olmayacak kadar büyük, toprağa verilemeyecek kadar değerli bu ülkeye bir de bu gözle baksanız…