|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Kara Kutu
  |  
Dosyalar
  |  
Ekonomi
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
Hayat Bilgisi
  |  
 
Büyülü Fener 26 Temmuz 2010, Pazartesi 0 0 0 0
M. Nedim Hazar
n.hazar@zaman.com.tr

Son Hava Bükücü:Filminizden element uydurmayın!

Ünlü mistik yönetmen M. Night Shyamalan son filmi Son Hava Bükücü’de bazı mevzulara ne kadar uzak olduğunu itiraf ederek büyük bir itiraf fısıldatıyor bize: Hayal kırıklığı!

Kamera tüm zamanların en efsunlu aletlerinden biri, belki birincisi. Öyle bir mucizevi aparat ki, bazen çektiğini, bazen çekeni, çoğu zaman da izleyeni etki altına alıyor, çarpıyor, yamultuyor, yeni bir forma sokuyor; hasılı değiştiriyor. Biz sıradan izleyiciler için nadir olarak tehlikeli olan bu alet (Zira izleyip çıkıyoruz ve etkisi altında kaldığımız sürece risk teşkil edebiliyor. O da nadirattan bir durumdur.) oyuncu, hatta yönetmenleri kendi büyüsüne kaptırıp umulmadık noktalara çekebiliyor. M. Night Shyamalan kısa süre öncesine kadar çektiği filmler ile (Bunlar hassaten The Sixth Sense, The Village, Signs, Unbreakable gibi ciddiye alınması gereken örnekler)  dünya sineması adına ciddi bir umut ve alternatifti. Ne ki yönetmenin İşaretler ile başlayan, ‘Kameranın önünde biraz da ben bulunayım’ saplantısı koca bir reji üstadının kariyerini bitirme noktasına getirdi. Levent Kırca’nın bayıldığım bir skeci var. ‘Ben de solo yapmak istiyorum’ diyen bir koro sanatçısının kafa sesiyle oynuyor. İşte Shyamalan tipik bir koro sanatçısına benziyor. Bulunduğu yerden memnun değil ve sürekli yerini genişletmeye, rolünü bitirmeye uğraşıp duruyor. The Happening ve Lady in the Water’da dizginleyemediği bu saplantısı son filminde artık zirveye tırmanmış. Bir sonraki projede sadece kendisi ve birkaç aile üyesi oynarsa şaşmamak lazım.

Böyle olmasına böyle ama sevgili Hint asıllı yönetmenin son filminin temel sıkıntısı bu değil elbette. Esasen animasyon dünyasının tartışmasız lider konseptlerinden olan ‘Avatar’ın temel üç kitabına sırtını yaslayan ‘Avatar: Son Hava Bükücü’ ticari anlamda çok akıllı bir seçim. Zira zaten Avatar diye bir proje var ve belli bir marka değeri var. Bunun üzerine Shyamalan’ın o kendine has tarzını koyduğunuzda başarı kaçınılmaz gibi görünüyor. Tek sorun bu sıra dışı yönetmenin son iki projesinde gittiği patikadan sapması. Nitekim proje daha oyuncu seçim aşamasındayken sıkıntı başladı. Malum Avatar âlemi 4 farklı ırktan bahseder; kara, hava, su ve ateş dünyası. Night Shyamalan bu dört alemi de Hintlilerden oluşturmaya kalkıştı neredeyse. Kafa rollerden birini kendi aldı, diğerini Slumdog Millionere filmindeki Dev Patel’e verdi. Filmin ön çekim aşamasında bile ‘Avatar: Hintliler alemi’ türü geyikler çevrildi.

Film hikâye olarak aşinası olduğumuz bir temaya sahip: Hava, Su, Toprak, Ateş... Kaderleri birbirine bağlanmış dört ülkedir. Ateş Ülkesi’nin diğerlerine karşı vahşice bir savaş başlatmasıyla bir anda herşey değişir. Koskoca bir yüzyıl geçtiği halde bu yıkım sürecini değiştirecek en küçük bir umut belirtisi bile yoktur. Nickelodeon yapımı animasyon televizyon dizisini temel alan “The Last Airbender”, Aang’ın hayatta kalma mücadelesinin açılış bölümüdür.

Yönetmen izlediğimizin sadece ilk kitap olduğunu, ikinci heyecanın üç yıl içinde yaşanacağını filmin finalinde bizzat müjdeliyor lakin, serinin bundan sonraki filmleri de aynı estetik, zekâ ve algı düzeyinde olacaksa, onun açısından çok iç açıcı bir tablo olmayacağı aşikardır.

Şahsen yer yer Küçük Budha’dan, kimi zaman Son İmparator’dan, hatta Matrix’ten, Wang Yu filmlerinden esintiler gördüğüm Son Hava Bükücü, beni tatmin etmedi. Hele bir de 3 Boyut komedisi var ki, seyirciye sırf zulüm, başka bir şey değil! Son Hava Bükücü yalnızca seyircinin belini bükmekle kalmıyor kırma noktasına getiriyor!

 

Son Hava Bükücü

(The Last Airbender)

Yönetmen: M. Night Shyamalan

Oyuncular: Noah Ringer, Jackson Rathbone, Dev Patel, Cliff Curtis, Nicola Peltz

Tür: 3 Boyutlu, Aile, Aksiyon, Bilim Kurgu, Fantastik, Macera, Savaş, Tarih

Süre: 103 dakika

2010, ABD

 

 

DENEY:

İnsan insanın klonudur!

 

Clive ve Elsa bilim dünyasının iki süper starıdır. Uzmanlık alanları DNA kopyalamak ve farklı canlıların DNA’larını birleştirerek hybrid yaratıklar üretmektir. Bilime olan aşkları da en az birbirlerine olan aşkları kadar güçlüdür. Ancak çalışmalarını artık bir adım daha ileriye taşımanın zamanı geldiğine inanmaktadırlar: İnsan DNA’sını kopyalamak. Ancak yürüttükleri projenin finansörleri bu aşamaya gelindiğinde insan DNA’sı ile deneyler yapılmasına karşı çıkar ve Clive ile Elsa projeyi gizlice yürütme kararı alırlar. Elde ettikleri sonuç Dren’dir. İnanılmaz bir hybrid yaratık olan Dren normal insan bebeklerinden çok daha hızlı gelişmeye başlar ve birkaç ay içinde bir yetişkin haline gelir. Clive ve Elsa bir deney ürünü olan insan ve hayvan karışımı yaratıkları Dren’i gözlerden uzak tutmaya çalışırken bu tuhaf yaratıkla aralarında bilimin çok ötesinde duygusal bağlar da oluşur. Ancak geçen zamanla birlikte Dren bu ünlü çifte hayatlarının hem en çılgın hayalini hem de en büyük kabusunu yaşatmaya başlar.

Post modern bir Frankenştayn filmi diyebileceğimiz Deney, oldukça tutucu ana fikri ile bu türü sevenleri tatmin edebilecek bir film.