Türkiye günlerdir 12 Eylülcülerin yargılanıp yargılanmayacağını tartışıyor. Referanduma sunulan anayasa değişiklikleri bu eksende münazara ediliyor. Geçici 15. madde kalktığında mağdurlar için bir umut doğmuş olacak. Netice alınması mahkemelerin sağduyusuna ve cesaretine kalacak. Ama mahkemelerde verilebilecek en ağır cezadan daha önemli bir sonuç zaten doğdu. Kamu vicdanı 12 Eylül’ü ve cuntacılığı bu vesileyle bir kez daha yargıladı ve mahkûm etti. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Meclis kürsüsünden yaptığı duygusal konuşma, vicdan mahkemelerini harekete geçirdiği için önemli. Günlerdir televizyonlar tanık ve mağdurların yer yer hisli, bazen öfkeli sesleriyle inliyor. Belli yaşın altında bulunup 12 Eylül’ü takvimdeki herhangi bir yıldönümü olarak görenler acı gerçekle yüzyüze geldi. Siyasi manevra gibi algılanan darbelerin insani sonuçları cuntaların yüzüne çarpıldı. Balyoz darbe planını gerçekçi bulmayan, ‘yok canım daha neler’ kıvamında cümlelerle hafife alanlar; Ergenekon yargılamalarını sulandırmaya çalışanlar; cuntacı hazırlıkları ‘henüz hayata bile geçmemiş’ diye fikir suçu kapsamına almaya gayret edenler, biraz mahcup olurlar mı acaba?
Mehmet Kamış’ın 5 Ekim 2007’de Zaman’da yazdığı şu satırlar, toplumsal gafleti dağıtmak için sık sık okunmalı belki…
“Tutuklandığında 19 yaşındaydı, Necdet. Ankara’nın İsmetpaşa semtinde iki kişinin ölümüyle sonuçlanan, bir kahvehanenin taranması suçundan tutuklanmıştı. Cezaevinden firar etme imkânı doğduğunda, ‘Ben suçsuzum neden kaçayım?’ diyerek içeride kalmıştı. Necdet Adalı, 7 Ekim’i 8 Ekim’e bağlayan gece, 12 Eylül’ün ilk idamı olacak, kahveyi tarayanların başkaları olduğu ise sonradan ortaya çıkacaktı. Necdet Adalı’nın idamından sonra 12 Eylül cuntası, dengelensin diye bir de ülkücüyü idam sehpasına gönderdi. Mustafa Pehlivanoğlu daha 22 yaşındaydı. 10 Ağustos 1978 gecesi, Balgat’ta 5 kahvehane, kimliği belirsiz kişilerce taranmıştı. Sol görüşlü üç kahvehanede 3, ülkücülere ait iki kahvehanede ise 2 kişi hayatını kaybetmişti. 12 Eylül’den önce şartlar olgunlaşsın diye hep böyle yapılırdı zaten, birileri aynı tabancayla solcuları öldürür sonra da gider sağcıları öldürürdü. Bu da öyle bir ‘şartlar olgunlaşsın’ çabasına benziyordu.
Necdet ve Mustafa, ikisi de yoksul aile çocuklarıydı. Senaryo onlara iki ayrı kampta rol vermişti. Büyüklerin ‘Power Game’inde onlara ölüm rolü düşmüştü. Aynı mezarlıktan yer ayrılmıştı. Her şey senaryo idi; ama onların ölümleri öylesine gerçekti ki. Hukuk nedir ki, biraz askıya alınsa ne önemi var ki? Kendi iktidarları için sabah akşam hukuku askıya almak isteyenler, siz bir kerecik öldünüz mü?”