|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Kara Kutu
  |  
Dosyalar
  |  
Ekonomi
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
Hayat Bilgisi
  |  
 
Kırılma Noktası 19 Temmuz 2010, Pazartesi 1 0 0 0
Ali Bayramoğlu
a.bayramoglu@aksiyon.com.tr

Testere, Orak, Urgan, vs ve Jandarma…

İşin şahsen beni ilgilendiren kısmı da var. Haber şöyle: “Testere adlı operasyon planında 5 jandarma personelinin görevlendirildiği, operasyon hedefi olarak Mehmet Altan, Ali Bayramoğlu, Mehmet Barlas ve Taha Akyol’un belirlendiği ortaya çıktı.”

Bitti sanıyoruz ama bitmedi, değişim henüz tamamlanmadı, değişimin en büyük ayağı henüz işin başında.

Ergenekon davası ve Balyoz, Poyrazköy, Kafes gibi türevleri bunu gösteriyor ki derin çeteler ve asker sorunu henüz masada duruyor…

Star Gazetesi’nden okuyalım:

“Balyoz Darbe Planı iddianamesinde ülkede darbeye zemin hazırlamak amacıyla yapılan 8 dehşet planında ‘hedef’ seçilen isimler arasında, 2007 yılında uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybeden Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in olması dikkat çekti. Darbe karşıtı toplum kesimlerine yönelik Döküm, Sakal, Tırpan, Orak, Yumruk, Kürek, Testere ve Urgan isimli darbe planlarında hedef seçilen isimler arasında Star Gazetesi Başyazarı Mehmet Altan ile Hasan Cemal, Toktamış Ateş, Rum Patriği Bartholomeos, Ermeni Patriği Mutafyan ve eski Vatikan Temsilcisi Marovic de var…”

İşin şahsen beni ilgilendiren kısmı da var.

Gazete haberinin devamı şöyle: “Testere adlı operasyon planında 5 jandarma personelinin görevlendirildiği, operasyon hedefi olarak Mehmet Altan, Ali Bayramoğlu, Mehmet Barlas ve Taha Akyol’un belirlendiği ortaya çıktı.”

Ergenekon türevi davalar sadece geçmiş girişimler değil, bir kısmı içerideki Ergenekoncuları rahatlatmak, kurtarmak, gündem saptırmak için hazırlanmış planlar… Bu planların fail ve sanıklarının mahkemelerde göz yaşı dökmeleri, vatan millet nutukları atmaları, Kardak kahramanlığı yapmaları durumu değiştirmiyor.

Star Gazetesi’ndeki haberde bir ifadenin altını çizmek isterim: “Testere adlı operasyon planında 5 jandarma personelinin görevlendirildiği…”

Kim görevlendiriyor? Jandarma, ülkenin yazarlarını neden hedefliyor? Bu soruları sormadan geçmek mümkün mü?

Evet, bitti sanıyoruz ama bitmedi derken kastettiğimiz özellikle bu durum…

Türkiye’nin asker sorununa dikkatli bir gözle baktığımızda, altı en çizili ana sorun kaynaklarından birisinin jandarma olduğunu görürüz.

Neden sorun kaynağıdır jandarma?

İlk bakışta, göze batan sorun yoktur.

Türkiye’nin mülki idare sistemine baktığımızda ilk göze çarpan husus, mülki teşkilata tabi jandarma birimlerinin illerde valilerin, ilçelerde ise kaymakamların emir ve denetimi altında olduğudur.

Ancak bu, kağıt üzerinde ve etkisi sınırlı bir kuraldır.

Nitekim vali ve kaymakamlar polisin ve diğer tüm kamu personelinin ‘sicil amiri’ iken, jandarmanın sicil amiri, Jandarma Genel Komutanlığı üzerinden askerî otoritedir.

Vali ve kaymakamlar, polisler tarafından işlenen disiplin suçlarında ‘disiplin işlemi yapma’ yetkisine sahipken, jandarma üzerinde dolaylı ve tabiatı gereği kullanılmayan disiplin yetkileri vardır, fiili yetki askerî karargâhtadır. Jandarma atamaları ve görev yeri değişikliklerinde valilerin çok sınırlı (sadece il düzeyinde astsubay ve uzman çavuşlar olmak üzere) yetkileri bulunmaktadır.

2002 yılında Ankara’da toplanan Mülki İdare Şurası’nın yayınlanan raporları bu konuda önemli tespit ve analizler içerir.

Raporlar önce yetki-sorumluluk mekanizmasındaki çarpıklığa işaret eder:

“Mülki amirler, suç işlenmesini önlemek, kamu düzenini ve güvenini korumak için gereken tedbirleri almakla yükümlü olmasına rağmen, üstlendikleri sorumlulukla orantılı olarak teşkilat üzerinde yetkileri bulunmamaktadır”. 

Öneriler içeren raporlar:

“Taşrada güvenliği sağlama açısından büyük bir önemi olan jandarmanın mülki makamlarla ilişkisi yeniden düzenlenmeli ve bu konudaki yetki ve sorumluluk açıkça ortaya konulmalıdır.”

“Jandarma kuruluşları üzerinde mülki idare amirlerinin sicil amirliği yetkilerinin kaldırılmış olması, gerek bu örgütün yönetiminde gerek polis-jandarma işbirliğinin sağlanmasında güçlükler yaratmaktadır (…)

“Özellikle ilçeler açısından sorunlar daha da ağırlaşmaktadır. Kaymakamlar, polis ve jandarma aracılığı ile emniyet ve asayişi, kamu düzenini, genel ahlakı, anayasal hak ve hürriyetleri korumak, suç işlenmesini ve kaçakçılığı önlemek gibi görevlerden sorumludur. Kaymakamların bu çok önemli ve ağır görev ve sorumluluklarıyla orantılı yetkileri jandarma üzerinde yoktur.”

“Bu uygulama, ‘yönetimde sorumlu olanın yetkili de olması gerekir’ ilkesine terstir. Bunun sonucunda kaymakamların jandarma bölgesindeki sorumlulukları ile yetkileri arasında bir paradoks ortaya çıkmaktadır. Polis de kendi görev sahasında jandarmanın yaptığı işin aynısını yapmaktadır ama bütün yönlerden özlük hakları dahil bağımlılığı İçişleri Bakanlığı’nadır. İlçede kaymakamların polis üzerinde mevcut disiplin ve sicil amirliği, emir, ceza ve ödül verebilme yetkileri jandarma üzerinde yoktur…”

İçişleri Bakanlığı Strateji Merkezi ve Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin birlikte yürüttükleri bir araştırmaya, Mülki İdare Amirleri Araştırması Raporu’na göre, Mülki İdare Amirleri’nin yüzde 84,1’i kolluk güçleri üzerindeki yetkilerinin yetersiz olduğunu düşünmektedir.

İstenen yetkiler arasında özellikle “jandarma üzerinde sicil ve disiplin yetkisi”, yüzde 89.4 ile birinci sırada gelmektedir.

Diğer bir sorun, askeri niteliğin derinliğiyle ilgilidir.

Yine rapordan izleyelim:

“Sözü edilmesi gereken diğer bir sorun da jandarma genel komutanlıklarına, jandarma subay ve generallerinin getirilmemesidir. Jandarma teşkilâtının kuruluşunu, işleyişini, görev ve sorumluluklarını bilmeyen, hayatında belki bir tek taşra karakolunun kapısından içeri girmemiş başka sınıflardan bir general, mevcut sisteme göre, Jandarma Genel Komutanlığı’na getirilebilmektedir. Sorunun tek çözümü jandarma görevlerine temelinden başlayan, jandarma subaylığından yetişen, teşkilâtı iyi bilen generallerin, Jandarma Genel Komutanlığı’na getirilmesidir.”

Aynı raporda “Askeri Merkeziyetçi Yapı ve Bunun Sakıncaları” başlığında şu tespitler de yer almaktadır:

“Bakanlıkların il sisteminden kaçma eğilimleri, bölgesel kuruluşların abartılı biçimde artırılması ve buna İçişleri Bakanlığı’na bağlı güvenlik birimlerinin katılması nedeniyle, mülki idare amirlerinin güvenlik güçleriyle ilişkileri de zayıflamakta, iç güvenlik hizmetinde sivil otoritenin etkisi gittikçe azalmaktadır. Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı, tıpkı diğer merkezi idare kuruluşları gibi, icraat makamı olmakta, taşra yönetimine doğrudan dâhil olmaktadır. İçişleri Bakanlığı’nın iç güvenlik stratejisinin saptanmasında hiçbir görev yetkisi bulunmamaktadır. Bu nedenle iç güvenlik konularında da olağanüstü durumu aşar biçimde askeri makamların yetkisi artmaya ve bu durum kurumsallaşmaya başlamıştır...”

Şu açık:

Özerk, denetlenmeyen, buna karşılık denetleyen yapılar, vesayet özelliğinin altını çizerler. Sivil yöneticilerin jandarmanın konumu hakkında söyledikleri, askeri vesayete dair bir kanıt olarak kabul edilebilir...

İşte size ciddi ve sürmekte olan bir sorun kaynağı, üstelik bizzat devlet eli ve diliyle tanımlanan bir sorun…

Evet, Jandarma kendi başına bir güçtür.

DTP’nin bir raporunda jandarmanın yönetmelik eksikliğiyle mülki amirlerden özerk olması konusunda ısrar edip Jandarma Genel Komutanlığı’na bazı sorular sorunca “jandarmanın bağımsızlığı Türk demokrasisinin garantisidir” şeklinde bir yanıt almıştı.

Trajikomik bir yanıt…

Hangi demokrasi?

Türkiye’de 81 tane il var, 81 tane ilde 81 tane alay komutanı var. Bu alay komutanlarının hepsi 1987’den itibaren, yani JİTEM’in kurulduğu tarihten itibaren hepsi bu tezgâhtan geçti, hepsi bu sistemin en can alıcı, en imha edici mekanizmalarında görev aldı.

Bugün karşımızdaki bu bağımsız jandarma teşkilatı, sadece bir imha makinesi değil, aynı zamanda resmi politikaların denetimsiz şekilde uygulandığı bir makinedir.

Kimileri sulandırmaya çalışsa da sorun da sürüyor, süreç de…

İşin bu yönü de elbet bir gün masaya yatırılacaktır…