|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Kara Kutu
  |  
Dosyalar
  |  
Ekonomi
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
Hayat Bilgisi
  |  
 
Büyülü Fener 12 Temmuz 2010, Pazartesi 0 0 0 0
M. Nedim Hazar
n.hazar@zaman.com.tr

Kara Köpekler Havlarken: Operanın inemediği semtler!

Kara Köpekler Havlarken şahane bir çizgiyi yakalamak üzereyken ne yazık ki çakılıyor.

Neredeyse her gün geçtiğim ve aracımı park ettiğim için çok iyi biliyorum; bir tuhaftır İstanbul’un 4. Levent ve Çeliktepe bölgesi. Sanırım büyüklerimiz vaktiyle bilinçli bir karar aldıkları için bütün gökdelenleri buraya dikmişlerdir. Sabancı’nın ikizlerinden İş Bankası’na, Tekfen’den Garanti’ye kadar tüm gökdelenler yolun kenarına sağlı sollu dikilmişlerdir. Hele bir de uzayıp duran bir inşaat var ki, tam bir Babil Kulesi havası vermiştir bölgeye: Safir…

O koca gökdelenin hemen dibinde bizim Hacı Dayı’nın işlettiği bir otopark vardır mesela. Metrocity, Kanyon ne kadar şehrin ve ülkenin geleceğe yansıyan yüzü ise, bu otoparkın sınırıyla başlayıp camiden aşağı doğru, dereye kadar uzayan bölge de o kadar yerlidir ve geçmiştir.

Esnaf yerini tarif ederken, müşteri nazik ise ‘4. Levent’ der mesela, ama bizden biri ise, ‘Çeliktepe, Emniyet Mahallesi olarak verir adresi! Alışveriş merkezlerinin olanca sentetikliği ve hızına inat, alabildiğine içten ve durağandır bu semtler. Gökdelene inen yağmur, bu semtlerin rögar kapaklarından dışarı fırlayıp dereye akar mesela. İçine bolca gecekondu halısı, maşrapası, sobası, tenceresi de katarak!

Yakın dönemde çekilen iki sıra dışı film çerçevesini bu tür semtlere çevirdi. Biri Aydın Bulut’un yönettiği (her ne kadar Çeliktepe olmasa da Gazi Mahallesi’nde geçiyor) Başka Semtin Çocukları, diğeri Mehmet Bahadır Er ile Maryna Gorbach’ın yönettiği Kara Köpekler Havlarken. İkinci film bu hafta vizyona girdi.

Çok enteresandır her iki filmde de neredeyse aynı tipolojideki bir karakteri usta oyuncu Volga Sorgu oynuyor. Hani neredeyse her iki filmin senaristi de aynı karakter analizinden yola çıkmış gibi. Öte yandan Başka Semtin Çocukları’nın derdi biraz daha derinlerde ve yerel yaralarımıza doğru yol almış. İmkânsız aşk metaforunda ötekileştirmeyi ve dilim dilim kamplaşmamızı anlatıyor. Yine şaşırtıcı bir şekilde her iki filmde de ‘askere gitme-şehitlik’ gibi benzer yan temalar da var…

Kara Köpekler Havlarken genel atmosfer olarak La Haine’e çok benzer bir yapıda. Ciddi anlamda ses ve görüntü sıkıntısı olan film her şeye rağmen klasik Türk filmi yapısından kurtulmayı başarmış.

Aslında son derece sıradanmış gibi görünen bir öyküye sahip Kara Köpekler Havlarken: İki varoş delikanlısı olan Selim ve Çaça Celal bir yandan günlük meşgaleleriyle uğraşırken diğer yandan dikey olarak sınıf atlamanın mücadelesini vermektedir. Selim bu mücadelede sırtını, mütevazı bir kenar mahalle kabadayısı olan Usta’ya (Erkan Can) dayamaktadır. Kendi hâlinde bir yaşamı olan Selim, bir AVM’nin güvenlik ihalesine girip orayı alacak ve nişanlısı ile evlenecektir. Lakin küçük dünyaların sadakati de ihaneti de hep büyük olacaktır. Talip olunan AVM’nin o andaki güvenliğinden sorumlu şirketin sahipleri pabucu ucuza kaptırmayacaklardır. Bu mücadeleyi verirken bir de Usta’dan kazık yiyince Selim’i zor günler beklemektedir.

Dar sokaklar, duman altı kahveler, pejmürde damlar, kanat çırpan kuşlar gibi sayısız ayrıntıya ve güzelliğe sahip olan Kara Köpekler Havlarken şahane bir çizgiyi yakalamak üzereyken ne yazık ki çakılıyor. Başarılı tiplemeleri berbat kadrajlar ve ciddi devamlılık sıkıntıları ile anlamı bozabilecek kadar perişan ediyor. Yalnız bu hâliyle bile film, gerçekçi Türk sinemasın rafındaki yerini alabiliyor. Özellikle güzel oyunculuğu ve mekân seçimiyle son derece etkileyici olan Kara Köpekler Havlarken gencecik bir sinemacının müjdesini de veriyor bize.

 

 

Kara Köpekler Havlarken

(Black Dogs Barking)

Yönetmen: Merhmet

Bahadır Er, Maryna Gorbach

Oyuncular: Cemal Toktaş, Volga Sorgu, Erkan Can,

Ayfer Dönmez, Murat Daltaban, Ergün Kuyucu

Tür: Dram

Süre: 88 dakika

2009, Türkiye

 

 

GECE VE GÜNDÜZ:  Görevimiz güldürmek

 

Yine bir çeviri dehasıyla karşı karşıyayız. Orijinal ismi Knight and Day olan film dilimize ‘Gece ve Gündüz’ olarak çevrilmiş. Epey süredir bu tür filmlere uzak duran Tom Cruise, yine şanına yakışır bir aksiyon -üstelik komedi ile birleştirerek- filmi ile karşımızda. Gece ve Gündüz’de kendi teşkilatı ile anlaşmazlığa düşüp çatışan postmodern bir ajanın çok da inandırıcı olmayan bir öyküsü var. Bu ‘çok da’ lafı kimilerimize hafif gelebilir. Yalnız şöyle bir durum var: Hollywood’un film türleri için artık sağır sultanın bile öğrendiği birtakım formülleri vardır. Misal; bir aksiyon filminde mermi sayısı kadar aşk figürü de önemlidir. Hatta mümkünse Bond filmlerinde olduğu gibi birden fazla güzel ekleyeceksiniz ki izleyici daha fragmanda filmin içine düşsün. Filmin kötülerinin karikatür gibi olmasını kimse önemsemez, nasılsa sonuçta kaybedeceği kesindir. Kaç kişinin öldüğü, kaç merminin harcandığı da önemli değildir. Bol patlama ve mermi gerekir ki bu kadar büyük aşkı kaldırsın bu hamur!

Tom Cruise’un canlandırdığı Rol Miller tiplemesi biraz Görevimiz Tehlike’nin Ethan Hunt’u, biraz da James Bond filmlerindeki herhangi bir karakterin bileşimi gibi. Öte yandan bu tür filmlerin en güzel özelliklerinden biri de yine bu filmde mevcut. Bol miktarda ‘City Guide’ nevinden şehir mihmandarlığı da üstleniyor kahramanlarımız. Bol bol kent görüyoruz. Anlayacağınız Gece ve Gündüz aynı zamanda bir yol filmi de…