Dünya Kupası’na renk katan isimlerden bir tanesi de Almanya’da Sea Life dev akvaryum tesislerinin sakinlerinden ahtapot Paul’dü. Özellikle Alman Millî Takımı’nın maç sonuçlarını önceden tahmin eden Paul bir anda ülke gündeminde söz sahibi bir aktör konumuna yükseldi. Maç oynayacak olan iki ülkenin bayrağını ‘büyük kahin’in önüne koyup naklen yayına geçen Alman medyası Paul’ün hangi ülkenin bayrağının üzerine konacağını beklemeye başlıyor. Tereddütsüz bir tavır içinde galip gelecek takımı işaret buyuran Paul’ün tahmin yüzdesi bizim siyasi parti liderlerinin ortalama performansının çok üstünde.
Anayasa referandumuna cansiparane bir şekilde karşı çıkan CHP, MHP ve BDP ittifakı Paul’ü birkaç ay önce keşfetmiş olsaydı acaba ona neler sorarlardı? 12 Eylül darbesinden muzdarip olan partilerimiz 12 eylül anayasasına sahip çıkarsa bu durumu halka izah edebilir miyiz sorusu zavallı Paul’ün karar vermesi gereken en önemli seçenek olurdu.
CHP, Anayasa Mahkemesi’nden beklediği iptal kararını tenezzül edip Paul’e sorar mıydı dersiniz? Sanmam, onlar yüksek mahkemenin Seyfi Oktay tarafından ayarlandığı garantisi ile soru haklarını bu kadar ucuz ve gereksiz bir ihtimal üzerinde kullanmazlardı. Lakin MHP mutlaka BDP ile karşıt cephede görünmek bize ne getirir ne götürür sorusunu, BDP ise partilerini sürekli kapatanlarla aynı safta bulunmanın, sistemi ahtapot kolları ile saran Ergenekon’un çizgisinde yol almanın bedelini öğrenmek için akvaryum başında bekleşirlerdi. Sorular çoğaltılabilir, akvaryumda canı sıkılan Paul gün içinde yeterince kullanamadığı kollarını, ferasetini ve dehasını düz ovada yol şaşıranlar için sonuna kadar ifşa ederdi.
Anayasa değişiklilerinin 120 gün yerine 45 gün sonra halk önüne getirilmesi gerekiyor. Halkın önüne çıkmaktan kaçınan ret cephesinin girişimi ile 12 Eylül’e ertelenen referandum topu süreç içinde mümkün görülen her fırsatta taca atılmaya çalışıldı. Anayasa Mahkemesi’nden de istedikleri neticeyi tam olarak alamayanlar en korktukları dönemece yani sandığa doğru adım adım ilerliyor.
CHP, MHP ve BDP’den müteşekkil ret cephesi Paul’e zamanında danışıp doğru kararlar alamadı. Meclis’te oluşturulan bu ittifak, zaman makinesine binme yetisi olsaydı ve referandum oylamasının yapıldığı günlere dönebilseydi acaba nasıl bir tavır alırdı? Gizli oylamada kimin neye oy verdiği belli olmadığı için sandıkta halkla göz göze gelmek yerine birkaç ketum ve has vekile işaret buyurup paketin geçmesi için kısmi bir destek bile verebilirdi.
Türkiye’nin önünde nefes kesen bir 365 gün var. Referandum süreci sonrasında 17 Temmuz 2011’de Türk halkı genel seçimler için sandık başına gidecek. Ret cephesinin Meclis’te ve Anayasa Mahkemesi önünde gösterdiği yüksek performansı bu süreçte göstereceğine inanmıyorum. Referandumda yaşanan kutuplaşma ve alınacak neticenin genel seçimleri yakından etkileyeceğini çok iyi bilenler tıpkı cumhurbaşkanını halk mı seçsin referandumunda olduğu gibi muhtemelen yine ölü taklidi yapacaklardır.
Türkiye’de yaşanan yüksek tempolu değişim sürecini okuyamayanlar hâlâ sistemi kolları ile sımsıkı tutmaya çalışan Ergenekon ahtapotuna bakarak konum belirlemeye çalışıyorlar. Bu ahtapot sizleri haddinden fazla yanılttı. Yakın geleceği Paul kadar göremeyen bir kılavuz ile yol alma şansınız yok. Yola illa bir ahtapot kılavuzluğunda devam edeceğim diyorsanız, gelin yol yakınken Almanya’nın Oberhausen şehrinde bulunan Sea Life’a iki bilet alıp hâlinizi bir de bu kapıya arz edin. Kim bilir belki hakkınızda daha hayırlı olur…