|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Kara Kutu
  |  
Dosyalar
  |  
Ekonomi
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
Hayat Bilgisi
  |  
 
Kırılma Noktası 12 Temmuz 2010, Pazartesi 0 0 0 0
Ali Bayramoğlu
a.bayramoglu@aksiyon.com.tr

Şer ittifakı ve şişeden çıkan cin…

Şişeden çıkan cini tekrar şişeye sokmak kimsenin harcı değil. Türkiye bir sivilleşme ve demokratikleşme sürecinin tam ortasında, kendi iç dinamikleriyle yol alan, dışarıdan gelecek bir iki salvoyla yerinden kolayca oynatılamayacak bir ülke.

Zayıflamaya görün hemen baş gösterip harekete geçiyorlar. Üstelik birlikte davranıyorlar.

Edelman, ABD'nin eski Ankara büyükelçisi, 2004'te kendilerine ordunun darbe yapacağına dair sahte olduğunu anladıkları gizli bir belge geldiğini söylüyor.

Kim Edelman?

Edelman tezkere döneminin eli sopalı ABD Ankara Büyükelçisiydi. Türkiye'de ciddi bir Amerikan karşıtlığı olduğunu ve anti-semit bir eğilim bulunduğunu durmaksızın işler, hükümet üzerinde baskı kurmaya çalışır, Türk basınındaki yandaşlarıyla birlikte hareket ederdi.

Peki söylediklerinin anlamı ne?

2004 yılı bu anlamı deşifre etmek için kilit bir önem taşıyor.

2004 Sarıkız ve Ayışığı günlerine işaret eder…

O zaman açıktır ki, bugün sürmekte olan Ergenekon davasının bu en önemli unsurlarına, Özden Örnek ve Mustafa Balbay günlükleriyle kesin kanıtları bilinen bir hedefe saldırıyor Edelman.

Bunu gündeme getiren merkez medyadan bir gazete…

Peki neden?

Şöyle de sorabiliriz: Ergenekon sürecinin örselenmesi kime yarar?

Vesayet sisteminin tüm aktörlerine yarar. Şüphe yok ki bunların başında Silahlı Kuvvetler'in karargâhı gelir.

Ergenekon sürecinin sulandırılması, bu sürecin bir AK Parti tezgâhı olduğu iddiasını güçlendirerek siyasi iktidarın yıpratılmasıyla paralel gider.

Bu kimin işine gelir?

Vesayet sisteminin başaktörü dışında, siyasi iktidarla bir kan davası olan merkez medyanın işine gelir.

Bir adım daha ileri gidelim. Bugün İran ilişkileri ve İsrail gerginliğinden sonra AK Parti iktidarının iş başından uzaklaştırılması için düğmeye basmaya hazır ABD merkezli Musevi lobilerin, ABD yönetimi içindeki yandaşlarının işine gelir…

Batı ve Türkiye'de sürdürülen Türkiye Doğu'ya kayıyor tartışmalarının asıl anlamı, daha doğrusu tahrik edilmesinin asıl nedeni de budur.

Son örnek: ABD'de Obama'yla görüşen Netanyahu, çok seyredilen bir televizyon programında ülkesinin Türkiye'yle yaşadığı krizi Türkiye'nin eksen değiştirmesine bağlıyor, krizin eksen kaymasının bir sonucu olduğunu söylüyordu.

Sadece son örnek değil, aynı zamanda son halka…

Türk siyasetini, siyaset etrafındaki tartışmaları anlamlandırmak için büyük bir ölçüde dikkat kesilmek gerekir.

Bu tablo ile PKK'nın saldırıları, şiddet ve terör ortamı ne kadar organik ilişki içindedir bilinmez, ama açık olan bir şey varsa üst üste oturma son derece anlamlıdır.

Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un Star TV’de yaptığı son konuşmayı, yapan, yaptıran, zemin hazırlayan ve söylenenlerle birlikte bu genel çerçeve ve ittifak sistemi içinde değerlendirmenin pek yanlış olacağını sanmıyoruz.

Önce tek cümleyle söyleyelim, Genelkurmay Başkanı'nın konuşması, uzun süredir geri planda kalmaya mecbur olmuş, kışlasına doğru hareket eden ve savunma politikaları izleyen bir karargâhın bulduğu fırsatla ileri hamle yapmasıdır.

Bu konuşmada Başbuğ ülkenin asli karar vericisi gibi davranmış, Kuzey Irak'a yönelik ültimatom veren bir dil kullanmış, Kürt sorununu PKK'ya indirgemiş, PKK'nın başarısını ise dış düşmanlar ile iç düşmanlar olarak tabir ettiği kesimlere bağlamıştır. Beteri, seçimle gelmiş Kürt kökenli milletvekillerini hain ilan etmiştir.

Bu, siyasete bir tür geri dönüş çabasını mümkün kılan ne yazık ki şiddet ortamı kadar Ergenekon sürecini ve AK Parti hükümetini dört bir koldan kuşatmaya çalışan ilginç bir ittifakın varlığıdır.

Başbuğ'da bir dava konusu olan bir belge hakkında, “12 Haziran 2009'da ne oldu? Bir gazetede, malum gazetede, bu irtica ile eylem planı çıktı. Orada da tabii ilginç bir nokta var. Bu planın gazeteye polis tarafından servis edildiği açık…” sözlerinin altını çizelim…

“Servis edildi ya da edilmedi, ortada bir darbe planı var Sayın Başbuğ” diyemiyor gazeteci ve Başbuğ'da Ergenekon ve benzeri süreçlere dil uzatmayı rahatça gerçekleştiriyor.

Bunlar böyle…

Ama şu da var:

Şişeden çıkan cini tekrar şişeye sokmak kimsenin harcı değil. Türkiye bir sivilleşme ve demokratikleşme sürecinin tam ortasında, kendi iç dinamikleriyle yol alan, dışarıdan gelecek bir iki salvoyla yerinden kolayca oynatılamayacak bir ülke…

Bu iklim yakında geride kalacaktır…

 

Anayasa Mahkemesi: Bir milat…

 

Anayasa Mahkemesi beklenmedik bir karar verdi. Referandum paketinde yapmaması gerekeni yapmakla, esasa girmekle birlikte, paketin özüne dokunmadı.

Bu kararın işlevi büyük olacaktır.

Bir kere kabul etmek gerekir ki bu kararla Anayasa Mahkemesi kendisini hukuki sınırlara çekmek istikametinde bir adım atmıştır. Bu Anayasa Mahkemesi'nin yargıdaki direncin HSYK'dan sonra en önemli taşıyıcısı olan bir yapının değişime adım adım uyum sağlamaya başladığını göstermektedir.

Malum, Anayasa Mahkemesi 2000'den bu yana tüm kritik kararlarında, örneğin başörtüsü, 367, tahkim, özelleştirme gibi kararlarında siyasi racon kesmiştir. Bunu yasalara aykırı biçimde yapmış ve düzenin denetlenemez son sesi olduğunu, kendisine dokunulduğu takdirde sonun karanlık olduğunu ima etmiştir.

Bugün değişim istikametinde kendi başına adım atması, en azından kestiği siyasi raconu son derece sınırlı tutması son derece önemlidir.

Referandum halk tarafından "evet" oyuyla karşılanırsa, devlet içindeki özerk askerî alan biraz daha küçülecek, temel hak ve özgürlükler biraz daha genişleyecek, yargının keyfî yapısı sorumlu bir bağımsızlık modeline çevrilecek ve ideolojik çerçeve yerine bir ölçüde hukuki çerçeve konulacaktır.

Bunlar tüm bir sistemin, yasama, yüksek yargı ve halkın onayıyla olacaktır.

12 Eylül rejiminin önemli ölçüde kırılmasına tanıklık yapacak Türkiye hiç şüphe yok ki, yeni dönemde, özellikle seçimlerden sonra demokrasisini daha olgunlaştırmak ve derinleştirmek fırsatını bulacaktır.

Şöyle bitirelim: Anayasa Mahkemesi'nin kararı, 12 Eylül'de yapılacak ve olumlu sonuç beklediğimiz referandumla birlikte, 2007-2011 geçiş döneminin son aşamasını oluşturacaktır…