|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Kara Kutu
  |  
Dosyalar
  |  
Ekonomi
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
Hayat Bilgisi
  |  
 
Büyülü Fener 05 Temmuz 2010, Pazartesi 0 0 0 0
M. Nedim Hazar
n.hazar@zaman.com.tr

Haftanın filmleri: Kanlar arasında oyuncak hikayesi!

Sinema salonlarımız maalesef yaza kötü bir başlangıç yapıyor. Eskiden ‘Yaz geldi, millet tatile çıktı, kim sinemaya gider?’ gibi bir algı vardı. Ancak değişen teknoloji ve konfor artık durumun böyle olmadığını gösteriyor. Rahat koltuklarda, serin salonlarda izleyici vakit geçirmekten zevk alıyor. Dağıtım firmaları belli ki bu yeni trendin çok fazla farkında olmadıkları için iddiasız yapımları bu dönemde vizyona koymayı tercih ediyorlar.

Bu nedenle Temmuz ayının ilk haftası ülkemiz sinema salonları açısından çok iç açıcı bir hafta değil maalesef. Haftanın en iddialı filmi, Holllywood’un büyük bir hararetle, bir film formatından çıkarıp yaşam formuna çevirmeye çabaladığı “Alacakaranlık’ serisinin sonuncusu olan ‘Tutulma’. Daha önce de defaatle belirttiğim gibi, bu tür filmlere masum bir sanat eseri olarak bakamıyorum maalesef. Bir tür ideolojik propaganda, en azından yozlaştırma hamlesi olarak görüyorum. Serinin ilk iki filmi için dediğim bu nedenle yine geçerli: “Alacakaranlık Efsanesi: Tutulma, karakterleri, içerdiği konu ve verdiği mesaj bağlamında gençlik için hiçbir şey vermediği gibi, sinema değeri olarak da bir kıymet-i harbiyeye sahip değil. Bu tür filmler belki internet gençliğinde ‘avatar’ tipolojisini değiştirip, çakma star üretebilir ama kalıcı hiçbir şey bırakamaz.

Konusunu kısaca özetlemek gerekirse: Bella Swan (Kristen Stewart), Seattle’ın gizemli ölümlerle çalkalanması ve kinci bir vampirin intikam almaya devam etmesiyle kendisini yine tehlikenin tam ortasında bulur. Tüm bunların ortasında bir de Edward Cullen (Robert Pattinson)’a olan aşkıyla arkadaşı Jacob Black (Taylor Lautner) arasında bir seçim yapmak durumundadır - tabii vereceği kararın vampirlerle kurt adamlar arasında asırlardır varolan kavgayı ateşleyebileceğinin farkındadır.- Mezuniyetinin giderek yaklaşmasıyla Bella hayatının en zor kararını vermeye de yaklaşmaktadır.

Tüm okul arkadaşları okullardan kabul mektupları alıp, mezuniyet duyurularını gönderirken, Bella da her zaman Edward’ın yanında olabileceği bir seçim yapmaya çalışmaktadır.  Fakat Edward’ın vereceği ödüne (onu vampire dönüştürecek kişi olmaya karar vermeden önce onunla evlenmek) ve bu seçimlerinin kendisine, ailesine ve arkadaşlarına karşı doğuracağı sonuçlara karşı da mücadele etmektedir.

Aynı esnada... Bir savaş da baş göstermektedir. Açıklanamaz bir güç, Cullen Ailesi’ni gizemli yeteneklerinin kör noktaları üzerine giderek bir güce dönüştürür - vampir haline yeni getirilen; doğaüstü yaşamlarının ilk birkaç ayında güç seviyeleri, kontrol edilemez kan arzuları en üst seviyede olan vampirlere dönüşmüşlerdir.- Bunlar Bella’nın ölümsüzlüğe geçerken, tek amacı intikam olan Victoria (Bryce Dallas Howard)’dan mı yoksa güç simgesi Volturi’den mi kaynaklanmıştır, belli değildir.

Tekrar edeyim; vampir mevzuu bana ancak Nejat Uygur skeçlerinde cazip geliyor.

 

Her oyuncağın bir hikâyesi olur!

 

Yine bir devam filmi olan Oyuncak Hikayesi 3, sinemaseverleri Woody, Buzz ve oyuncak karakterlerden oluşan sevimli çetenin dünyasına davet ediyor. Önce kısaca hikâyeyi anlatalım, ardından birtakım notları iletelim:  Woody ve Buzz, sahipleri Andy’nin günün birinde büyüyeceğini kabullenmiş durumdadır. Peki, o gün gelip çattığında ne yapacaklardır? Serinin üçüncü bölümünde Andy, üniversiteye gitmeye hazırlanmaktadır, sadık oyuncakları ise belirsiz gelecekleri yüzünden endişe içindedir. “Oyuncak Hikayesi 2” ve “Kayıp Balık Nemo”nun ortak yönetmeni Lee Unkrich seyircilerin sabırsızlıkla beklediği bu filmin yönetmenliğini yapıyor. “Küçük Gün Işığım”ın Oscar ödüllü senaristi Michael Arndt ise bu filme eşsiz yeteneğini ve komedi anlayışını katıyor.

Yönetmen Lee Unkrich 1994 yılında, “Oyuncak Hikayesi”nde kurgucu olarak Pixar Animation Studios’da işe başladı ve “Bir Böceğin Yaşamı” filminde kurgu şefi olarak görev yaptı. 1999’da, Altın Küre kazanan “Oyuncak Hikayesi 2-Toy Story 2”nin ortak yönetmeni olarak yönetmenliğe adım attı. “Sevimli Canavarlar”ın da ortak yönetmenliğini yapan Unkrich, Oscar kazanan “Kayıp Balık Nemo”nun kurgu şefliğini de üstlendi.

“Oyuncak Hikayesi” 22 Kasım 1995’te vizyona girdi ve tamamı bilgisayarla yapılan ilk sinema filmiydi. Film, üç Oscar ve iki Altın Küre ödülüne aday gösterildi. “Oyuncak Hikayesi 2” bir Oscar ve iki Altın Küre ödülüne aday gösterildi ve En İyi Komedi Müzikal dalında Altın Küre kazandı. “Oyuncak Hikayesi 2” aynı zamanda En İyi Film Şarkısı dalında Grammy de kazandı (Randy Newman, “When She Loved Me”).

İlk filmin yönetmeni John Lasseter, Pixar’ın “Oyuncak Hikayesi” ekibine yaptığı liderlik sayesinde, bilgisayarda hazırlanan ilk çizgi sinema filmiyle Akademi tarafından Özel Başarı Oscarı’yla ödüllendirildi.

Serinin ikincisi olan, “Oyuncak Hikayesi 2” tamamı dijital olarak hazırlanan, basılan ve gösterilen ilk filmdir. Ayrıca ilk filmden daha iyi bir gişe hasılatı elde eden ilk animasyon filmidir. Film ABD, İngiltere ve Japonya’da gişe rekorları kırdı ve 1999’da ABD’de 245 milyon dolar, dünya çapında 485 milyon dolar gişe hasılatıyla yılın en iyi gişe filmi oldu.

 

Ziller kimin için çalıyor?

 

Lise hayatı zordur, öğrenciler vahşidir. Birbirlerini ezmek, aşağılamak için ellerinden geleni yaparlar. Hele de üniversite sınavı zamanı hayatın en zorlu yıllarıdır. Kore yapımı bir film olan Gosa: Piui Junggangosa-Ölüm Zili, koleje hazırlanan bir grup liseli gencin ölümle mücadelesini konu alıyor.

Gosa, kolejlere girmek için her Koreli öğrencinin vermesi gereken bir sınavdır. Okulun en başarılı yirmi öğrencisi seçilerek özel bir sınıfta toplanır ve özel bir kampa alınarak sınav için çalıştırılmak istenir. Öğrencilerine arkadaş gibi yaklaşan Hwang Chan-Wook ve İngilizce öğretmenleri Choi So-Yeong’un gözetiminde toplanan öğrenciler, derse bir arkadaşlarından eksik olarak başlarlar. Ders video gösterimi ile başlamışken aniden görüntü gider ve sırası boş duran arkadaşları hızla su dolan bir akvaryum içinde ekrana gelir. O sırada bir ses, öğrencilere akvaryuma çizilmiş olan sorunun zamanında çözülmediği takdirde arkadaşlarının öleceğini söyler. Kimse dışarı çıkmamalıdır.

Öğretmenlerinin ve okulun bekçisinin yardımları ile kaçmak için bir yol arayan öğrenciler kısa zamanda soruları çözmekten başka çareleri olmadığını anlayacak ve teker teker katilin eline düşeceklerdir. Her yeni soru, çamaşır makinesine atılan, eriyen mumların altında can veren arkadaşlarına yardım etmek için kendilerine bir ipucu vermektedir. Ancak soruların cevapları, öğrencileri geçen yıl okulda öldürülen başarılı bir kız öğrencinin katiline götürecektir.

Film, artık korku sinemasında unutulmaz bir üstünlüğe sahip Uzakdoğu’dan ürpertici bir örnek. Özellikle eğitimci açısından bakıldığında alınacak epey ibretli dersler olduğu da kesin. Ancak bu kadar kan arasında ders alınır mı, orasından emin değilim!

 

Bedenine tapınma, Azrail’in olur!

 

Yine bir Uzakdoğu korku filmi. Ancak bu kez eleğin alt kısmında kalanlardan. Mevzu, aslında çok iyi bir film çıkarmaya müsait, fakat Güney Koreli yönetmen maalesef ıskalamış: Eugene, rakibiyle aynı güzellikte olmak için yedi günlük gizli bir yoga eğitimine katılır... Dört sınıf arkadaşıyla beraber nefislerini köreltecek bu eğitimi, enteresan bir eğitimciden alırlar. Eğitmen onlara bu eğitimin katı kuralları olduğunu ve bir hafta içerisinde bu kuralları kırarlarsa sonuçlarının büyük olacağını söyler.

Kurallar arasında, yoga merkezi dışında kimseyle iletişime geçmemek, izin verilen yiyecekler dışında bir şey yememek, banyo yapmamak ve ne olursa olsun aynaya bakmamak gibi kurallar vardır. Kısa zamanda, gördükleri korkutucu görüntüler karşısında eğitmenin bu uyarılarının ciddiyetini ve güzelliğe giden yolun ağır sonuçları olabileceğini anlarlar. Ve içlerinden yalnızca biri nihai güzelliğe kavuşabilecektir...

Bedenini tanrısallaştıran günümüz insanları -özellikle genç bayan ve bayları- için bir dolu ibretle karşılaştığımız film, ne yazık ki korku film teknolojisinin abartılı efekt ve gürültüsü arasında kaybolup gidiyor. İkide bir korkudan koltukta zıplamaktan filmi tam olarak algılayamıyorsunuz!