İrlandalı yönetmen Neil Jordan sıradan bir Hollywood projesinde kurguladığı bir hikâyeyi, West Cork’daki evine dönünce daha da derinleştirir. Modern bir masaldır bu ve bir balıkçının hikâyesidir. Mutsuz bir evlilik ve içine düştüğü alkol bataklığından yeni kurtulmuş genç balıkçının ağlarına bir gün bir kadın takılır. Bu gizemli kadın sırrını içinde taşır taşımasına ama masallarla içli dışlı olan balıkçının hasta küçük kızı için manzara bambaşkadır. Küçük hasta kıza göre denizden gelen kadın büyülü birtakım güçlere sahiptir ve esasen kürkünü yitirmiş bir fok balığıdır. Sahip olduğu güçler ile insanların dileklerini yerine getirebilirler ama yeryüzünde kalıcı olarak bulunamazlar. Küçük kızın uydurduğu bütün hikâyeler hiç beklenmedik biçimde teker teker gerçeğe dönüşür. Bütün bunlar genç balıkçı ve gizemli kadının arasında imkânsız ama bir o kadar da romantik bir aşkı doğurur. İnsanoğlu hayatını bir masala çevirmek konusunda çok ısrarcıdır her nedense... Belki de gerçekler kabul edilemeyecek kadar zordur... Böyle olmasını isteriz, masal olsa daha kolaydır her şey, ya da böylesi işimize gelir... Belki de masaldır kim bilir?
Bu kadar düz ve yüzeysel olmasa da Shyamalan’ın Sudaki Kız ve Darabont’un Yeşil Yolu arasında bir yerde duran Ondine, masallar hakkındaki bir gerçeği perdeden fısıldıyor sanki: Gerçek olmayabilir ama yalan da değildir!
Her ne kadar bizim gibi sıcak bölge insanları için mebzul miktarda itici ve kasvetli gelse de, fondaki soğuk deniz ve karanlık gökyüzü atmosferine film boyunca rikkatli bir müzik eşlik ediyor. Jordan hikâye anlatmaktaki ustalığını geçmiş aksiyon filmlerindeki yüzeyselliğinden koparak gösterse de, Ondine entelektüel derinlik açısından biraz bahtsız bir film. Kim bilir, belki de yazan ve yöneten Neil Jordan bilinçli olarak böylesi bir düzey tercihi yapmıştır. Masal gibi, kolay tüketilen!
Başrolde Colin Farrell’ın abartısız oyununa denizkızı Alicja Bachleda da uyum gösteriyor. Ama bana sorarsanız filmde esas gösteriyi, henüz ilk filmi olmasına rağmen, küçük oyuncu Alison Barry yapıyor. Yer yer melodram kalıplarına kaçan filmde minik oyuncunun rol gücü hislere tavan yaptırıyor. Lakin, sakın ola ki bunu ‘Seni çok sevdim teyze, sana anne diyebilir miyim?’ modunda algılamayalım!
Meselenin özüne bakacak olursak Ondine, hayata ve hayallere dair çok sağlam hammadde içeren bir film. Gelin görün ki, ‘piyasa’ endişesi enfes bir hikâyeyi -maalesef- hadım etmiş. Yoksa minik kızın vizörüyle bakıldığında hayat hakikaten kocaman bir masal. Ve gerçeklik ise günlük tüketilen ‘yavan’ bir şey. Ve birinin mutluluğu bazen başkasının mutsuzluğuna, iyilik bazen başka bir kötülüğün gerçekleşmesine bağlı olabiliyor. 7 yıl yeryüzünde yaşamanın bedeli olan 7 damla gözyaşı ise bana -Allah selamet versin- büyük usta Neşet Ertaş’ı hatırlattı: Ah yalan dünyada!
Bütün bunları alt alta topladığımızda şaşırtıcı bir film olarak karşımıza çıkıyor Ondine…
Ondine
Yönetmen: Neil Jordan Oyuncular: Colin Farrell, Stephen Rea, Alicja Bachleda, Tony Curran, Dervla Kirwan
Tür: Dram, Fantastik
Süre: 111 dakika
2009, İrlanda, ABD
OFF KARADENİZ: Of ki ne of!
Melek yeni hâkim çıkmış İzmirli bir genç kız. Ama bir sorunu var: Laz genci Yunus’a âşık. Aile, kızlarını Yunus’tan kurtarmaya çalışırken kendilerini Karadeniz’de bulur; çünkü Melek ilk görevi için Of’a atanmıştır. Filmin tanıtım bülteni her ne kadar “Sizleri güneşli Ege sahillerinden Karadeniz’in serin yaylalarına, yemyeşil çay bahçelerine, derelerine, ormanlarına taşıyacak sımsıcak bir komedi” dese de durum birazcık farklı. Hani, insan yerli filmlere olabildiğince iyi niyetle yaklaşmak ve umut kıran yorumlar yapmak istemiyor ama böylesi klişe bir öykü ve kötü oyunculuk/yönetim ile Off Karadeniz’in gösterim şansı bulmasını takdir ediyoruz. Şüphesiz büyük beklentiler ve iyi niyetle çekilmiş olan film ne yazık ki perdede çok çiğ duruyor. Sanırım drama alanında teori ile pratiğin, niyet ile neticenin arasındaki makasın nasıl açılabileceğini göstermesi açısından akademilerde ders olarak okutabilecek bir çalışma Off Karadeniz. Ve en azından istatistiklere bir katkısı olan bir film, diyoruz.
GEZEGEN 51: Karne hediyesi
Jorge Blanco’nun yönettiği ve Dwayne Johnson, Jessica Biel, Justin Long, Seann William Scott’un seslendirdiği animasyon film Gezegen 51 (Planet 51), güzel bir zamanlama ile vizyona giriyor.
16 yaşındaki Lem, Gezegen 51’de, beyaz çitlerle çevrili bir yerde yaşamaktadır. Korunaklı ve tahmin edilebilir, tekdüze hayatında mutludur. Günlerini o bölgedeki Gökevi’ni yönetme ve hoşlandığı komşusu Neera’ye kavuşma hayalleriyle geçirmektedir. Bir gün, hiç de hesapta yokken, milyonlarca mil uzaklıktan gelen astronot Kaptan Chuck, uzay gemisini Neera’nın bahçesine indirir, hem de tam aile pikniğinin ortasına. Sonra gemisinden iner ve zafer kazanmışçasına bayrağını diker bahçenin orta yerine. Arkasını dönüp bu yeni gezegeni inceleyecekken Gezegen 51’in yeşil derili sakinlerinin şaşkınlıkla kendisine baktığını görür. Lem ve Chuck tanışır ve sonunda ortak korkularını yenerek bir dostluk kurarlar. Ancak her şey gülpembe değildir…