|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Kara Kutu
  |  
Dosyalar
  |  
Ekonomi
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
Hayat Bilgisi
  |  
 
Kırılma Noktası 21 Haziran 2010, Pazartesi 0 0 0 0
Ali Bayramoğlu
a.bayramoglu@aksiyon.com.tr

Yeni Türk dış politikasının üç temel taşı…

Türkiye, edilgen bir ülke olmaktan çıkıp dünyanın ve bölgenin yeni konjonktüründe kendi çıkarları etrafında esnek ve cesur siyasi kararlar alabilen bir ülke hâline dönüştü. Bunları mümkün kılan aslında Türk dış politikasında “üç unsur”un yapısal olarak öne geçmesidir.

Türkiye yol alıyor.

Bunu içeride yıllardır söylüyoruz, bunun kavgasını veriyoruz.

2000’lerin ilk 10 yılı arkada kaldıktan sonra, geriye bakarak değişimi görmek daha kolay. Nitekim Batı’da, hangi gazete, hangi siyaset, hangi eğilimden gelirse gelsin, Türkiye’yle ilgili tespitlerin kimi, temel ortak paydalar üzerine oturur hâle geldi…

Sıralayalım:

1- Patlamaya aday, büyümekte olan, kendi içinden güçlü bir altyapı üreten ekonomi,

2- Bu iki istikrar sahasının öne çıkardığı sivilleşme ve demokratikleşme üzerine oturan bir düzen tesisi,

3- Başta yaşadığı bölge olmak üzere uluslararası arenada güçlenen, edilgen olmaktan çıkan ve barışçıl yeni bir güç imajı veren bir ülke…

Son iki gelişme, “Mavi Marmara sonrası Türk dış politikasındaki baskın dil” ile “BM’de İran’a karşı yaptırım oylamasında Türkiye’nin aldığı tavır”, yukarıdaki özelliklerin daha çok vurgulanmasına neden oldu, oluyor…

Şunun altını bir kez daha ve kuvvetle çizelim:

Türkiye, edilgen bir ülke olmaktan çıkıp dünyanın ve bölgenin yeni konjonktüründe kendi çıkarları etrafında esnek ve cesur siyasi kararlar alabilen bir ülke hâline dönüştü.

Bu nasıl oldu?

Bunları mümkün kılan aslında Türk dış politikasında “üç unsur”un yapısal olarak öne geçmesidir.

İlk unsur şudur:

Türkiye’de ilk kez (DP parantezi dışında) dış politika tercihleri ve yapımında siyasi aktör, devlet aktörünün; siyasetçi, sivil ve askerî bürokratların önüne geçmiştir. Annan Planı döneminde kimi zorluklarla, hatta darbe girişimleriyle başlayan bu süreç, bugün Ahmet Davutoğlu’nun çerçevesini belirlediği aktif politikayla doruk noktaya ulaşmıştır. Değil asker, Dışişleri mensupları bile zaman zaman siyasetçinin izlediği yeni yola ve bakışa uyum sağlamakta güçlük çekerek geride kalmaktadır.   

Bu durum, moda tabirle, bir devrimdir.

Zira devlet yönetimi açısından yerleşik hiyerarşiyi altüst etmekte, asli siyasi kararları kimin aldığı sorusuna verilen geleneksel yanıtları değiştirmekte ve askerî-sivil bürokrasiyi çizilen rotayı izlemek, bu rotaya uyum sağlamak durumunda bırakmaktadır.

Sivilleşme sürecinin en önemli aşamalarından, hatta taşıyıcılarından biri bu gelişmedir.

Kabul etmek gerekir ki bu durum iki aynı gelişmenin üst üste oturmasından kaynaklanmıştır: AB başta olmak üzere soluduğumuz uluslararası iklim ve bu iklimin getirdiği meşruiyet ile iç dinamikleri arkasına alan iktidardaki yeni elitin mücadele gücü ve kararlılığı...

İkinci unsura gelince…

Bu unsur, önemli ölçüde sivilleşme ve devlet-siyaset hiyerarşisinin değişmesine bağlı olarak karşımıza çıkmıştır ve şöyle tarif edilmelidir: Türk siyasetinin statik duruştan, dinamik ve değişkenliği önemseyen bir tutuma geçmesi…

Yeni tutumun temelini siyasi esneklik oluşturmaktadır.

Türkiye, geçtiğimiz 10 yılda siyasi kararlarda “esneklik” meselesini keşfetmiş ve geliştirmiştir. Pragmatizm ötesi bir duruma işaret eder esneklik. Hızlı karar almayı, yeni koşullara uyum sağlayacak politik hamle ve tavır değişiklikleri yapmayı, en önemlisi millî çıkar tanımındaki sabitlerin yerini dinamik bir millî çıkar tanımının almasını ifade eder.

Türkiye’nin Kıbrıs politikası, daha önemlisi Irak politikası, Irak’taki özerk Kürt oluşumuna bakıştaki değişiklik bu açıdan son derece önemli bir göstergedir.

Türkiye bir dönem savaş nedeni saydığı kimi durumları bugün yeni politikasının köşe başı hâline getirmiş, bu konuda millî çıkarlarını yeniden tanımlayabilmiş ya da kaçınılmaz yeni hâllere uyum sağlayarak hamle üstünlüğü sağlayabilmiştir.

Esneklik ve hamle üstünlüğü, Türkiye’yi iddialı politika uygulayan, önemli ve etkili devletler arasına girmeye aday bir ülke hâline getirmiştir.

Nitekim “esneklik” üzerinden Türkiye, kendi imkânlarıyla hedefleri arasında bir denge kurma ve bu dengeden dış politika araçları üretmeye de yönelmiştir. Kendi bölgesinde, Kafkasya, Balkanlar ve Ortadoğu’da Türkiye’nin oynadığı aktif siyasi rol ve izlediği politika, bu nedenle istikrarı hedeflemektedir. Bu nedenle “demokrasi ve siyaset”, şiddet-çatışma ve otoriter eğilimler karşısında bir erdem olmak kadar bir enstrüman olma yolunu tutmuştur.

Üçüncü unsur, son dönem Türk dış politikasının Cumhuriyet siyasi geleneğinin temel tabularından birini devre dışı bırakmasıdır.

Bu tabu, Ortadoğu ve Arap dünyasıyla arasına sıkı çizgiler çeken, sınırlar koyan bir Batılılaşma bakışı ya da nevi şahsına münhasır Batılı politika tutumudur. Tüm Ortadoğu aktörleriyle eşit ve steril bir mesafede durmak üzerine kuruludur.

Bu tabu, bir dönemin resmî devlet ideolojisinin, Kemalizmin yapı taşlarından birisi olarak karşımıza çıkar. Arabi olandan uzaklaşma, laiklik politikaları kadar, yaşam biçimi siyasasını ve dış politikayı belirlemiş bir husustur.

Türkiye’nin, Cezayir’in bağımsızlığına karşı Fransa’yla birlikte oy atan iki ülkeden biri olduğunu unutmamak gerekir.

Bugün Türkiye’nin yeni siyasi elitleriyle bu sınırları aşması, bu tabuyu yıkması, yeni dış politikanın kaçınılmazlarından biri olduğu kadar, yaşadığı değişimin de taşıyıcılarından biri olmaya adaydır. Zira bu durum, yeni sorumluluklar üreterek ülkenin tüm kurumlarıyla kendisini gözden geçirmesine giden bir kapı açmaktadır. 

Velhasıl bu değişimler, Türk tarihinin kritik anlarından birinin yaşanmakta olduğuna işaret etmektedir. Türkiye, bir durumdan başka bir duruma geçmektedir.

Bu durum, kimileri için rahatsız edicidir.

Çünkü denklerin değişmesine ya da yenilenmesine yol açmaktadır. Nitekim gerek ülke içinde gerek ülke dışında, Türkiye’nin ilerlediği hattın radikal bir biçimde eleştirilmesine, eleştirilerin siyasi hedefler gütmesine sık tanık oluyoruz.

Yaşanan gelişmeler, Kemalist dengelere politik, zihnî ve psikolojik açıdan bağlı kesimler için bir endişe kaynağıdır.

Türkiye’nin değişen rolü ve konumu, kimi kesimler ve ülkeler için sorun kaynağıdır.

Ancak önemli olan politikalar ve ittifakların dinamik nitelik taşımasıdır. İçerisi de dışarısı da yeni duruma uyum sağlayacaktır.

Endişe ve itirazlar ise Türkiye’nin yeni politikaları için birer iç denetim işlevi görecektir.

Ancak kabul etmek gerekir ki bu tür yürüyüşler uzun yürüyüşlerdir.

Ve uzun yürüyüşlerde tökezlemeden, yorulmadan, zorlanmadan yol almak mümkün olmaz.

Önemli olan aynı hatta, aynı kararlılıkla yürüyebilmek ve yol aldıkça engellerin, zorlukların arkada kaldığını görmektir.

Bugün kimi sıkıntılar var.

İsrail gibi “deli bir devlet” ile karşı karşıya gelme riski var…

Arap dünyasının alkışlarıyla Türkiye’nin kendisinden geçme riski var…

Çözemediğimiz ve gittikçe sertleştiğimiz bir Kürt sorunu var…

Bu sıkıntıları bilmek ve aşma iradesi göstermek, yeni politikalar geliştirmek temel hedef olmalıdır.

Yolumuz açık…