|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Dosyalar
  |  
Kara Kutu
  |  
Ekonomi
  |  
Spor
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
 
 YAZARLAR

M. Nedim Hazar [email protected]
Pahalı ve zararlı oyuncaklar!
Sayı: 1030 / Tarih : 10-08-2009
Tükete tükete neredeyse konu bırakmayan sinema, oyuncak hikâyesine de el attı. Hem de ciddi bütçe ve oyuncular ile; G.I Joe: Kobra’nın Yükselişi...

Aksiyon Etkileşim Kutusu
Bookmark & Paylaş
Video Foto Ses
Yazdır Arkadaşıma Gönder
Yorum yazın
Yorumları Oku

Artık bilinen bir gerçeklik; Çin malı oyuncaklar çocuklar için zararlı. Elbette malzemenin kalitesizliği, kanserojen filan oluşundan dolayı söylüyor bunu uzmanlar. Dolayısıyla bugünün alengirli, şatafatlı oyuncaklarına karşı, eski tip bez ve tahta oyuncakların tercih edilmesinin en sağlıklı seçim olacağını belirtiyorlar.

Çocuk pedagojisini bir uzman kadar bilmem, ancak bir ebeveyn olarak çocuğumun nelerden olumlu, nelerden olumsuz etkilendiği konusunda epey deneyim sahibi olduğumu söyleyebilirim. Yıllar önce gazetenin televizyon sayfasının sorumlusuyken ekranda yayınlanan bir çocuk yarışmasını eleştirmiştim. Çocuklara resmen büyük taklidi yapıp, yarış atı gibi sıkıştırıyorlar ve kendilerince seçtikleri bir birinciyi medyanın önüne atıyorlardı. Kimsenin dereceye giremeyen çocukların psikolojisini umursadığı yoktu. Derken bir sabah telefon çaldı ve beni şaşırttı. Arayan rahmetli Barış Manço idi… Kendisi çocuklarla ilgili bir program yaptığı için bu konuda uzman sayılabileceğini mütevazı bir ironiyle söyledikten sonra ekledi; çocukları kendimize benzetmekten vazgeçelim ve hatta bundan kaçınalım. Çocuklara büyüklerin küçültülmüş elbiselerini giydirip onlar gibi makyaj yaparak, altından kalkamayacakları bir psikolojik gerilimin altına sürmek son derece tehlikeli bir şeydir.

Daha sonraki bir görüşmemizde, yaptığı programda ödül olarak niye ‘çöp poşeti’ verdiğini sorduğumda aynen şunu söyledi: ‘Çöp poşeti ıvır zıvır oyuncaklardan çok daha yararlı ve bilinçlendirici bir armağan. Hem zararsız, hem de eğitici bence…’

Dediğim gibi işin bilimsel yönünü çok bilmiyorum ama geleneğin bir tür ‘bilgi birikimi’ olduğuna inandığım için özellikle oyuncak gibi hassas bir konuda geleneğe kulak vermenin bilimden daha önemli olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle, daha doğduğu andan itibaren yeryüzündeki her şeyi bir oyuncak olarak gören bebelerin, oyuncak endüstrisinin kucağına düştükten sonra gelişimlerinde kırılma yaşadıklarını düşünüyorum. Ve bence oyuncak sektörü en az silah sektörü kadar önemli ve tehlikeli bir sektör. En az silah endüstrisi kadar tehlikeli ve önemli olan sinema sektörünün oyuncak âlemi ile işbirliği yapması da yeni değil. Ancak önümüzdeki bu son işbirliği örneği önemli birtakım veriler barındırıyor.

 Yaşı küçük olanlar, çok fazla seçenekleri olduğundan belki hatırlamayabilir ama özellikle şehirli çocukların 60’lı yıllardan beri oynadığı favori oyuncaklardandı G.I. Joe oyuncakları. Hatırlarsınız; ilkokulda ‘Küçük asker-Küçük Ayşe’ şarkıları söyletilirdi bize (yaşı 40’ı bulanlar için söylüyorum). Ayşe bebeğine bakar, Asker süngüsünü takardı. G.I. Joe da bunun Batılı versiyonuydu. Ve elbette katıksız bir kahramandı, -hangi milleti koruduğu gizlenirdi ama - gerçek bir vatanseverdi. Tüm kötülere karşı amansız mücadele verir ve mutlak galibiyet ile maçı alırdı!

Sonra oyuncak sektörü çizgi film sektörü ile işbirliğine girişip bu hastalığı daha da yaygınlaştırdı. TV ekranlarında (ülkemizde elbette devlet kanalıyla) bir salgına döndü bu hastalık. Bir ara o kadar zıvanadan çıktı ki 500’den fazla figürü (kahramanı), 50’ye yakın aracı filan buldu. Tabii hepsi para, hepsi masraf demekti. Babalar maaşların bir kısmını bu oyuncak kahramanlara yatırdılar çocukları mutlu etmek için. Zira televizyon söylüyor, duygular gıdıklanıyor, çocuk da istiyordu! Allah var, dönemin sair oyuncaklarına göre çok daha sağlam ve kaliteliydiler.

Şimdi ise doğal olarak tükete tükete neredeyse konu bırakmayan sinema elbette bu oyuncak hikâyesine de el attı. Hem de ciddi bütçe ve oyuncular ile G.I. Joe’nun filmini piyasaya sürdü. Yönetmenini tanıyorsunuz, Mumya serisinin dahisi; Stephen Sommers… Oyuncular da hiç fena değil; Adewale Akinnuoye, Christopher Eccleston, Joseph Gordon, Sienna Miller… Özellikle Eccleston’un oyunculuk gösterisi güzel…

Hikâye tematik açıdan beylik aslında: G. I. JOE ekibi, bu kez Mısır’ın uçsuz bucaksız çöllerinden, kutup buzullarının altındaki sulara uzanan büyük bir maceraya atılıyor. Ekibin hedefi ise, yozlaşmış silah satıcısı Destro ile gizemli Cobra örgütünün dünyayı kaosa sürüklemesine engel olmak. Bu macerada ekibin en büyük silahı ise dünyanın en gelişmiş casusluk ve askerî ekipmanları…

Bu tür klişe filmlerin kahraman karakterleri hep bellidir: Sert ve kötü komutanlar, iyi ve kötülüğü film boyunca çatışma hâlinde ilerleyen cins-i latifler, saflar, zekiler ve tabii ki mutlak galibiyet ile bizi mutlu edecek gerçek kahramanlar!

Bir itirafta bulunayım; çocukluğuma dair –kötü de olsa- bir şeye denk geldiğimde genelde ilgi gösterir ve kayıtsız kalmam. Ne de olsa geçmiş geçmiştir ve nostalji hiç de fena olmaz filan, diye düşünürüm. Ancak bu tür filmler geçmişe dönük hayal kırıklığı oluşturmakla kalmıyor, insanı ciddi anlamda kötü de hissettiriyor. Çocuk filandık ama ciddi anlamda ‘aptal mıydık da?’ sorusunu akla oturtuyor. Hadi çizgi film bir şekilde yutuluyordu da, aynı sakızı sinema formunda çiğnemeye kalkışmak ağızda kekremsi ötesi bir tat bırakıyor açıkçası.

Size açık ve net bir şey söyleyeyim; bu tür ıvır zıvır ile çocuğunuzun zihnini bulaşık sepetine çevirmek yerine götürüp bir palyaço izletin, hem daha yararlı bir şey yapmış olursunuz hem de çocuğunuz daha çok eğlenecektir, inanın… 

 

G.I.Joe: Kobra'nın Yükselişi: G.I. Joe: The Rise of Cobra

Yönetmen: Stephen Sommers

Oyuncular: Dennis Quaid,  Channing Tatum,

Marlon Wayans,

Sienna Miller

Tür : Aksiyon / Macera Süre: 135 dakika

10.08.2009