|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Dosyalar
  |  
Kara Kutu
  |  
Ekonomi
  |  
Spor
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
 
 YAZARLAR

Şikemperver
Sayı: 1033 / Tarih : 17-02-1996
Bu köşede, bir yılı aşkın bir süredir değerli kültür, sanat ve bilim adamlarını mümkün mertebe bilinmeyen yönleriyle anlatmaya çalışıyorum.

Aksiyon Etkileşim Kutusu
Bookmark & Paylaş
Video Foto Ses
Yazdır Arkadaşıma Gönder
Yorum yazın
Yorumları Oku
Geçenlerde bütün yazdıklarımıgözden geçirdim ve hayretle gördüm ki ne yiyip ne içtiklerinden hiç söz etmemişim. Tuhaf değil mi?

Çocukluğumda ve ilk gençliğimde hayran olduğum şair ve yazarları asla yemek yerken düşünemezdim. Onlar sanki insanüstü yaratıklardı, yemezler, içmezler, tuvale te gitmezlerdi. Mesela Yahya Kemal'in kelimenin tam manasıyla obur olduğunu, hatta yemek yerken adamakıllı hoyratlaştığını öğrendiğim zaman yaşadığım hayal kırıklığını anlatarnam. Aradan yıllar geçti, önceleri uzaktan tanıdığım ve hayran olduğum birçok şairle, yazarla, ressamla vb. tanıştım, dost oldum, zaman zaman aynı sofrayı paylaştım. İşte onlar da benim gibi yemek yiyorlardı ve bu çok tabii bir şeydi. Kimi hoyratça, kimi sofra adabı adına ne varsa, hepsini inceden inceye tatbik ederek.. Kimi sadece biyolojik hayatını idame etti re bilrnek için, kimi tadını çıkara çıkara... Kimi gourmand, kimi gourmet..

Galiba kadim geleneğin adeta genlerimize nüfuz eden hayat felsefesi, din ve tasavvuf büyükleriyle bilim, sanat ve kültür adamlarını yemek yerken düşünmemizi engelliyor. Bütün dinler ve mistik doktrinler, az yemeyi, perhizi tavsiye etmişlerdir. Acıkmadan sofraya oturmamak ve tam doymadan kalkmak, peygamberimizin sağlıkla ilgili en önemli tavsiyelerinden biridir. Tasavvufi eserlerin kanaatle ilgili bölümlerinde az yemekle ilgili hikayeler anlatılır, öğütler verilir. Mesela Şirazlı Şeyh Sa'di'nin Bostan ve GüZistan'ında bu konuda hoş hikayeler vardır ve bu hikayelerin özü şu beyitlerdedir: "Ne ağzından taşasıya çok, ne de zayıflıktan ölesiye az ye! İnsansan eğer, oburluk etme. Köpek bu yüzden çok hakaret çeker!"

Mevlana'ya sorarsanız, çok yemek fikir coşkunluğunu önler. Birgün düşüncelerini anlatmakta zorlanınca "Dün biraz bir şey yemiştim, onun için ZayıkıyZa anlatamıyorum" deyivermi~ Ancak onun da bir insan olduğu, acıl ğı, bazan bir ay hiç yemek yemese! sonunda açlığını gidermek zorunda' dığı muhakkaktır. Sadece Mevle\~ değil, Türk mutfağı üzerine yaptl~ raştırmalarla da tanınan şair Feyzil Halıcı, Mevlana'nın midesini iskandil ederek sevdiği yiyecek ve içecekleri tesbit etmiştir. Mesela ıspanak. Mesnev i 'de, şikayet edip duran, ancak kocasıöfkelenince söylediklerinden pişman olan kadına dair hikayedeki şu beyit, Mevlana'nın ıspanağı sevdiğine işaret sayılabilir: "Senin ıspanağınım, ister ekşili pişir beni, ister tatlılı. "

Helva ve şerbet de Mevlana'nın en sevdiği yiyecek ve içecekler arasındadır. Özellilde helva M esnevi 'de gerek asıl manasında, gerekse mecaz olarak sık sık zikredilir. Bu büyük sufinin helva sevgisiyle ilgili olarak hoş bir fıkra da anlatılmaktadır: Rivayete göre, Mevlana, Şirazlı Şeyh Sa'di'nin okuyup fikrini söylemesi için kendisine verdiği Gülistan'ı iade ederken "Binemek" (tuzsuz) der. Bu şakasının .ıırı son derece üzdüğünü görünce gülerek "Helvaest" diye ilave eder. Helva zaten tuzsuz değil midir?

Okuyucularıma belki tuhaf gelecek ama, Mevlana sarmısağı da çok sever, iftarda çiğ sarmısak taneleri yermiş.

Merhum İbnülemin Mahmud Kemal İnal, onun bu tarafını biliyor muydu acaba? Biliyo idiyse, herhalde, içinde bir yerde, çok sevdiğinden hiç şüphe etmediğim Hazreti Rumi'ye karşı belli belirsiz bir kırgınlık taşıdığı düşünülebilir. Zira üstad, kokularından dolayı soğan ve sarmısaktan nefret eder, mutfağına asla sokmazmış. Amansız peynir düşmanlığıyla da tanınan İbnülemin'in meyvelerden armuda bayıldığını biliyoruz. Emin Paşa konağında beraber büyüdüIderi Mehmet Akif de armut düşkünlerindendir. Bir çay tiryakisi olan Akif merhumun yoğurdu çok sevdiğini, yakın dostlarından Hafız Asım Şakir anlatmıştı. Bir ara Akaretler'de yeni dostlar edinen ve sık sık yaptıkları sohbet toplantılarına Akifi de götürmek isteyen Asım, tanımadığı insanlarla birarada bulunmaktan hiç hazzetmeyen şairi birgün şu sözlerle kandırmış: "Üstadım, ne yoğurt, ne yoğurt! Hele o meyveler, hele o adamlar!"

Başta İbnülemin ve Akirin çok sevdikleri armut olmak üzere, bütün meyvelerden nefret eden Abdülhak Şinasi, başka bir fenomendir. Bir temizlik hastası olarak her çeşit mikrobun insanlara meyvelerden geçtiğine inanan ve yemeğe davet edildiği zaman masada meyve bulunmamasını şart koşan Fahim Bey ve Biz yazarı, manavların önünden geçmek zorunda kaldığı zaman, meyve sebze sergilerini görmemek için başını başka tarafa çevirirmiş. Halbuki Refik Halit Karay'a göre, "manav ve sebzevatçı dükkanıarı tabiatın en hayrete şayan güzelliklerini içine toplamış birer güzellik sergisidir. "

Refik Halit'in Ago Paşanın Hatıratı 'ndaki Meyvalara Dair ve Yemeklere Dair başlıklı yazıları, ancak bir şikemperver'in (gourmet) kaleminden çıkabilecek nefasene yazılardır. Bu iki yazıyla birlikte, Abdülhak Şinasi' nin Çamlıcadaki Eniştemiz adlı romanının Deli Eniştemiz ve Yemekler bölümünü okumalarını, ağzının tadını bilen bütün okuyucularıma hararetle tavsiye ederim. Refik Halit'in kayısı, şeftali, erik, elma, ayva, kavun, karpuz, nar, çilek, üzüm gibi yerli meyvelerle ilgili tesbit ve tasvirleri son derece iştah açıcıdır. Ya yemekler ve tatlılar hakkında yazdıkları!

"Mesela bir tepsi saray baklavasını göz önüne getiriniz: Elyafındaki o incelik, o ter ü tazelik gül yaprağındaki gibi zarif ve nazik değil midir? O kabarıklıkta bir manolya goncesi dolgunluğu ve taksimindeki intizamda bir tarh mükemmeliyeti, kırınızı benekli tatlı manzarasında ise bir çemenzar letdfeti yok mudur? Ya lezzetini en nefis meyvalardan biri olan incir kadar şekerli ve latifbulmaz mısınız?"

Refik Halit'in pek hazzetmediği meyveler de var: Hünnap, keçiboynuzu, kestane gibi bütün kuruyemişler ve vişne. Vişneden yapılan reçel, şurup ve kompostoyla da pek arası olmayan Refik Halit, herhalde, Tevfik Fikret'i çok zevksiz buluyordu. Bütün hoşaf çeşitlerini çok seven Fikret, her ne hikmetse, buzlu vişne kompostosuna bayılırmış. Buzlu dedim de.. Karısı Nazire Hanım, Rübabı Şikeste şairinin suyu soğutma özelliğine sahip oldukları için testilere meraklı olduğunu anlatır. Yaz kış demeyip kana kana buzlu sular içen şairimiz, kışın bile daha fazla soğusun diye testilerini balkona Çlkarırmış. Güzel yemeğe, özellikle böreğe düşkün olan ve aşçılarını en mahir Bolulular arasından seçen Fikret'in alkollü içki düşmanı olduğunu ve ömrü boyunca ağzına bir damla bile koymadığını belirterek geçelim.

Şair ve yazarlar arasında güzel yemekten anlayanlar olur da, güzel yemek pişirenler olmaz mı? Midesine çok düşkün bir şair olan Asaf Halet Çelebi'nin leziz yemekler pişirdiğini

Münevver Ayaşlı hanımefendi anlatmıştı. Hazret, III. Ahmed Devri'nden kalma elyazması bir yemek kitabı bulmuş; bu kitaptaki tarifiere göre yemek yapar, mesela et pişirirken yağ değil, süt kullanırmış.

Şairlerden ve yemeklerden söz eder de, Ahmet Haşim'i unutursanız, doğrusu büyük haksızlık etmiş olursunuz. Midesine son derece düşkün olan şairin ölümünden kısa bir süre önce, kesinlikle yasaklanan bir yemekten yediği ve doktoruna söylememesi için emektar Rum hizmetçisine bahşiş verdiği söylenir. Öleceğini bildiği için birkaç gün daha yaşamak uğruna perhizi bir çeşit korkaklık olarak gören Haşim, birşeyler yiyebilmek için bütün zekasını kullanır, sevdiği yemeklerden birazcık olsun yemesine müsaade edilmedikçe ilaçlarını içmezmiş. Yiyemediği zamanlarda da dostlarına ikram ederek ısrarla yedirir, zevkle ve şüphesiz yutkunarak seyredermiş.

Sağlığı öteden beri bozuk olduğu için, doktorlar, son hastalığından önce de zavallı şaire birçok yemeği yasaklamışlardır. Birgün bir lokantada arkadaşlarıyla yemek yerken garson masaya çiroz salatası getirir. İçlerinden biri, şairin çok sevdiği salatayı, belki de muziplik olsun diye övmeye başlayınca, Haşim öfkeyle söylenir:

"Zevksiz herif! Neresi yenir bunun? Tahta kurusu mumyası gibi bir şey!" .

17.02.1996

Beşir Ayvazoğlu
YAZARLAR Yazarın Diğer Yazıları
17 Şubat 1996 Şikemperver
3 Şubat 1996 Perihan Arıburun
20 Ocak 1996 Yavuz Bülent
6 Ocak 1996 Kenize Murad
23 Aralık 1995 Alaeddin Yavaşca
9 Aralık 1995 Çirkin
2 Aralık 1995 Hilmi Yavuz Nam—ı diğer "İrfan Külyutmaz"
18 Kasım 1995 Hilmi Yavuz
4 Kasım 1995 Mustafa Çalık
21 Ekim 1995 Halit Refiğ
Yazarın arşivine ulaşmak için tıklayın