|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Dosyalar
  |  
Kara Kutu
  |  
Ekonomi
  |  
Spor
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
 
AİLE

Yürekten anne ve baba nasıl olunur?

7 Kasım 2011 / TÛBA KABACAOĞLU
Anne babalık yapmak günümüz şartlarında kolay değil. Bunu ‘yürekten’ yapmak ise ne yazık  ki pek az kişiye nasip oluyor. Peki, hayatımıza çekidüzen vermek için nereden başlamalıyız?

Belediye otobüsüne sırt çantalı, kulaklarını kulaklıkla tıkamış bir genç kız biniyor. Yanında da 35-40 yaşlarındaki annesi. 1,5 saat boyunca anne-kız arasında 2-3 diyalog ancak geçiyor. Suratlar asık, bakışlar donuk, cevaplar kısacık. Annenin tüm girişimleri sonuçsuz. Uzun bir sessizliğin ardından ketum gencin telefonu çalıyor. Arayan arkadaşı. Manzara şaşırtıcı. Çünkü az önceki kızdan eser yok şimdi. Meğer konuşurken tatlı tatlı tebessüm edebiliyor, pırıl pırıl gözlerle etrafına bakabiliyormuş genç. Anne, kızını süzdükten sonra donuk bir yüz ifadesiyle mırıldanıyor: “Güler yüzüne hasret bıraktın. Bizimle ne alıp veremediğin var?”

Benzer hikâyelere defalarca şahit olmuşluğunuz vardır. Günümüz ebeveynlerinin büyük çoğunluğu çocuklarından yaka silkiyor. Bir türlü onların dünyasına giremiyor. Dahası ‘nasılsın’ sorusuna samimi, gerçek bir cevap bile alamıyorlar. Uzağımıza düşen çocuklarımız hem çekirdek ailemizde hem de toplumda birçok problemin kaynağını oluşturuyor. Doğmasını, emeklemesini, yürümesini, okula başlamasını dört gözle beklediğimiz, bağrımızda büyüttüğümüz çocuklarımız nasıl oluyor da bu kadar yabancılaşabiliyor bize? 

Genelde onları suçluyoruz. Çünkü sadece bugünü düşünerek yanlış kanaatlere varıyoruz. Peki ya geçmişimiz? Biz yeterince iyi bir ebeveynlik yapabildik mi? Bugün karşımıza çıkan problemler acaba hangi hatalarımızın bedeli? Tüm bu sorulara cevap vermek için durup düşünmeye ihtiyacımız var. Fakat kuru kuruya bu yükün altına girmek imkânsız. Öncelikli hedef; kendimizi, sonra da çocuğumuzu tanımak, yanlışlarımızın farkına varıp telafi yollarını aramak olmalı. Gözünüzde büyümesin hiçbir şey. Zor değil aslında tüm bunlar. Yeni piyasaya çıkan ‘Yürekten anne-baba olmak’ isimli kitap size yarenlik edebilir. Çünkü ‘Gerçek bir aile olabildik mi?’, ‘Kendimizin ve çocuğumuzun baskın kişilik özelliklerini biliyor muyuz?’, ‘Verdiğimiz ceza ve mükafatların bedelini nasıl ödüyoruz?’, ‘Çocuğumuzla güçlü iletişim için ne yapmalıyız?’ gibi önemli sorulara cevap verip aşama aşama yol gösteriyor okurlarına. Biz de yukarıdaki soruları ve dahasını eserin yazarları Psikolojik Danışman Kudret Eren Yavuz ve Çocuk Gelişimi Uzmanı Nurşen Şirin’e sorduk.

Maddi-manevi hiçbir fedakârlıktan kaçınmadığımız çocuklarımız büyüdükçe onlardan beklentilerimiz farklılaşıyor. İlk aylar sadece gaz çıkarması yeterli gelse de bir yıl sonra yürümesini, konuşmasını, ardından okul ve hayat başarısı göstermesini bekliyoruz. İyi niyetlerle yola çıksak da kabul edelim, hep beklenti içindeyiz. ‘En iyi’ye odaklanmamız da cabası. Fakat günün birinde bir bakıyoruz yolunda gitmemeye başlıyor bazı şeyler. Günlük programımızı, yemek menümüzü, alışveriş listemizi, sosyal hayatımızı ona göre ayarladığımız evladımız anne-babasından bir selamı, bir teşekkürü, bir güler yüzü esirgiyor. Ebeveyn içi içini yese de, her an geçiştirildiğini hissetse de sesini çıkaramıyor, kızına-oğluna elini uzatıyor, tenine değecek bir teni bekliyor ama nafile! İletişim yoksa zaten her şey yavaş yavaş kopuyor. Hissiyatına karşılık bulamayan ebeveyn de zamanla hırçınlaşıp anlayışını yitiriyor, işler büsbütün karışıyor. Dışarıdan bakıldığında da tam bir ‘aile içi kaos’ görünümü ortaya çıkıyor. Bu sıkıntılı durumdan sizi kurtaracak tek bir şey var; o da iletişim. Önce sesler sonra da duygularla temas. Nurşen Şirin ile Kudret Eren Yavuz’un bu konuyu gündemimize taşımasının, derdimize derman bulmaya çalışmasının da aslında en önemli sebebi bu. Derdin varlık sebebi dermanın ta kendisi çünkü.

İyi başlangıçlar için iletişim şart 

Yazarlara göre, iletişim her türlü olumlu başlangıcın anahtarı. ‘Sorunlu aileler-çocuklar’ yoksunluklardan ziyade nitelikli paylaşım eksikliğinden ortaya çıkıyor. İletişim eksikliği zaman içinde adını değiştirerek yaşanılan problemlere kaynaklık etmeye başlıyor. Sağlıklı anne-baba-çocuk ilişkisi yoksa dünyanın en mükemmel eğitim yöntemleri bile problem çözmekte aciz kalıyor. Üstelik oğlunuza-kızınıza hayata dair birçok olumlu alışkanlığı, beceriyi de ancak sağlıklı iletişimle kazandırabiliyorsunuz. Eğer bunu gerçekleştiremediyseniz nilüfer yaprağı üzerine gökdelenler inşa ediyorsunuz demektir. Çocuk ve gençler hırçınlıklarıyla gerçek duygularını örtse de her zaman anne-babalarının seslerini, nefeslerini, merhametlerini, bitimsiz sevgilerini yanlarında görmek, hissetmek istiyor. Herhangi bir sorunla karşılaştıklarında da eğer büyükleri yanlarında değilse yalnızlıkları artıyor, güçleri azalıyor, güven duyguları zedeleniyor. 

Her kadın ve erkek anne-baba olarak dünyaya gelmiyor. Bu rolleri sonradan kazanıyor. En az yürümeyi bilmeyen bir bebek kadar da acemilik çekiyor, ‘model olma’nın ağır yükünü omuzlarında hissediyor. Çocuklar hayatlarının ilk on yılında anne-babasının tüm davranışlarını zihnine yerleştirip modelliyor. Ergenliğe geçişle birlikte çocukluk döneminde hafızasına aldığı tüm kayıtlar ile kişiliğini geliştiriyor. Yani; bugün çeşitli vesilelerle eleştirdiğimiz, kızdığımız çocuklarımızın yaptığı hatalarda ne kadar pay sahibi olup olmadığımızı düşünmemiz gerekiyor. Bunun için de bireylerin kendini tanıması, beklentilerinin, fıtratının, zayıf ve güçlü yanlarının farkına varması hayati önem taşıyor. Bunu gerçekleştiremeyen ebeveynler ailesine karşı anlayışlı, yapıcı olamıyor, çocuğuyla empati kuramıyor. Mesela kendi fıtratının farkına varmamış, nerede nasıl duracağını bilmeyen, anlayış ve sabrı zayıf bir anne, arkadaşına kızdığı için sinirli şekilde eve gelen çocuğuna ‘çantanı fırlatma, odanın kapısını çarpma’ diye bağırarak başka bir tartışmayı başlatabiliyor. Çabuk sinirlendiğinin farkında olan kadın derin bir nefes alıp oğluna-kızına müdahale etmese, kendi gibi onun da sakinleşmesini beklese belli ki evde sorun çıkmayacak. Psikolojik Danışman Kudret Eren Yavuz da gündelik hayatın koşuşturmacasına aldanmadan ebeveynlerin kendini tanıması gerektiğini, güçlü ve zayıf yönlerini gören anne-babaların çocuklarıyla daha iyi iletişim kurduğunu söylüyor.

Tabii sadece ebeveynlerin değil çocukların da kişilik özelliklerinin bilinmesi iletişimi olumlu etkiliyor. Anne-babalar çocuklarının düşünme, öğrenme ve iletişim kurmada kullandıkları farklı potansiyelleri, kişilik tiplerini anlayıp saygı duyarak kabullendiğinde iletişim çok daha kolay ve anlamlı hâle dönüşüyor. “Aslında bütün anne babalar çocuklarının birbirinden farklı yaratıldığını biliyor.” diyen Kudret Eren Yavuz, ebeveynlerin yine de çocuklarına standart davrandığını söylüyor: “Daha coşkulu, heyecanlı, hareketli, konuşmayı seven bir anne, kendi kişiliğine benzeyen oğluyla daha anlamlı ilişki kurarken; ağırkanlı, içe dönük, sakin kızıyla iletişime geçmekte zorlanabiliyor ve kızının yavaş hareket etmesinden rahatsızlık duyabiliyor. Hâlbuki bu farklılıklar çocukların kişisel ve iletişimsel ihtiyaçlarını anlama, bir konuda motive etme, öğrenme ve duygusal paylaşım için çok önemli kapılar aralıyor.”

Hepimiz anne-baba ve çocuktan oluşan topluluğa ‘aile’ ismini veriyoruz. Ama hiç birbirimize “Gerçek bir aile olabildik mi?” diye sormuyoruz. Her yıl katlanarak artan boşanmalar, yetiştirme yurtlarına bırakılan çocuklar, mutsuz karı-kocalar, huzursuz çocuklar... Peki, gerçek bir aile nasıl olmalı?

Nurşen Şirin ‘gerçek aile’ sayısının artması hem toplumsal huzurumuz hem de çocuklarımızın geleceği açısından çok önemli diyor. Zira, günümüzdeki birçok aile çocukların birlik ve beraberlik içinde yaşamalarına yardım edecek, davranışlarına model olacak, sağlıklı iletişim kurmalarını sağlayacak güvenilir bir sistemden yoksun şekilde varlık sürdürüyor. Gerçekten huzurlu bir aile sisteminin bulunmadığı evlerde de çocuklar kendilerini yalnız, tedirgin hissediyor.

Gerçek aile ikliminin yaşandığı ortamları ise Kudret Eren Yavuz şöyle özetliyor: “Kişiliği olgunlaşmış iki insan bir araya gelir. Kendi getirdikleri kültürleri ustalıkla birleştirir ve yeni bir dil, yaşam tarzı oluştururlar. Her daim bolca, can cana sohbetler eder, omuz omuza vererek bu dünyaya iyi birer insan yetiştirmek için emek harcarlar. Birbirlerini değiştirmek için uğraşmaz, özlerine zarar vermezler. Her zaman anne-babalık rollerinin bilinci ile hareket eder, olgunluklarıyla çocuklarının ardında her zaman sapasağlam dururlar.”

Ceza da mükafat da yok!

‘Ablana vurursan en sevdiğin çizgi filmi izleyemezsin’, ‘Ödevini yapmazsan arkadaşına gidemezsin’, ‘Odanı toplamazsan en sevdiğin oyuncağı almam’. Bu cümlelerin hepsi tanıdık değil mi? Çünkü yetişkinlerin çoğu çocuklarına sözlerini geçirebilmek, kendi üstünlüklerinin altını çizmek için günde belki onlarca kez cezaya başvuruyor. Oysa uzmanlar fazlaca cezalandırılan çocukların ileriki yıllarda (mesela ergenlikte) depresif, saldırgan ya da içe kapalı ve davranış bozukluğu bulunan bireyler olacağını söylüyor. İşin trajik kısmı bu şekilde büyüyen yetişkinler kendi çocuklarını da aynı yöntemlerle yetiştiriyor. Yani bu kısır döngü tahribatlarını artırarak varlığını devam ettiriyor. Yürekten anne baba olmak isteyenlerin ise bu etkili ama zararlı yola asla başvurmamaları gerekiyor. Sebebini Kudret Eren Yavuz şöyle açıklıyor: “Ceza çocuklarda dış disipline bağlılık, ortak paylaşım ve iletişim ise iç disipline bağlılığı geliştirir. Yani çocuk ceza almamak için ödevini yapar, odasını toplar, sebze yemeğini yer. Bunları neden yapması gerektiği üzerine düşünmez. Tek amaç ceza almamaktır. Bundan dolayı da ileriki yıllarda sorumluluk sahibi, saygılı, toplum kurallarının bilincine varmış biri olmaz. Okuldan gelir gelmez ödev sorumluluğuyla kitaplarının başına oturan, annesiyle ne kadar sebze yemeği yiyeceğine konuşarak karar veren, yatmadan önce eline aldığı öykü kitabını gönülden okuyan çocuklarda iç disiplin gelişir. Bu çocuklar neyi, ne zaman, niçin yapması gerektiğini bilir.  Kendi kararlarını kendisi verip kontrolsüz kaldığında fevri davranışlar sergilemez.” Dolayısıyla karar yeteneği gelişmemiş, kendini idare edebilmeyi beceremeyen, öz güven eksikliği yaşayan, çevresindekilere bağımlı kalan, tartışmak yerine sorgusuz itaat eden bireylerin de çocukluk döneminde çokça cezalandırıldıklarını düşünebiliriz. Nurşen Şirin tüm bu olumsuzlukların önüne geçmek için anne-babaları uyarıyor: “Çocuklarınızı terbiye ederken en iyi yöntemin ‘ceza’ olduğunu düşünüyorsanız bir süre sonra sadece cezalandırılacak davranışları görmeye başlarsınız. Bütün enerjinizi buna harcadığınızda da güçlü bir iletişim geliştirmek şöyle dursun, çocuğunuza hiçbir olumlu davranışı kazandıramazsınız.”

Ceza kadar mükâfatın da zararları çok. Oysaki mükâfat çocuklar için hayatın içindeki bir durum olmalı diyor yazarlar. Tıpkı bize yaşam içinde sunulan ödüller gibi. Şartlarla birlikte sunulan ödüller (sınıfını geçersen sana bilgisayar alırım, yemeğini yersen parka gideriz) çocukları çabanın sonunda değil başındaki hazza itiyor. Çabalamadan haz elde etmek yani. Kudret Eren Yavuz bu durumu günümüz insanının en önemli problemi olarak görüyor: “Hep banacılık var. Bunu yaparsam nasıl çıkarım olur, bana ne kazandırır cinsinden. Başarmanın hazzı ve yenilmenin hüznü yaşanmalı ki içinden gayret doğsun. Maddi olarak suni oluşturulan mükâfatlar çocuğun haz beklentisini maneviden maddiye kaydırıyor. Her mükafat çocuğu biraz daha ödüle bağımlı yapıyor.” Yazar günümüzdeki pek çok anne babanın evladını rüşvete alıştırdığını belirtiyor. Malum anne-babaların fazla zamanı yok. Çocuklarına büyük ödüller sunarak beklentilerini kolayca karşılıyorlar. Çocuk önceleri küçük oyuncaklar için ödevlerini yaparken sınıflar ilerledikçe daha büyük ödüller bekliyor. Sonunda ödül, rüşvet ve vaatlerle büyüyen çocuklar hayatta yapmak zorunda oldukları, kendileri adına kıymetli sorumluluklarını ödüller için yapar hâle geliyor. Ödül olmadığında boşluğa düşüyor, hayal kırıklığı ile büyük tepkiler veriyorlar. Ebeveynler bu esnada duydukları ağır cümleler altında eziliyor, çok öfkeleniyor, verdikleri büyük, kontrolsüz tepkiler de zaten doğru kurulamamış anne-baba-çocuk iletişimine büyük darbeler indiriyor…

 ÇOCUĞUNUZLA ETKİLİ İLETİŞİM İÇİN ON ANAHTAR

 Çocuğunuza özel zaman ayırın ve ilişki kalitenizi artırmak için sorunsuz geçirdiğiniz zamanları iyi değerlendirin.  Çocuğunuza yaklaşım tarzınızı, bakış açınızı değiştirin. Çocuğunuzla yaşadığınız sorun durumlarına ‘sen’ tutumu ile değil, ‘biz’ bilinci ile yaklaşın.  Aranızda geçen olaylar esnasındaki tutumunuz ve sözleriniz çocuğun bilinçaltında sürekli birikir. Çocuğunuzun biliçaltına gönderdiğiniz mesajların farkına varın.  Çocuğunuz size bir konuda karşı geldiğinde, istediğiniz gibi davranmadığında hemen ona cevap vermek, durumu izah etmeye çalışmak yerine, çocuğunuzun tepkilerinin farkına vararak, durumu olduğu gibi kabul edin. Çocuğunuzun sözlerini, isteklerini ve duygularını yok saymayın ya da onu hemen değiştirmeye çalışmayın.  Herhangi bir sorun gözlemlediğinizde sorunun kimde olduğu üzerine düşünün. Yaşadığınız duruma göre uygun iletişim biçimini seçin. Ortadaki sorun sizin sorununuz mu yoksa çocuğunuzun sorunu mu?  Çocuğunuzla yaşadığınız sorunlarda aranızdaki iletişim engellerinin farkına varın. Her zaman aynı yöntemleri kullanarak farklı bir sonuç beklemeyin.  Çocuğu her durumda anlamak için sonuna kadar dinleyin. Çocuk ve anne-baba arasında en sihirli etkiyi oluşturan yöntem, anlamak için dinlemektir.  Çocuğunuzla aranızda ne geçerse geçsin size ne söylerse söylesin, her durumda ses tonunuz, üslubunuz ve sözlerinizle kontrollü olun. Ağzınızdan çıkan her sözün kontrollü olması çok önemlidir.  Çocuğunuzun bazı davranışları hakkında rahatsızlık yaşıyorsanız kendinizi içten ve açıkça ‘ben’ diye başlayan cümlelerle çocuğunuza anlatın.  Çocuğunuzla ilişkinizde kızınız-oğlunuz eğer sağlıklı bir bireyse; öğreniyor, hata yapıyor ve büyüyor demektir. Bu büyüme yolculuğunda her türlü sürprize hazırlıklı olun. Umulmadık bir durumla karşılaşsanız bile hayatı boyunca çocuğunuzun elini hiç bırakmayın…

 

SORUN ÇIKMADAN ÖNLEMİNİ ALMAK GEREKİR

Çocuğunuzla yaşadığınız gündelik sorunlarda tartışmaktan veya duruma çözüm bulmaya çalışmaktan başka yapabileceğiniz birkaç şey daha var. Çocuğunuzu çocuk kabul edip ona bir birey olarak saygı duymanız sorunların çıkmasını önleyecektir. Unutmayın; çocukluk döneminde kızınız-oğlunuz ile az sorun yaşar, evde huzurlu bir ortam oluşturabilirseniz ergenlik ve gençlik çağında mutlu, aile ile iletişimi sağlıklı ve huzurlu bireyler karşınızda görürsünüz. Bugün yaşadığınız önemli problemlerin çıkış noktası muhakkak aile geçmişinizde saklıdır…

Çocuğunuz için ortamı zenginleştirin: Günlük sıkıntıların çoğu, annelerin çocuklarını fazlaca sınırlamasından kaynaklanır. Ona rahatlıkla oynayabileceği ortamlar hazırlayın. Bırakın balkonda sulu boya yapsın, küçük bir leğende bebeklerini yıkasın. Siz de bu esnada yapmanız gereken işlere odaklanın. Hem o rahatlasın hem de siz rahatlayın.

Çocuğu beklediğiniz faaliyete hazırlamak için ortamda yoksunlaştırmalar yapın: Mesela çocuğu oyunun başından alıp ‘Uyku vakti, şimdi odana gitmen gerekiyor.’ dediğinizde evde sorun çıkacaktır. Bunun yerine; önce tuvalet ihtiyacını karşılayın, pijamalarını giydirin, dişlerini fırçalatın ve bunları uyku vakti yaklaştığı için yaptığınızı belirtin. Son olarak masal okuyup uyumasını bekleyin…

Evin fiziki şartlarını çocuğunuza göre ayarlayın: Etrafta kırılacak eşyaların bulunması, annenin çocuğa sürekli ‘elleme, kırma’ diye müdahale etmesi her iki tarafı yorup iletişimi olumsuz etkiler.

Değiş tokuş yöntemi: Çocuğunuz ısrarla elinizdeki bıçağı almak isteyebilir. Siz ona bıçaktan daha sevimli bir objeyi göstererek dikkatini başka bir yöne çekebilirsiniz.

Çocuğu bulunulacak ortam ve çevre şartlarına hazırlama: Anne-babalar çocuklarıyla ilk kez gidecekleri ortamlar hakkında konuşmalı, orada neler yapacaklarını anlatmalı ki kendileri de çocuk da zor durumda kalmasın.

 KAZAN-KAZAN YÖNTEMİ

Nurşen Şirin: “Çocuğuyla arasındaki sorunları listeleyen, en çok yaşadığı problemleri belirleyen, çocuğuyla ilişkisini geliştirme adına emek harcamak isteyen, kendinin ve evlatlarının kişilik özelliklerinin farkında olan bir anne-baba artık ‘kazan-kazan yöntemi’ni uygulayabilir. İşte adım adım yapılması gerekenler:  Çatışma veya sorunu tanımlama  Çatışma veya sorunla ilgili çözümler bulma  Çözümleri değerlendirme  En iyi çözümü seçme  Sonucu izleme.

Not: Aşamaların hepsini aile toplantılarında gerçekleştirmeniz en iyi sonucu alabilmeniz için önemlidir…