|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Dosyalar
  |  
Kara Kutu
  |  
Ekonomi
  |  
Spor
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
 
İNSAN

O öğretmen artık müdür

12 Nisan 2010 / NURSEL DİLEK
Danıştay’ın ‘Okul yolunda türban olmaz’ kararıyla tartışmaların odağına yerleşen anaokulu öğretmeni Aytaç Kılınç Çaman, artık müdür. 9 yıldır süren davası için de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidiyor.

Takvimler 8 Şubat 2006’yı gösterdiğinde Danıştay İkinci Dairesi üyeleri tarihî bir karara imza atar. Mustafa Birden başkanlığındaki daire, Aytaç Kılınç Çaman isimli anaokulu öğretmeninin okula gidiş-gelişlerde başörtüsü taktığı için Gölbaşı Bayrak Garnizonu Anaokulu’na müdür olarak atanmasının sakıncalı olduğu kararını verir! Bu olaydan sonra hukuk, siyaset ve medya tarafından eleştiri oklarına maruz kalan Danıştay İkinci Dairesi üyeleri, karardan üç ay sonra Türkiye’yi kaosa sürükleyecek silahlı saldırının hedefi oldu. 17 Mayıs 2006’da gerçekleştirilen kanlı eylem, ilk başta öğretmen Çaman’ın başörtüsüne bağlanmaya çalışıldı; fakat saldırganın iddia edilen Ergenekon Silahlı Terör Örgütü (ESTÖ) ile bağlantıları ortaya çıkınca öğretmenin suçsuzluğu kanıtlandı.

Saldırı sonucunda üyelerden Mustafa Yücel Özbilgin hayatını kaybetti. Mustafa Birden, Ayfer Özdemir, Ahmet Çobanoğlu ile Ayla Gönenç ise yaralı olarak hastaneye kaldırıldı. ESTÖ ile bağlantısı sonradan ortaya çıkan saldırgan Alparslan Aslan ise cezaevine gönderildi. Sabah saatlerinde başkentin ortasında yaşanan olay, geride birçok soru işareti bıraktı. Ve o soruların muhatabı olarak tek bir hedef ve tek bir sebep gösterildi: “Aytaç Kılınç Çaman’la ilgili başörtüsü kararı.”

Dışarıda örttüğü başörtüsü sebebiyle okul müdürlüğü yapması engellenen, atandığı ve iki kez mahkeme kararıyla geri döndüğü anaokulunun yüzünü bile göremeyen, her gidişinde başı açık olduğu hâlde okula alınmayan o öğretmen, hiç istemediği olayların odağında bulur kendini. Tayinler, sürgünler derken odasız, tanımsız, kadrosuz çalışır aylarca. Ta ki ikinci kez girdiği müdürlük sınavını kazanana kadar... O dönem tartışmaların odağındaki öğretmen, şimdi Ankara Elvankent Gül Anaokulu’nun müdürlüğünü yapıyor. Öğrencileriyle yeni bir hayata başlayan Çaman, bitmeyen davasının hesabını sormak için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) gidiyor. Aytaç Kılınç Çaman, uzun süre sonra sessizliğini Aksiyon’a bozdu.

Aslında olayı daha iyi anlamak için Aytaç Hanım’ın yaşadıklarını hatırlatmakta fayda var. Aytaç Kılınç Çaman, 15 yıllık bir eğitimci. İlk görev yeri Bitlis’in Adilcevaz ilçesinde beş yıl çalışmış. Kurallara itaat eden bir öğretmenlik yaptığı için okul dışındaki başörtüsü ne öğretmenler ne de veliler için sorun olmuş. Bitlis’ten sonra tayini Ankara’ya çıkmış. Altındağ’daki Atam İlköğretim Okulu’nda müdür yardımcılığına kadar yükselmiş. Ne var ki o çok istediği yöneticilik sınavlarına girip müdürlüğü üçüncülükle kazanması, hayatının dönüm noktası olmuş. Şimdiye kadar okul dışında taktığı başörtüsü, yöneticilik sınavını kazanmasıyla bakın nelere yol açmış?

PAŞA ÇOK KIZINCA…

Evi Gölbaşı’nda olduğu için müdürlük yapabileceği tek okul Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı Bayrak Anaokulu’dur. Bu okulun müdürlük kadrosu boşalınca buraya tayin edilir. Ancak tayin edildiği okulun bir ‘ayrıcalığı’ bulunmaktadır. Okul, Genelkurmay Elektronik Sistem Komutanlığı’nın (GES) içindeki Bayrak Garnizonu’nda yer almaktadır. Kararnamesini eline alan Çaman, bir an önce göreve başlamak için okulun yolunu tutar ve ne olduysa o zaman olur: “Okul Gölbaşı’na 20 kilometre uzaklıktaydı. Askerî bir bölge olduğu için okula yaklaşmadan önce başörtümü çıkarıp torpido gözüne koydum. Görevli ruhsat ve ehliyetimi istedi. Elimi cebime attım, baktım ehliyetteki fotoğrafım başörtülü. Sıkıntı çıkmasın diye sadece ruhsatımı verdim.”

Bir süre sonra okulun hizmetlisi ehliyeti de istemek için geri gelir. Aytaç Hanım ona ehliyetini göstererek “Sen buranın yapısını biliyorsun, sorun olur mu?” diye sorar. Hizmetli, “Burası gâvur memleketi mi hocam!” der ve kimliği içeri götürür. Ancak kimliği bir daha gelmez Aytaç Hanım’ın. Mesai bitimine kadar kapıda bekleyen Kılınç, kimliğinden dolayı içeri alınmayacağını anlar. Kapıdaki nöbetçi askere ne yapması gerektiğini sorduğunda, sağlık raporu, ikametgâh ve sicil kaydını alıp bir gün sonra gelmesi söylenir. Kılınç, evrakları tamamlayıp ertesi gün tekrar gider okula. Ancak yine kapıdan içeri alınmaz. İçeri alınmadığını anlayan Kılınç, okula girmesini engelleyen komutanla görüşmek istediğini belirtir; ama verilen emre göre geri gönderilir: “İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü’ne gittim. Fakat ben gelmeden haber ulaşmış. Müdür, beni odasına çağırarak ‘Sen ne yaptın! Senin ne işin var orada! Ne yapmaya çalışıyorsun?’ diye bağırmaya başladı. ‘Ben o okulun müdürüyüm. Tayin oldum ve göreve başlamak için gittim. Başörtülü gitmedim, kimliğimden dolayı bunu bana yaptılar.’ diye cevap verdim. Ancak karşılığında ‘Paşa’nın çok kızdığı, bir daha oraya gitmemem gerektiği’ cevabını aldım.” 

Çaman’ın o dönem yaşadıkları, hem sağ hem sol kesimler ve medya tarafından yanlış aksettirilir. Kimileri ‘askerin direncini kırmak istiyor’ derken, kimileri ‘keşke başörtülü gitmeseydi’ diye olayları yanlış yorumlar. Ancak Çaman, 28 Şubat sürecinden beri artan başörtüsü hassasiyetinin farkındadır: “Beni onlar başörtülü görmedi, 10 yıl önceki kimliğime göre değerlendirdiler. En çok buna üzülüyorum.”

Çaresiz kalan Aytaç öğretmen bu sefer soluğu Gölbaşı Kaymakamı’nın yanında alır. Provokatif bir şey yapmadığını, sınavı kazanarak okula müdür atandığını; ama kimliğinden dolayı içeri alınmadığını anlatır. Kaymakam hemen telefona sarılarak Garnizon Komutanı’nı arar. Yanında kılık kıyafet yönetmeliğine uygun, sınavı kazanmış bir öğretmenin bulunduğunu ve kendisine kefil olduğunu söyler. Ancak Garnizon Komutanı kaymakamın suratına kapatır telefonu. Kaymakam durumu hissettirmez; ama Aytaç Hanım’a biraz beklemesini, başka okulda görevlendirilebileceğini söyler.

Peki, ‘çok kızan paşa’ kim? Aslında o isim çok tanıdık. Tuğgeneral Münir Erten... Nam-ı diğer ‘Youtube Paşası’... Irak’a yönelik harekâtın internetten deşifre edilmesine sebep olan isim. PKK’lılar konusunda da çarpıcı sözleri vardı. Hâlâ bu konuşmanın internete nasıl düştüğü bilinmiyor ama Erten Paşa, YAŞ kararıyla emekli edildi.

‘OKULUN HUZURUNU BOZDUNUZ!’

Kısa süre sonra ‘Paşa istedi’ gerekçesiyle İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü’nde hakkında bir soruşturma açılan Aytaç Hanım’ın ifadesi de alınır. Soruşturma raporu eline ulaştığında ise neye uğradığını şaşırır: “Devlet memurunun itibar ve güvenini sarsacak nitelikte davranışta bulunduğunuzdan, kurumun huzur ve sükûnunu zedelediğinizden dolayı aylıktan kesim cezası aldınız! Kıbrıs Köyü’ne tayin edildiniz. İdarecilik ve yöneticilik göreviniz elinizden alındı!”

Giremediği, yüzünü bile görmediği bir okulun huzurunu nasıl bozduğu, başı açık gittiği hâlde devlet memurunun itibarını nasıl sarstığı soruları uzun süre kafasını meşgul eder. Ancak Ankara’nın bir ucundan diğer ucuna yapılan tayini kabul etmekten başka çaresi yoktur. Atama yönetmeliğinde ‘Eşdeğer başka bir okula müdür olarak atanır’ dendiği hâlde Kılınç, anaokulu bulunmayan başka bir okulda öğretmen olarak görevlendirilir. Gittiği okulda anaokulu olmadığı için ilkokul birinci sınıfların dersine girer. Fakat o okula sınıf öğretmeni atanmasıyla bu kez adres olarak Cebeci Kız Meslek Lisesi gösterilir.

Aytaç Kılınç, hakkını aramak için bir taraftan göreve devam ederken bir taraftan da İdare Mahkemesi’ne işlemin iptali talebiyle dava açar. Ankara 6. İdare Mahkemesi, “Öğretmenin okula alınmayışının okula başı kapalı olarak girmek isteyişinden dolayı değil, önceden aldığı kimliğindeki resminde başının kapalı olmasından kaynaklandığına” dikkat çekerek atama işlemini iptal eder (2002). Böylece Aytaç öğretmen, yürütmenin durdurulması kararıyla tekrar Bayrak Anaokulu’na tayin edilir. Garnizon kapısında yine aynı engelle karşılaşacağını bildiği için önce İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü’ne gider. Ancak mahkemeyi kazandığı hâlde atandığı okula, müdürlük tarafından gönderilmez. Karşılığında ise yine hiç istemediği o cevabı alır: “Paşa mahkemeyi kazandığınızı biliyor; ama gelse de almayız, dedi. O yüzden burada görev yapacaksınız.”  Yargının üzerinde hiçbir kararın olmadığını bilse de sıkıntı yaşamamak için daha fazla ısrar etmek istemez.

Kendisine hiçbir görev verilmediği için İlçe Millî Eğitim’in koridorlarında mesaisini doldurur. Hakkında imza sürgüsü çıkartılarak ‘tanımsız’ bir kadroda çalıştırılır. Daha sonra gezici öğretmenlik kadrosuna alınarak iki yıl her gün farklı okullarda çalıştırılır.

Okul müdürlüğüne atanıncaya kadar görevine sorunsuz devam eden Kılınç’a, müdür olduktan sonra kınamadan kıdem durdurmaya kadar tüm cezalar verilir. Bununla da kalınmaz, hakkında sivil polisler tarafından bilgi de toplanır. Kılınç’ın komşularına ve görev yaptığı okullardaki arkadaşlarına, evine başörtülülerin gelip gelmediği, dışarıda başörtüsü örtüp örtmediği, hangi gazeteleri okuduğu gibi sorular sorulur.

Bu belirsiz ve sıkıntılı süreçte herhangi bir görevinin olmaması, mesleğini yapamaması gitgide canını sıkar. Yetkililer, biraz daha beklemesi gerektiğini söyler ve bekletilmenin sebebi kısa bir süre sonra anlaşılır. Bölge İdare Mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı alır ve öğretmen tekrar Kıbrıs Köyü’ne gönderilir: “Psikolojim çok bozulmuştu. Öğrenciler ilköğretimde oldukları için bu olayları bilmiyorlardı ama öğretmen arkadaşlarımın hepsi bana haksızlık yapıldığını düşünüyordu. Hatta boş olduğumda öğrencilerden kopmamam için kendi derslerine girmemi istiyorlardı.”

Ne var ki Aytaç öğretmenin çilesi bununla da bitmez. Mahkeme daha sonra esastan verdiği kararla idareciliğe dönmesini söyler. Kılınç, mahkemenin verdiği kararla tekrar İlçe Millî Eğitim’in yolunu tutar. Karar esastan verildiği için artık zorluk çıkarılmayacağını düşünür. Ancak o meşhur ‘Paşa istemiyor’ cevabı yine bulur kendisini. Odasız, görevsiz, tanımsız bir şekilde çalışır. Yönetmeliğe göre, üç yıl sonunda tayin isteme hakkına sahiptir ve herkes rahatlasın diye tayinini Keçiören Sevgi Anaokulu’na ister.

Yaşadığı bunca şeyden sonra artık Danıştay’dan çıkacak kararı bekler öğretmen Çaman. Ve 8 Şubat 2006 günü o tarihî karar çıkar. Danıştay, ‘okula gidiş gelişlerinde başını örten bir öğretmenin’ anaokuluna müdür olmasını sakıncalı bulup öğrencilere kötü örnek olduğunu söyler. Daire, yasakçı projektörlerini okulun dışına, sokağa çevirerek “Eğitim bir şekilde okul dışında da süren bir olaydır. Öğretmenin okul dışında başını örtmesi öğrencileri olumsuz yönde etkiler, öğrencilere kötü örnek olur. O nedenle öğretmenin dışarıda başını örtmesi de laikliğe aykırıdır!” der. Karar açıklandığında okuldadır Aytaç Hanım. Annesinin telefonuyla alır haberi. Böyle bir karar beklemediği için, şaşırır, üzülür, yıkılır.

Yargının bu konuyu iyi inceleyeceğini düşünür; ama karar böyle çıkmıştır. Gazeteciler, televizyoncular uzunca bir süre meşgul eder hayatını. Bir süre konuşmamayı, olayları seyrine bırakmayı ister. Nitekim öyle yapar. ‘Yargının kararına saygılıyım’ dışında hiçbir açıklama gelmez ondan. Fakat 17 Mayıs günü Danıştay İkinci Dairesi üyelerine sıkılan kurşunlar, belki de en çok onu yaralar. Olayların buraya kadar nasıl gelebildiğine hayret eder. Bu saatten sonra o da, davası da hedeftir. Alparslan Aslan’la uzaktan yakından bir ilişkisi yoktur ama tertemiz davası artık kirlenmiştir.

‘Çok kızan paşa’, hiçbir yerde Aytaç öğretmenin peşini bırakmaz. Ünü tayin olduğu okula kendinden önce varır. Sonrası malum. Danıştay saldırısı ve bugüne kadar gelen tartışmalar… Alparslan Aslan’ın, Danıştay’a saldırı olayından başka Cumhuriyet Gazetesi’nin bombalanması olaylarına karışması, Danıştay’dan sonra YÖK’e de benzer bir saldırı yapmayı planlaması, Veli Küçük’le olan bağlantıları ve tüm bunların sonucunda davanın Ergenekon’la birleştirilmesi, öğretmenin suçsuzluğunun en önemli ispatıdır. Aytaç Kılınç Çaman’ın 10 yıl önce aldığı ehliyetindeki başörtülü fotoğraf, bir ülkenin tarihini değiştirecek olayları tetiklemiştir: “Ben kendimi sakıncalı bir şahsiyet olarak görmedim. Askeriyeyi sivilden ayrı görmüyorum. Devlet memuruyum; belki o paşadan fazla millî-manevi değerlere bağlıyım. Kendimi öteki, beriki diye görmüyorum. Bu sadece bir müdür olma mücadelesi değil, bir insanın var olma çabası.”

MÜDÜR OLMAMAM İÇİN İMZA TOPLANMIŞ

Var olma mücadelesinde Çaman artık yeni bir sayfa açmış hayatında. İkinci kez girdiği müdürlük sınavını yine dereceyle kazanmış. Ancak yaşadığı olaylar nedeniyle A tipi, yani daha büyük bir okula atanmamış. Evinin yakınlarındaki Garnizon Bayrak Anaokulu müdürlük kadrosu hâlâ boş olduğu hâlde tekrar aynı sıkıntıları yaşamayı göze alamamış. Evinden 1,5 saat mesafedeki Elvankent Gül Anaokulu’nu tercih etmiş. Tabii sicili ondan daha önce gittiği için geldiği okuldaki öğretmenler de tedirgin olmuş. Hatta asker eşi olan müdür vekili, velilerden imza toplayıp İl Millî Eğitim’e şikâyet ederek Çaman’ın gelmesini engellemek istemiş. Fakat Aytaç Hanım’ın bir ay içinde okula yaptığı hizmetler ön yargıları kırmış.  

Aytaç Kılınç Çaman, bu süreçte mağduriyetini anlatmaktan kaçındı ve hep susmayı tercih etti. Danıştay’a saygı duyduğunu, ama kararı kabullenemediğini söyledi sadece. Lakin Danıştay saldırısının etiketi yapışmıştı bir kere üzerine. Çaman şimdi AİHM’e gitmeye hazırlanıyor, 9 yıldır sonuçlanmayan davası için... Kamuoyunun ne düşüneceği umurunda değil. O, yaşadıklarına ve 9 yıldır kaybettiklerine bakıyor: “Garnizon’un, Danıştay’ın önünden geçerken de hep bir kırgınlık var içimde. Bana yapılan haksızlığın kırgınlığı bu.” diyor. ‘Eğer suçlu olsaydım ya da bağlantım olsaydı Ergenekon davasına çağrılmam gerekmez miydi?’ diye de soruyor.

Kamuoyu onun öğretmenlik yapmadığını, görevden alındığını zannediyor. İşte bu yüzden ‘o öğretmen, artık müdür’ diyoruz. Hâlâ devam eden bir davası, hiçbir suçu olmadığı hâlde siciline işlenen kayıtlar var. Ancak bütün sıkıntısını alan 110 öğrencisi ve ailesiyle hayata tutunuyor. Haber sitesi ‘İlke’de yazıyor, yaşadıklarını yayımlayacağı kitabında biriktiriyor. Her şeye rağmen değiştirdiği okulun çehresiyle geleceğe umutlu bakmaya çalışıyor.