DOSYALAR

Sinagogdu, cafe oldu

Sinagogdu, cafe oldu
Restorasyon öncesi görüntüler dört duvardan ibaret. Ancak bugün bambaşka bir isimle ve bambaşka bir hüviyetle karşımızda. Artık orası bir cafe. Uzun bir restorasyon çalışması sonrası yaklaşık 300 bin dolar harcanarak, aslına uygun olarak restore edilmiş.Haliç eski güzel günlerini selamlıyor. Artık, göçmen kuşlarının uğrak yeri, balıkların "su"yla tekrar barıştığı bir "altın boynuz" orası. Eski yapılar yeni yüzleriyle arz-ı endam ederken her restorasyon çalışması yapıların kimliklerini de değiştiriyor. Cibali Tütün Fabrikası, Kadir Has Üniversitesi"ne; Feshane, kitap fuarlarının düzenlendiği bir kültür merkezine; kökleri 12. yüzyıla uzanan Bizans yapısının üzerine inşa edilen 3. Ahmet dönemine ait Lengerhane, bir süre ispirto deposu olarak kullanıldıktan sonra bugün Rahmi Koç Müzesi"ne dönüşmüş durumda. Sadece Haliç"in kaderi değişmiyor, her yapının yapısal özellikleri korunsa da fonksiyonları değişiyor.

Safiye Sultan Cafe de bunlardan biri. İsminden hareketle saraylı bir hanımın inşa ettirdiği eski bir yapı olduğunu düşünmeyin. Eski olmasına eski ama orası eski bir sinagog. Esher Sinagogu. Haliç"in kıyısına inşa edilen ve bir rivayete göre gizli bir tünelle Hasköy"ün iç mahallerine bağlı olduğu iddia edilen yapı, 1912 tarihli Annuaire Oriantale yıllığında Hasköy"de mevcut sinagogların arasında adı geçiyor ve burada görevli haham olarak da Nesim Eskenazi gözüküyor. Hahambaşılık arşivlerindeki 28 Temmuz 1948 tarihli bir rapordan anlaşıldığına göre 1940"lı yıllarda muhtemelen Hasköy yöneticilerinden bir kişi tarafından zift deposu olarak kullanılmak üzere Suphi adında bir şahsa devredilmiş, daha sonra da başkasına devredilerek dökümhane olarak kullanılmış. Haliç sahil düzenlemesi sırasında etrafındaki binalar yıkılmış, ancak sinagog kalıntısı son dakikada tarihi eser sayılarak tek başına korunmaya alınabilmiş. Bina Hasköy"de özellikle 19. yy"da meydana gelen sayısız yangından kurtulabilmeyi başarmış.

Restorasyon öncesi görüntüler dört duvardan ibaret. Ancak bugün bambaşka bir isimle ve bambaşka bir hüviyetle karşımızda. Artık orası bir cafe. Uzun bir restorasyon çalışması sonrası yaklaşık 300 bin dolar harcanarak, aslına uygun olarak restore edilmiş. Mekanın ortaklarından Cengiz Özelli otantikliğin korunması için kiremitlerin Çanakkale"den getirildiğini, taşların ise İstanbul Üniversitesi"nin kendi binalarının restorasyonunda kullandığı taşların arta kalanlarından derlendiğini söylüyor. Bu çalışmalar yapılırken Kadir Topbaş"ın yakın ilgisini görmüşler.

Haliç"in hemen kenarında olması (Rahmi Koç Müzesi"nden 200 metre ileride), küçük pencerelerinden içeriye sızan ışık, böylesi mekanlara özgü otantik hava ve pek çok başka nedenle cazip bir yer burası. İçki yok, hafta sonları canlı müzik yapılıyor. Sahipleri, meşru dairede eğlenilebileceğini göstermek istiyorlar. Yapının bir zamanlar zift odası ve dökümhane olarak da kullanılmasına rağmen eski bir mabet olması, içkisizlik tercihini daha saygın kılıyor.

Az da olsa bazı akşamlar fasıl düzenleniyor. İstanbul"da yeni açılan her mekanda görülebileceği gibi burada da nargile var. Safiye Sultan"ın şefi Cemal Sönmez"in ifadeleriyle burası yakın bir zamanda beş yıldızlı otel kıvamında bir konforu da sunacak. İlgili makamlardan izin alabilirlerse Osmanlı mutfağı ağırlıklı bir restoran bölümü olacak. Cemal Sönmez, Maçka ve Hilton otelinde, Yeniköy Antakya Mutfağı"nda çalışmış. Daha iki aydır hizmette olduklarını, pek çok sürpriz yapacaklarını söylüyor.

Mekan, düğün-nişan gibi özel günlerde restorana dönüştürülebiliyor ancak bunun cafenin sürekliliğini etkilememesine özen gösteriliyor. Asla hafta sonu özel bir program konulmuyor, hafta içinde yapıldığında da çok önceden müdavimlerine duyuruluyor. Safiye Sultan"ın salebini çok tavsiye etmiyoruz ancak çay türlerini mutlaka denemelisiniz.

ÖNERİLEN YAZILAR