KİTAPLIK

Bana şehrini söyle...

Bana şehrini söyle...
Hangi şehirde kendinizi 'iyi' hissediyorsunuz? Doğduğunuz yerde mi? Yoksa bohem, kozmopolit, romantik , 'antik' şehirler mi tercihiniz? Herkesin şehri kendine mi? "Kendi şehirleri"ni yazan yazarların şehir profillerini çıkarttık. Bazı büyük yayınevleri seriler halinde şehir kitapları yayınlıyor, anlı şanlı yazarlar kendi şehir profillerini oluşturma peşindeler; gün geçmiyor ki "benim şehrim/şehirlerim" temalı bir kitap çıkmasın. Şehirlerin sonu gelmeyen göçlerle tanınamaz hale gelmesi, depremle birlikte kentlerin, içinde yaşanılması korkulacak yerlere dönüşmesi ve ideal şehir özlemi bu gelişmede nedenler kısmında sayılabilecek unsurlar belki. Fakat bahsini edeceğimiz şehir kitapları bütün bu şartlardan bağımsız olarak bir şehir antolojisi kavramını gündeme getiriyor. Hayatının belli dönemlerini farklı şehirlerde geçirmiş, dünyanın pek çok kentini görme imkanı elde etmiş yazarların metinleri, kişisel şehir portföyünü yansıtıyor olmakla birlikte, şehirlerin farklı yönlerine de dikkat çekiyor. Cengiz Çandar'ın bu açılıma isim babalığı yapan kitabı "Benim Şehirlerim"de olduğu gibi, ünlü yazarların oluşturdukları kişisel şehir haritaları, 'subjektif, kişiye özgü' belli şehir anlayışlarının su yüzüne çıkmasına olanak tanıyor. Betondan ahşaba yönelen bir mimari eğilimden, şehir planlamacılığının geldiği noktadan söz açmıyoruz; kamuoyunca tanınan gazeteci, edebiyatçı ya da tarihçi yazarların kendi şehirlerini 'açık' etmesinden ve giderek artan 'şehir' kitaplığından bahsediyoruz.

Kozmopolit olsun, köklü olsun

Elliyi aşkın şehri "Benim Şehirlerim"e dahil eden Cengiz Çandar, adını andığı şehirlere yakınlık duyuyor olmasını, daha ötesi "benim..." diyecek kadar sahiplenmesini "Kozmopolit olmaları ve köklülük ifade etmeleri" gibi iki temel unsura bağlıyor. "Zaten bunlar olunca o şehirlerin kimlikleri yerli yerine daha farklı oturuyor. Hem benim yaptığım dışarıdan bakışla bir turistik tanıtım değil. Bu içselleştirilmiş bir şey; şehirler ekseninde kendini dışarı vurmak gibi." Çandar, seyahatin insanın değişik vechelerinin dışarı vurumu olduğunu, dolayısıyla o şehir anlatımının subjektif bir çerçeve olduğunu söylüyor. 'Ben de bu şehirlerle ilgileneyim' şeklinde başlamamış ilgisi. "Çocukluğumdan beri özel bir coğrafya merakım vardı; yeni yerleri bilme ve tanıma tukusuyla büyüdüm. Hayat beni dünyanın değişik yerlerinde, değişik şehirlerde yaşamaya yöneltince şehirlerle ilgili algılamalarım kişiselleşti. Şehirler benim kendi hayatımın bir parçası oldu. Değişik şehirlerde yaşadığım için hayatı daha değişik bir prizmadan algılamak gerektiği sonucuna vardım. Benim şehirlerimin motifine baktığımız zaman orda bir hümanist anlayışın yerleşik olduğunu görmek gerekir." Hem kendi kimliğine, kendi kültürel değerlerine tutkulu ve bağlı kalmış hem de o değerler zemininden hareket ederek insanlığı kucaklama çalışmasının bir denemesi gibi "Benim Şehirlerim". İmtiyazlılar arasında İstanbul, Selanik, Beyrut, Kudüs, Saraybosna yer alıyor.

Düz ovada arz—ı endam eylesin

Osmanlı coğrafyasında yaptığı gezilerle adını duyuran Doç. Dr. Haluk Dursun, kendi şehir konseptini oluşturanlardan. Kendi şehrini anlatırken tarihçi ve 'yerli' kimliği ile birlikte Osmanlı şehir yapısını da ortaya koyuyor. "Tarihte büyük hadiselere sahne olmuş olacak ve bu hadiselerin izlerini taşıyacak; şehirden önemli kişiler ve aileler çıkmış olacak; bu kişiler minnet gerektiren pek çok eser bırakacak; şehir, kesinlikle bir düz ovada arz—ı endam eyleyecek ve bir tarafı bir dağ yamacına yaslanacak; yukarıdan bakıldığında göz estetiğine hitap eden dam mimarisi olacak, girince uzayıp giden arnavut kaldırımları, ortasından geçen nehri ve nehrin üzerinde mutlaka bir taş köprü olacak; en güzel camiinin önünde tarihin en muteber tanığı anıt bir çınar ve başını göklere değdiren devasa servileri bulunacak." Bağdat, Necef, Taif, Taşkent, Buhara, Saraybosna, Travnik, Hanya ve Tebriz, Dursun'un bu tanıma uyan şehirlerinden bazıları. Haluk Dursun, bir büyüğünün "Osmanlı üzerinde çalışacaksan mutlaka bu coğrafyayı görmelisin" nasihati üzerine başlamış şehirlere dikkat kesilmeye...

Şehirlerin de kalbi vardır

"Siz hiç soğuğun kokusunu duydunuz mu? Ben duydum; Moskova'da..." Yakınlarda çıkan "Kokulu Kentler" kitabının yazarı Tarık Dursun K. bütün kentlerin kendine özgü kokuları olduğu görüşünde. "Berlin'in kokusu Budapeşte'nin kokusuna benzemez..." Tarık Dursun'a göre doğup büyüdüğünüz yer asıl anıların toplandığı yer oluyor, dolayısıyla diğer kentlerin önüne geçiyor. "İzmir doğup büyüdüğüm bir kent. Bir insanın yaşımında çocukluğu ve ilk gençlik yıllarının anıları çok ağırlık basıyor. Yaşlandıkça o hatıralar öne çıkıyor. Yaşanmışlık yakınlık veriyor." İzmir aynı zamanda kendini teslim etmeyen, ketum bir şehirdir Tarık Dursun'ya göre. Lahmacun İzmir'i teslim alamamıştır mesela. "Birtakım yolculuklara çıkarsınız, kimisinden mutlu olursunuz kimisinden mutsuz... Kimi kent sonuna kadar açar kendisini, kimisi rahatsızlığını belli eder, sizden fedakarlık ister, keşfetmenizi bekler.." Tarık Dursun K.'nın İzmir dışında yaşamak istediği ikinci kent Üsküp. "Üsküp'ün ulusal özellikleri sevdiğim kentin ulusal özellikleriyle aynı neredeyse. Üsküp'te gözünüzü kapattığınızda kendinizi bir an Bursa'da ya da yokuşu olmayan bir İzmir sokağında gibi hissedebilirsiniz." Berlin, St. Petersburg ve 'ham petrol' kokulu Bakü yaşamak isteyeceği diğer kentler arasında. "Sevmediğim şehirler vardır ama söylemeyeceğim. Şehirler de kalbi olan varlıklardır, onların kalplerini kırmak istemem."

Kitabevi şehri eleverir

Enis Batur da "Şehr—i Enis" ile bu kafileye katılanlardan. Enis Batur yirmi yıldır şehir yazıları yazdığını, kitabının "aysberg"in görünen kısmı olduğunu söylüyor. Kitabında yer alan şehirlerin bütünü Selanik'ten başlayıp Paris'e kadar uzanan batılı şehirler. Enis Batur hiçbir doğu kentine gitmemiş, dolayısıyla onun şehir totali 'batılı' şehirlerden oluşuyor. Enis Batur şehirlere nasıl yaklaşır? "İlk izlenim önemli. Şehre girdikten sonra bir saatlik bir süre içinde yerine yavaş yavaş oturmaya başlayan bir dizi duygudur bu. Bunların bir kısmı görüntüden, bir kısmı da seslerden ve kokulardan kaynaklanır. Önemli kısmı da ayrıntılardan O kentin kapı tokmakları, o kentin çatıları, o kentle kuracağınız ilişkide tayin edici bazı özellikler taşır. Bir de uğraş alanı kültür olan bir insanın belki turistlerin gezmelerinden farklı olarak daha net biçimde baktığı başka noktalar var. Örneğin ben dar, loş sokakları daha çok severim. Sokakların geceleri aydınlatılış biçimleri bir şehri hemen farketmeme ya da ona bağlanmama yol açabilir. Kötü aydınlatılmış bir kent, benim için önemli ölçüde cazibesini kaybeder. Gezerken herkes gibi benim dikkat ettiğim şeylerden birisi de o kentin kahveleri, lokantaları gibi ortak mekanları. Ne yiyiliyor ne içiliyor buna dikkat ederim. Bir de kitapçılarını muhakkak ararım. 'Buranın kendine özgü bir iki kitabevini görmeliyim' diye düşünürüm. Zaman zaman da eğer rastladığım kitabevi sıradan bir kitabevi değilse o toplum için önemli bir işaret getirdiğine inanırım. Bu dükkanlar orada yaşayan okurlarla ilgili bir fikir yürütmemi sağlayacaktır."

Eğlenen şehirlere önyargılıyım

Enis Batur'un şehirleri daha içe kapanık, sessiz şehirler. En sevmediği ise 'bohem' şehirler. Ya da Viyana gibi 'tekdüze' olanları. Bir de eğlenmek için eğlenen insanları sevmediği gibi devamlı 'eğlenen' şehirleri de sevmiyor. "Kenti görüp de o kentin çokça eğlendiğini hemen farkedersem oradan uzaklaşırım." Akdeniz'in sahil kentlerini sevmemesini de buna bağlıyor. "Gördüğüm, insanların kıyı kentlerini seçme nedenleri zaten bu tür bir beklenti karşılandığı içindir. Benim yaşama biçiminden anladığım şeye çok uzak. Başkalarının hayatına karışacak halim yok ama bu tür yaşama biçiminden hoşlanmayan birisiyim. Böyle yaşanan yerlerden kendimi uzak tutarım. Ve böyle bölgelere ve şehirlere önyargılıyımdır. Zaman zaman yolum düştüğünde bu önyargı beni hemen kontrolü altına alır."

Şehirlerin mimari yapıları Enis Batur'u yakından ilgilendiriyor. 20. yüzyıla ait çok değerli mimari yapılara özel seferler düzenleyecek ölçüde yakınlık duymakla birlikte içinde yaşadığımız çağın sıradan ürünleri tahammül sınırlarını zorlamaktadır. "Buna karşılık tarihsel anlamda 17. yy'ın sıradan bir ürünü bu süreyi atlatıp bize kaldığı için sıradan olmaktan çıkıyor. Onun geçmişe ait olması, eski olması, korunmuş olması benim için yeterli bir çekim alanı yaratmasını sağlıyor."

İstemeye istemeye Ankara

Enis Batur da "Benim Şehirlerim" kavramının subjektif ve yaşanmışlıkla ilgili olacağını düşünüyor. Dolayısıyla doğup büyüdüğü Eskişehir, İstanbul ve Paris ilk başta gelen şehirleri arasında. "Bir de tabii insan elden geldiğince tanıdığını düşündüğü şehirleri yazmalı. Ankara'yı istemeye istemeye yazardım herhalde. Sevdiğim bir kent değil Ankara. Hatta sevdiğim yanları giderek kaybolan bir kent. Ama herhalde dördüncü kent olarak Ankara'yı yazardım yine. Metin kurmak kendi içinde bir denge arayışıdır. Dolayısıyla yazarken Ankara'yı kayırmak durumunda kalabilirim. Sevdiğim yönlerini öne çıkartabilirim. Beşinci bir kentim ise yok."

İnanılmaz bir açılım...

Yazının girişinde yayınevlerinin artık şehir dizileri yayınlamaya başladığından bahsetmiştik. Enis Batur'un ve Tarık Dursun K'nın kitaplarını çıkartan Literatür Yayınları bu yayınevlerinden birisi. Editörü Öner Cıravoğlu, edebiyat âleminde her yazarın bir şehri olduğunu farketmiş zaman içinde. Tanpınar'ın "Beş Şehri", Atilla İlhan'ın Paris'i, Tarık Dursun'un İzmir'i, Mustafa Kutlu'nun Erzurum'u, Yahya Kemal'in, Nazım Hikmet'in, Reşat Ekrem Koçu'nun, Saik Faik'in İstanbul'u, Halikarnas Balıkçısı'nın Bodrum'u bunlardan bazıları. Ahmet Turan Alkan'ın "Altıncı Şehir'ini de bu listeye eklemeliyiz. Literatür Yayınları'nın editörü kent kitaplığı eğiliminin giderek arttığı görüşünde. "Kimi yazarlar kentlerle aralarında bir iç bağın varlığını duyumsuyorlar. Bunu yazıya döktüklerinde çok renkli bir kent kültürü oluşuyor. Yayıncılar ise bu oluşumun farkında olarak, kent kültürünün tanıklıklara dönüşmesini ve okurla paylaşılmasını bekliyorlar. Bu nedenle kent kültürü kitaplarında inanılmaz bir açılım yaşanıyor günümüzde. Yayıncılıktaki bu eğilimi önemsiyorum. Çünkü tarihimizle ve özellikle yakın tarihimizle edebiyatın tüm anlatım zenginlikleriyle yüzleşmek, ayrıca keyifli bir yolculuğa da sürüklüyor bizi..."

İstanbul'un toplumsal tarihi üzerine çıkattığı kitaplarıyla dikkat çeken Kitabevi Yayınları'nın sahibi Mehmet Varış, şehirlerin de insanlar gibi hayatı, tarihi ve hepsinden önemlisi bir hafızası olduğunu, dolayısıyla üzerinde yaşanılan şehri alelade bir yerleşim yeri olarak görmenin dışında, onu varoluşun bir parçası gibi değerlendirmek gerektiğini düşünüyor. Amaçlarını "yayınlarla okuyucunun, örf ve âdetleriyle, yeme içme kültürüyle, mimarisiyle, hayat tarzıyla üzerinde yaşadığı bir parçası olduğu şehri daha yakından tanıması" olarak açıklıyor. Bir de "Bir bilinç yaralanmasına uğramadan ve geçmişle bugün arasında bir tercihe gitmeden nasıl daha "güzel" bir şehirde yaşayabileceğinin hesaplarını yapmasını sağlamak." Yayın yelpazesinden şehir dizilerine yer veren İletişim Yayınları'nın İstanbul ve Dünya Şehirleri serisinin takibe değer bir dizi olduğunu da hatırlatalım.

Gerçek şu ki; hem yazarlar hem de yayınevleri artık "kendi şehirlerine" kayıtsız kalmıyor.